Minareler yerinde duruyor, ezanlar okunuyor, Kur'an'lar evlerimizde... Ama Kur'an'ın ahlakı, Peygamber'in (sav) sünneti ve Müslüman kardeşliği hayatımızda ne kadar yer buluyor?
Asıl soru budur: Müslüman, Müslümanlığını mı unuttu; yoksa Müslümanlığını yaşamayı mı ihmal etti?
Kur'an-ı Kerim'de Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Kendilerine Allah'ı unutan, Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın." (Haşr, 59/19)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise şöyle buyurmuştur: "Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir." (Buhârî, Müslim)
Bugün kendimize şu soruları sormamız gerekir:
Namaz hayatımızın merkezinde mi?
Helal ve harama dikkat ediyor muyuz?
Kul hakkından sakınıyor muyuz?
Müslüman kardeşimizin derdiyle dertleniyor muyuz?
Kur'an'ı sadece okuyor muyuz, yoksa yaşamaya da çalışıyor muyuz?
Belki de mesele Müslümanlığın unutulması değil; Müslümanlığın günlük hayatın merkezinden uzaklaşmasıdır.
İman, sadece kimlikte değil; ahlakta, ibadette, ticarette, aile hayatında ve insan ilişkilerinde de görünmelidir.
"Müminler ancak kardeştir." (Hucurât, 49/10)
Sabah ezanıyla uyanan şehirlerimiz var. Camilerimiz doluyor, Kur'an-ı Kerim evlerimizin en güzel köşesinde duruyor. Kandiller kutlanıyor, Ramazanlar coşkuyla yaşanıyor. Fakat bütün bunlara rağmen insanın zihnini sarsan bir soru var:
Acaba Müslüman, Müslümanlığını unuttu mu?
Belki de daha doğru soru şudur: Müslüman, İslam'ı sadece bir kimlik olarak mı taşıyor; yoksa bir hayat nizamı olarak mı yaşıyor?
Çünkü İslam, sadece namaz kılmak, oruç tutmak veya hacca gitmek değildir.
İslam; evde eş olmaktır. İş yerinde dürüst olmaktır. Pazarda güvenilir olmaktır. Mahkemede adalet olmaktır. Komşulukta merhamet olmaktır.
Yetimin başını okşamak, mazlumun yanında durmak, kul hakkından titizlikle sakınmaktır. Kısacası İslam, hayatın tamamını Allah'ın rızasına göre yaşamaktır.
İslam Hayatın Tamamıdır
Rabbimiz şöyle buyuruyor: "De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir." (En'âm, 6/162)
Bu ayet, Müslüman’ın sadece ibadetini değil; hayatının her anını Allah'a adaması gerektiğini bildiriyor.
Ne yazık ki bugün din bazen caminin kapısında bırakılıyor. İbadetle ticaret, imanla ahlak, dua ile davranış birbirinden ayrılıyor. Oysa Peygamber Efendimiz (s.a.v.) böyle yaşamadı. O'nun evi de İslam'dı, çarşısı da İslam'dı, savaşı da İslam'dı, barışı da İslam'dı. Merhameti de Allah içindi, adaleti de Allah içindi.
Peygamberimizin Yaşadığı İslam
Hz. Âişe validemize Efendimizin ahlakı sorulduğunda şu cevabı verdi: "Onun ahlakı Kur'an'dı." (Müslim)
Bu ne büyük bir övgüdür!
Kur'an yürüyen bir insan olsaydı, adı Muhammed Mustafa (s.a.v.) olurdu.
Komşusu açken tok yatmadı.
Yetimi korudu.
Düşmanına bile adaletle davrandı.
Kendisine taş atanlara beddua etmek yerine hidayet diledi.
Affetmenin mümkün olduğu yerde affetti; hakkın çiğnendiği yerde ise taviz vermedi.
İşte Müslümanlık budur.
Sahabenin Anladığı Din
Hz. Ömer (ra), Fırat kıyısında bir koyunun kaybolmasından bile kendisini sorumlu tutuyordu.
Hz. Ebû Bekir (ra), Halife olduktan sonra bile dul kadınların evine gizlice su taşımaya devam etti.
Hz. Osman (ra), Malını Allah yolunda infak ederken servetini değil, Rabbinin rızasını düşünüyordu.
Hz. Ali (ra), en büyük düşmanına bile adaletle hükmetti.
Çünkü onlar için İslam; anlatılan değil, yaşanan bir hakikatti.
Cihat Sadece Cephede Değil, Hayatın Her Alanındadır
Bugün "cihat" denildiğinde birçok insanın aklına yalnızca savaş geliyor. Oysa cihat; Allah'ın dinini yüceltmek için gösterilen her türlü meşru gayretin adıdır.
Nefisle mücadele etmek de cihattır; ilim öğrenmek ve öğretmek de cihattır; mazlumun yanında durmak da cihattır; hakkı haykırmak da cihattır; malıyla, canıyla, kalemiyle ve duasıyla Allah yolunda fedakârlık yapmak da cihattır.
