Bugun...


Ahmet yoldaş

facebook-paylas
ZAMAN: YA ŞAHİDİN OLUR YA DA ŞİKÂYETÇİN
Tarih: 22-04-2026 00:04:00 Güncelleme: 22-04-2026 00:04:00


 Sessizce Akıp Giden En Büyük Sermaye

 

İnsan çoğu zaman malını, mülkünü, sağlığını düşünür; fakat en büyük sermayesinin farkına varamaz: Zaman. O, sessizce akar. Ne sesi vardır ne gölgesi. Ama ömür ondan ibarettir.

Bir gün gelir, insan dönüp arkasına baktığında yılların nasıl geçtiğini anlayamaz. İşte o an, ya “Elhamdülillah dolu dolu yaşadım” der ya da “Keşke…” diye başlayan pişmanlıklar kalır geriye.

Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de zamana yemin ederek şöyle buyurur: “Asra andolsun ki. İnsan mutlak hüsrandadır. Ancak iman edenler, iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı öğütleyenler bunun dışındadır.” (Asr Suresi) Kurtuluş yolu imandır. İyi iş yapmaktır, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmektir.

Demek ki zaman, kendi başına kurtuluş getirmez. Onu nasıl kullandığımız belirleyicidir.

Zamanın Kıymeti: Lehte mi Aleyhte mi?

Zaman tarafsızdır. Ama biz onu ya lehimize çeviririz ya da aleyhimize…

Resûlullah (S.A.V) şöyle buyurur: “İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: sağlık ve boş vakit.” (Buhârî)

Bugün “boş zaman” dediğimiz şey aslında bir imtihandır. O vakit ya ibadetle, ilimle, hayırla dolacaktır ya da gafletle, israfla ve boş işlerle tüketilecektir.

Unutmayalım:
Zaman geçmez. Biz geçeriz.
Zaman eksilmez. Ömür eksilir.

Söz Verilen Zamanlara Sadakat

Müminin en önemli vasıflarından biri de emanete riayet ve ahde vefadır.

Bir randevuya geç kalmak, verilen bir sözü geciktirmek sadece dünyevi bir kusur değildir; aynı zamanda ahlaki bir zafiyettir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyurur: “Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, emanete sahip çıkmaz…” (Buhârî, Müslim)

Demek ki zamanında gelmek, verilen vakte riayet etmek sadece bir disiplin meselesi değil; imanın da bir yansımasıdır.

İlklerin Zaman Anlayışı

Sahabe-i kiram zaman konusunda adeta birer yıldız gibiydi.

Abdullah ibn Mesud şöyle derdi: “Güneşin doğup da ömrümden bir günün eksildiği, fakat amelimin artmadığı hiçbir güne üzülmediğim kadar üzülmedim.”

Yani bir günün geçmesi değil, boş geçmesi onları kahrediyordu.

Hasan-ı Basri ise şöyle der: “Ey Âdemoğlu! Sen günlerden ibaretsin. Bir gün gitti mi, senin bir parçan gitmiş olur.”

Onlar zamanı öldürmezdi. Zamanı diriltirdi.
Her anı ya ibadet, ya ilim, ya da hayır ile değerlendirirdi.

Zamanı Değerlendirmek: Planlı Bir Hayat

Boş geçen zaman şeytanın en sevdiği alandır. Bu yüzden mümin, zamanını plansız bırakmaz.

Günlük ve haftalık program yapmak;

Namaz vakitlerini merkeze almak

İlim ve Kur’ân için zaman ayırmak

Aileye, tefekküre ve hizmete vakit ayırmak, bunların hepsi zamanı bereketlendiren amellerdir.

Plansız hayat savrulur. Planlı hayat ise istikamet bulur.

Faydalı Şeylere Zaman Ayırmak

Her geçen saat, ya bizi Allah’a yaklaştırır ya da uzaklaştırır.

Bu yüzden kendimize şu soruyu sormalıyız: “Benim zamanım beni nereye götürüyor?”

Kur’ân okumak, ilim öğrenmek, bir yetime dokunmak, aileyle kaliteli vakit geçirmek…
Bunların hepsi zamanı ahirete yatırım hâline getirir.

Unutmalım!

Dünya için harcadığın zaman tükenir,
Ama Allah için harcadığın zaman ebedileşir.

Zamanı Faydalı Geçirmenin Yolları

Güne erken başlamak (seher bereketinden faydalanmak)

Günlük hedefler belirlemek

Gereksiz meşguliyetleri azaltmak

Salihlerle beraber olmak

Nefsi muhasebe yapmak (gün sonunda kendini hesaba çekmek)

Bunlar basit gibi görünür ama hayatı değiştiren adımlardır.

