Bir gün aynaya baktım…
Bu kez yüzüme değil, ötesine.
Ve sordum: Ben kimim?
Aynadaki suret mi benim,
Yoksa o surete bakan mı?
Görünen mi hakikat,
Yoksa görünmeyen mi asıl ben?
Bu hayat bir hayal mi,
Yoksa uykunun içindeki bir uyanış mı?
Yıllar geçti…
Zaman içimden sessizce akıp gitti.
Ömür eksildi, sorular çoğaldı.
Ben ise hâlâ bir yolcu:
Kendine yabancı, kendini arayan…
Nereden geldim, nereye gidiyorum; bilmiyorum.
Sadece şunu biliyorum:
Beni yaratan, beni başıboş bırakmadı.
İçimde bir emanet var…
Bir nefes, bir iz, bir sır.
Ve o sır fısıldıyor:
“Evvelâ kendini bil.”
Çünkü insan suretinde olmak yetmez;
İnsan olmak, bir hakikate ermektir.
Her can taşıyan diri değildir,
Her atan kalp hakikatle atmaz.
Anladım ki…
İnsan olmak, kalpte doğan bir nurdur.
O nurun ilk kıvılcımı: vicdan.
Vicdan;
Hakk’ın kuldaki sessiz sesidir.
Duyulmaz sanılır,
Ama susturulamaz.
İman bir kapıdır,
Vicdan o kapının anahtarı.
Anahtar yoksa kapı açılmaz,
Kapı açılmazsa yol bulunmaz.
Vicdan sevgidir…
Ama nefsin değil, hakikatin sevgisi.
Vicdan merhamettir…
Ama çıkarın değil, rahmetin sesi.
Vicdan adalettir…
Terazisi dünyada değil, mânâdadır.
Adalet sadece insanın değil,
Kâinatın dengesidir.
Bir kalp incinse,
Bir gönül kararsa,
Bir zerre yerinden kaysa…
Bil ki mizan bozulur.
Çünkü âlem, görünmeyen bir ölçüyle ayakta durur.
Ve gönül, Hakk’ın nazargâhıdır.
Denge taşta, toprakta değil;
İnsanın kalbindedir.
Kalp bozulursa dünya daralır,
Kalp düzelirse âlem genişler.
Her şey bir kalple başlar…
Bir kalp uyanır, bir insan dirilir.
İnsan dirilir, toplum uyanır.
Toplum uyanırsa adalet doğar.
Ama kalpler körse,
En kalabalıklar bile yalnızdır.
İnsan önce kendini bulmalıdır.
Kendini bulamayan,
Ne dünyayı taşır ne hakikati.
Komşusu açken tok yatan,
Kendi ruhunu aç bırakır.
Bir lokma için dökülen gözyaşı,
Göğe değil, vicdana düşer.
Vatan uğruna ölene şehit deriz…
Peki nefs uğruna öldürene ne deriz?
Toprak mı kutsaldır,
Yoksa o toprağa düşen can mı?
Büyük balık küçük balığı yutarken
Kim dur diyecek bu düzene?
Yoksa çağ,
Gücün hak sayıldığı bir imtihan mı?
Dünya mı değişti, yoksa biz mi?
İnsan mı kaybetti kendini,
Yoksa vicdan mı sustu içimizde?
Sanki dünya, bir sözün ucunda…
Bir söz başlatır savaşı,
Bir söz getirir barışı.
Bir söz âleme zehir olur,
Bir söz ise panzehir.
Söz kalpten doğarsa nur,
Nefisten çıkarsa ateştir.
Ve ben…
Yine aynanın karşısında dururum.
Sorularım hâlâ orada:
Ben kimim?
Ama artık bilirim...
Aradığım ben,
Bu beden değil,
Bu isim değil,
Bu geçici gölge değil.
Ben bir nefesim…
Ve o nefes, Yaratandandır.
“Ben kimim?” diye sordum.
Cevap içimden geldi:
“Sen, kendini bildiğin kadar sensin.”
Kendini bilen, Rabbini bilir.
Rabbini bilen, hiçliğini görür.
Hiçliğini gören ise
Hakiki varlığa erer.
İşte o zaman…
Ayna kırılır,
Suret silinir,
Hakikat kalır.
Ve insan…
Gerçekten insan olur.
Hamdullah IŞIK / malabub@yaani.com