Ancak unutmayalım ki, cihadı terk eden ümmet izzetini de kaybeder. Haksızlık karşısında susan, zulmü seyreden, mazlumun feryadına kulak tıkayan, sadece kendi rahatını düşünen bir toplum; Kur'an'ın inşa etmek istediği ümmet olamaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın; mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." (Tevbe, 9/41)
Müslüman; korkunun değil, imanın; menfaatin değil, hakkın; konforun değil, kulluğun peşinden yürüyen insandır. Çünkü bilir ki Allah yolunda verilen hiçbir emek boşa gitmez.
Unuttuğumuz En Büyük Hakikat
Bir gün Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir." (Buhârî, Müslim)
Bugün insanlar bizden emin mi?
Sözümüze güveniliyor mu?
Emanete riayet ediyor muyuz?
Kul hakkından korkuyor muyuz?
Trafikte, alışverişte, sosyal medyada, aile içinde gerçekten Müslüman gibi davranabiliyor muyuz?
İşte asıl muhasebe budur.
İbretlik Bir Hikâye
Rivayet edilir ki bir tüccar, malını satarken müşterisine kumaştaki küçük kusuru gösterdi. Yanındakiler şaşırıp, "Bunu söylemeseydin kimse anlamazdı." dediler.
Tüccarın cevabı ibretlikti: "İnsan görmese de Allah görüyor."
İşte takva budur.
Bugün ise çoğu zaman "Kimse fark etmez." anlayışı, "Allah görüyor." şuurunun önüne geçebiliyor.
Düşündüren Bir Fıkra
Bir adam, Nasreddin Hoca'ya sormuş:
— Hocam, dünyanın en ağır yükü nedir?
Hoca gülümsemiş:
— Söylediğini yaşamamaktır.
Gerçekten de insanın omzundaki en ağır yük, bildiği hakikati hayatına taşıyamamasıdır.
Bugünün Aynası
Bugün teknoloji ilerledi.
Binalar yükseldi.
Araçlarımız hızlandı.
Telefonlarımız akıllandı.
Peki ya kalplerimiz?
Merhametimiz arttı mı?
Adaletimiz güçlendi mi?
Komşuluklarımız güzelleşti mi?
Kul hakkına daha fazla dikkat eder olduk mu?
İşte asıl medeniyet budur.
Müslümanlık; sakalda, kıyafette veya isimde başlamaz. Önce kalpte kök salar; sonra dile doğruluk, göze hayâ, ele emanet, kazanca helallik, aileye huzur, topluma güven olarak yansır.
Sözün Özü
Müslümanlık unutulacak bir din değildir; fakat ihmal edilebilecek bir emanettir. Bugün yeniden Kur'an'ın ahlakına, Peygamber Efendimizin sünnetine, sahabenin samimiyetine ve kulluk bilincine dönmeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Unutmayalım ki Allah bizden sadece ibadet eden kullar değil, ahlakıyla, adaletiyle, merhametiyle, sabrıyla, şükrüyle, cihad şuuruyla, hak ve hukuka riayetiyle O'nu temsil eden kullar olmamızı istemektedir.
Belki de bugün dünyamızın en büyük ihtiyacı, İslam'ı anlatan dillerden önce İslam'ı yaşayan gönüllerdir.
Çünkü insanlar kulaklarıyla duyduklarından çok, gözleriyle gördüklerinden etkilenirler.
Müslümanlık, konuşulduğu kadar yaşandığında; aile huzur bulacak, toplum güven bulacak, ümmet yeniden izzet bulacaktır.
Müslümanlığımızı başkalarına anlatmadan önce, kendi hayatımızda görünür hâle getirmeliyiz. Çünkü insanlar en çok sözlerimizi değil, yaşayışımızı okurlar.
Ve Dua
Allah'ım!
Kalplerimizi Kur'an'ın nuruyla dirilt, hayatımızı Resûlullah'ın (s.a.v.) sünnetiyle güzelleştir.
Bizi sadece Müslüman ismini taşıyanlardan değil, İslam'ı ahlakıyla, adaletiyle, merhametiyle, cesaretiyle ve kulluğuyla yaşayan kullarından eyle.
Allah'ım!
Bizleri hakkı bilen, hakka teslim olan ve hakkı haykırmaktan çekinmeyen kullarından eyle. Nefsimize karşı mücadelede bizlere sebat ver; mazlumun yanında duracak cesaret, zalimin karşısında eğilmeyecek izzet nasip et.
Ya Rabbi!
Ümmet-i Muhammed'i yeniden vahdet, rahmet ve kardeşlik üzere bir araya getir. Gazze'den Doğu Türkistan'a, Arakan'dan yeryüzünün bütün mazlum beldelerine nusretini ihsan eyle.
Şehitlerimize rahmet, yaralılarımıza şifa, esirlerimize kurtuluş, ümmetimize izzet ve feraset nasip eyle.
Rabbimiz! Bizleri, hayatının her anında "Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir." hakikatini yaşayan samimi kullarından eyle.
Âmin yâ Rabbel âlemîn.
Ahmet YOLDAŞ