 

Aileye, Tefekküre ve Hizmete Vakit Ayırmak


Mümin için zaman sadece bireysel ibadetle sınırlı değildir; aynı zamanda aileye, tefekküre ve hizmete ayrılan vakitlerle de bereketlenir.

Aileyle geçirilen zaman, neslin inşasıdır; tefekkürle geçirilen zaman, kalbin dirilişidir; hizmetle geçirilen zaman ise ümmetin ihyasıdır. Dengeyi kurabilen bir mümin, hem kendini hem çevresini inşa eder. Zamanı bu üç alan arasında hikmetle paylaştırmak, hayatı anlamlı ve bereketli kılan en önemli sırdır.

 

Zaman Hakkında Bazı Görüşler


Seyyid Kutub’a göre zaman, iman davasının en büyük sermayesidir. O, hayatını Kur’ân’ın gölgesinde anlamlandırmış ve her anı bir şahitlik sorumluluğu olarak görmüştür. Zindanda dahi geçen vakitlerini boşa harcamamış, tefekkür, yazı ve Kur’ân’a yönelerek zamanı diriltmiştir. Ona göre mümin, zamanını tüketen değil; zamanla iz bırakan kişidir. Çünkü dava adamı için her dakika ya bir inşa ya da bir kayıptır.


Hasan el-Benna, zamanı ümmetin diriliş anahtarı olarak görmüştür. O, gençlere ve talebelerine sürekli olarak zamanı disiplinli kullanmayı öğütlemiş;Vakit hayattır” diyerek her anın Allah yolunda değerlendirilmesini istemiştir.

Gününü ibadet, ilim, hizmet ve davet arasında dengeyle bölmüş; ümmetin ihyası için geçen her dakikanın büyük bir kazanç olduğunu ifade etmiştir. Ona göre boşa geçen zaman, sadece bireysel değil, toplumsal bir kayıptır.

Bediüzzaman Said Nursî, zamanı “ömür sermayesi” olarak tarif eder ve insanın bu sermayeyi ebedî kazanca dönüştürmesi gerektiğini vurgular. Ona göre her bir dakika, ahirete çevrilebilecek bir tohum gibidir.

Sürgünler ve zorluklar içinde bile vaktini Kur’ân hizmetine vakfeden Nursî, zamanın bereketinin ihlâsla arttığını gösteren bir örnek olmuştur. O, “Az bir zamanda çok işler yapmak” sırrının, niyet ve ihlâsla mümkün olduğunu bizlere öğretir.

Abdülfettah Ebu Gudde, âlimlerin hayatını incelediğinde onların en belirgin özelliğinin zamanı titizlikle korumak olduğunu ifade eder. Ona göre ilim ehli, vakti altından daha değerli görmüş ve en küçük zaman dilimlerini bile değerlendirmiştir.

Ebu Gudde, talebelerine “Zamanı korumak, ilmi korumaktır” diyerek disiplinli bir hayatı öğütlemiştir. Çünkü dağınık bir zaman, dağınık bir ömür demektir.

Muhammed el-Gazali, zamanın israfını ümmetin geri kalış sebeplerinden biri olarak görür. Ona göre Müslüman, zamanını sadece tüketen değil; onu anlamlandıran ve yönlendiren kişidir. Gazali, modern çağın oyalayıcı unsurlarına karşı uyanık olunması gerektiğini vurgular ve her Müslüman’ın kendine “Bugün Allah için ne yaptım?” sorusunu sormasını ister. Zaman, onun nazarında bir imtihan alanıdır ve bu imtihan bilinçle kazanılır.

Sonuç: Zaman Ya Kurtarır Ya Da Kaybettirir

Unutmayalım.

Zaman, biriktirilemez, geri döndürülemez, ödünç alınamaz. Kaybedilen mal geri gelir, ama kaybedilen vakit bir daha dönmez.

Zaman senin en sadık dostundur ama aynı zamanda en güçlü şahidindir.

Mahşer günü o vakitler dile gelecek…
Ya “Bu kul beni Allah yolunda kullandı” diyecek
Ya da “Beni israf etti” diye şikâyetçi olacak…

Öyleyse, henüz nefes varken, Henüz kapılar açıkken, Henüz amel defteri kapanmamışken
zamanı değerli kılalım.

Dua

Allah’ım…
Bize zamanın kıymetini idrak eden kullarından olmayı nasip eyle.
Boş geçen vakitlerimiz için bizi affeyle.
Ömrümüzü bereketli, amellerimizi ihlaslı kıl.
Zamanımızı Senin rızana uygun değerlendirmeyi bize nasip eyle.

Ömrümüzü hayırla geçirip,
Seni razı eden kullar olarak huzuruna çıkmayı bizlere lütfeyle. Âmin.

 

Ahmet YOLDAŞ



Bu yazı 152 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI