Bugun...


Zeki Dilek

facebook-paylas
SURİYE’DE BARIŞ MÜMKÜN MÜ? -1-
Tarih: 11-10-2020 18:50:00 Güncelleme: 11-10-2020 18:50:00


2011 yılında Suriye’de Özgürlüklerin kısıtlandığı, Muhaliflerin serbest ifade özgürlüğüne sahip olmadığı Arap Milliyetçisi bir Baas baskı rejimi, her tarafı saran yolsuzluklar, işsizlik ve yoksulluk gibi herhangi bir ülkede bile çok sıkıntılar yaratacak her türlü olumsuzluk Suriye’de mevcuttu.

Tunus’ta bir işportacının kendini yakmasıyla fitili ateşlenen olaylar zinciri Ortadoğu’daki birçok ülke gibi Suriye’ye de sirayet etmişti.

Suriye’de insanlar ilk gösterilere 28 Ocak 2011 tarihinde başladı. 15 Mart’ta Şam ve Halep’te yaşanan kitlesel gösteriler ile büyüyerek Suriye’nin diğer şehirlerine yayıldı. 20 Mart’ta Dera’da göstericilerin Baas İl Başkanlığı’nı yakmasından sonra Hükümetin uyguladığı şiddet arttı. 25 Mart’a gelindiğinde 90 gösterici ve 7 polis hayatını kaybetmişti. 7 Nisan 2011 tarihine kadar demokratik reformların yapılmasını, siyasi tutukluların salıverilmesini, insan haklarının tanınmasını, olağanüstü halin kaldırılmasını ve yolsuzlukla mücadele edilmesini talep eden göstericiler bu tarihten sonra isteklerini değiştirdiler. 8 Nisan’da 10 şehirde yapılan gösterilerde Esad Rejiminin son bulması talep edildi. 22 Nisan’da gösteriler 20 şehre yayıldı. 25 Nisan tarihinde Suriye Ordusu ağır silahlarla kırsal alanlara yönelik bir askeri operasyon başlattı. Mayıs ayının sonuna gelindiğinde 1000’den fazla sivil ve 150’den fazla güvenlik örgütü mensubu hayatını kaybetmişti.

Silahlı ayaklanma 2011 yılının sonunda Türkiye sınırındaki İdlib eyaletine bağlı bir şehirde başladı. Cenazelerini defnetmekte olan protestocular kamu binalarını ateşe vererek 8 emniyet mensubunu öldürdüler ve bir karakolu basarak buradaki silahlara el koydular. Hükümet güçleri protestoculara ateşle karşılık vermeye başladı. Temmuz ayı sona ererken 1.600 sivil öldürülmüş, 500’den fazla güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş ve 13.000’den fazla insan gösteriler nedeniyle tutuklanmıştı.

Hâlihazırda 13 milyon 100 bin sivili yardıma muhtaç kılan iç savaştan bahsediyoruz.

Sivil ölümlerinin yüz binlerle ifade edildiği savaşta, 5 milyondan fazla sivil zorla yerinden edildi. BM Mülteciler Yüksek Komiserliğine göre, bu kişilerden 4 milyona yakın muhacire Türkiye tek başına ev sahipliği yapıyor. Suriyelilerin yaklaşık 1 milyonu Lübnan’da, 670 bin civarında kişi Ürdün’de, 250 bin civarı Irak’ta, 130 bin civarında da Mısır’da barınmaya çalışan muhacir var. 7 milyon civarında sivil ise, ülke içinde yerinden edilerek muhacir konumuna düşürüldü.

Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR), 11 Mart tarihli raporunda, Esed rejiminin Mart 2011- Mart 2019’da alıkoyduğu kişilerden en az 127 bin 916’sını halen cezaevlerinde tuttuğunu açıkladı. Rapora göre, en az 13 bin 983 kişi rejimin işkencesi nedeniyle öldü.

Sadece AÇLIK ve İLAÇ YETERSİZLİĞİ SONUCU 398’i çocuk, 187’si kadın en az 921 sivil yaşamını yitirdi. Bakın sadece ve sadece AÇLIK ve İLAÇSIZLIKTAN ölen kişi sayısı bin kişiye yakın.

Savaşın 9 yılı geride kalırken, Esed, müttefikleri Rusya ve İran’ın yardımıyla ve ABD ve Rusya destekli YPG/PKK’nin elindeki bölgelerde sayılırsa ülkenin yaklaşık yüzde 90’ında hâkimiyeti sağladı denilebilir.

ÖSO, Milli Suriye Ordusu ve Esed rejimi karşıtı silahlı grupların kontrol ettiği alan, ülke topraklarının yaklaşık yüzde 6-7 civarına geriledi.

Suriye İç savaşının başlamasının üzerinden 9 yıl geçti.

Bugün artık bu savaşın muhasebesini yapmak ve bugünkü tabloya bir bakmak gerekiyor.

Bu savaşın İslam toplumlarına, İslami Camialara, Suriye’ye, Türkiye ve halkı Müslüman olan diğer komşu ülkelere KAZANCI ve KAYBETTİKLERİ neler oldu?

Bu savaş ile birlikte Suriye ekonomisi bitti.

Suriye’de taş üstünde taş kalmadı. Altyapı ve Üst yapıların çok büyük bir bölümü harabe haline geldi.

Suriye’nin Ekonomik ve Sosyal yaşamı gibi Siyasal bağımsızlığı da harabe haline geldi. Bugün artık ÖZGÜR ve BAĞIMSIZ bir Suriye’den bahsedilemez. Bunun yerine İran ve RUSYA’NIN her emrini kayıtsız şartsız yerine getirmek ZORUNDA olan bir Suriye var.

Türkiye açısından olaya yaklaşıldığında ise çok vahim bir tablo ile karşı karşıyayız. Olaylar başlamadan önce “Dostum Esad” diye hitap edilen, 2008 yılında Muğla’nın Bodrum ilçesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ailesiyle birlikte tatil yapan Esad, Arap Baharından sonra mutlaka devrilmesi gereken bir “Diktatör” haline geldi. Savaşın başlamasıyla beraber bu savaştan olumsuz anlamda en çok etkilenen ülke Türkiye oldu. Beklediğimiz gibi Şam’da Cuma namazı kılamadık. Savaştan öncesine kadar Suriye’de ciddi bir varlık gösteremeyen PKK savaşın başlaması ile birlikte Suriye Rejiminin desteğiyle Cizre’den Hatay’a kadar uzun bir sınır hattında etkin bir örgüt haline gelmiş oldu. Buralardaki Hükümet Binalarını PKK/YPG’ye çatışmasız bir şekilde anlaşmayla “emanet” bırakan Suriye Rejiminden sonra ABD ve Rusya’da PKK/YPG yöneticileri ile anlaşınca Türkiye açısından ciddi bir güvenlik sorunu oluştu.

Öte yandan Türkiye’ye gelen ve yerleşen Suriye’li muhacirlerden dolayı da Türkiye ekonomisi ciddi sorunlar yaşadı.

Bir yandan çok ciddi sayıdaki Suriyelilerin iskânı, bir yandan onlara harcanan milyar dolarlar, bir yandan rastgele ülkeye gelmeleri ve dolaşmalarının ülkede yarattığı güvenlik kaygıları ülkemizi ciddi sıkıntılara sokacak potansiyel taşıyor. Yerleştikleri şehirlerde ucuz işgücü olarak çalıştırılmaları sebebiyle yerleşik işsiz halkın da tepkilerine sebep olmalarının sonucunda bugün Suriyeliler bu ülkede “İstenmeyen Misafir” konumuna düştüler.

İdlib meselesinden dolayı bugün Suriye ile çatışma içerisine giren Türkiye’nin “Komşularla Sıfır Sorun” politikasının iflası anlamına geliyordu bu durum.

İslami kesimler deseniz başka bir facia karşınıza çıkar. (DEVAM EDECEK)



Bu yazı 471 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
NAMAZ VAKİTLERİ
HABER ARA
YUKARI