Dünya hayatında ilden ile, ülkeden ülkeye yolculuk yapmak için hava yollarını, kara yollarını, deniz yollarını veya demir yollarını kullanırız. Bu yolculuklar hem külfetli hem de zahmetlidir. Rabbimizin rahmetiyle, ikamet edilen yer ile varılacak yer arasındaki mesafe 90 km ve üzerindeyse, yolcu seferî sayılır ve dört rekâtlı farz namazlarını iki rekât olarak kılabilir. Şâfiî mezhebinde ise bu konuda muhayyerlik vardır.
Bu dört çeşit yolculukta maddi giderler, bagaj sorunları, beden yorgunluğu ve zihinsel yorgunluk vardır. Ayrıca trafik kurallarına riayet etmek ve çeşitli zorluklarla karşılaşmak da söz konusudur.
İnsanoğlu, dünyada kaldığı süre içerisinde hayat yolculuğunu sürdürür. Doğumdan ölüm anına kadar geçen zaman, insanın dünya hayatındaki yolculuğudur. İnsan, hayatta olduğu sürece bir imtihan içerisindedir. Başıboş değildir; yaptığı iyi ve kötü işlerden sorumludur.
ECEL GELİNCE
Ecel geldiğinde ahiret yolculuğu başlar.
Hareket yeri: Dünya.
Varış yeri: Ahiret.
Uçuş saati: Her an olabilir.
Ecel kapısını çalan Azrail'dir. İnsan, bulunduğu adresten teslim alınır. Bu yolculuğun bileti yalnızca gidiştir; dönüşü yoktur. Varılacak hayat ise ebedîdir.
AHİRET HAVA YOLCULUĞUNDA MÜSADE EDİLEN EŞYALAR
Bu yolculukta dünyadaki gibi valizler, servetler, makamlar veya eşyalar götürülemez. İnsan, yanında yalnızca dünyada yaptığı amellerini götürür.
1. Kefen:
Yaklaşık 7-8 metre kumaştan oluşan kefen. Kefenin markası aranmaz.
2. Hayırlı evlat:
Vefat eden kimse için hayırlı evladının yaptığı dua, onun ardından bırakabileceği en kıymetli miraslardan biridir.
3. Faydalı ilim:
İnsan hayattayken faydalı ilim öğrenmeli, öğretmeli ve gelecek nesillere aktarmalıdır. Dindar ve hayırlı nesillerin yetişmesine vesile olan, kötülüğe karşı insanlara rehberlik eden ilim, insanın ardından bırakabileceği önemli eserlerden biridir.
4. Salih amel:
Salih amel sadece namaz kılmak, oruç tutmak, hac ve umre yapmak, sakal bırakmak veya bir tarikatın virdini çekmekten ibaret değildir. İslam bir bütündür.
Hayatın bütün alanlarında Allah'ın koyduğu helal ve haram sınırlarına riayet etmek, kula kulluk etmemek ve yalnızca Allah'a kul olmak; kul hakkına girmekten kaçınmak; güvenilir, güzel ahlaklı ve adaletli bir insan olmak da salih amelin bir parçasıdır.
Yalandan, gıybetten, gösterişten, laf taşıyıp fitne çıkarmaktan, kibirden, iki yüzlülükten ve adaletsizlikten uzak durmak gerekir.
AHİRET HAVA YOLCULUĞU BİTİNCE: VARIŞ LİMANINDA SORULAR
Ahiret yolculuğunun ilk durağı kabir, yani mezardır. Kabirde Münker ve Nekir meleklerinin soruları vardır.
İlk sorulardan bazıları şunlardır:
Rabbin kim?
Nebin kim?
Kitabın ne?
Kıblen neresi?
Bunun yanında insanın dünya hayatına dair de hesaba çekileceği bildirilmiştir:
1. Ömrünü nerede tükettin?
Ömrünü Allah'ın rızasına uygun bir hayat yaşayarak mı geçirdin, yoksa dünyaya dalarak mı tükettin?
2. Gençliğini nerede geçirdin?
Gençlik yıllarında helale ve harama riayet ettin mi? Gücünü, enerjini ve gençliğini nerede harcadın?
3. Malını ve servetini nereden kazandın, nereye harcadın?
İnsan, malını nereden kazandığından ve nereye harcadığından hesaba çekilecektir. Kazancının helal olup olmadığı ve servetini hangi amaçlarla kullandığı sorgulanacaktır.
4. Bugün Allah için ne yaptın?
Her gün hayırlı bir amel peşinde olmak, Müslümanın hayat anlayışının bir parçası olmalıdır.
MAHKEME-İ KÜBRÂDA KUL HESAP VERECEK
İlâhî kelamda Mevlâmız şöyle buyurur:
“Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak nefsin yeter.”
(İsrâ Suresi, 14. ayet)
Burada “kitabını oku” ifadesi, insanın amel defterini okuyup yaptıklarını görmesi şeklinde anlaşılır. İnsan, dünyada yaptığı iyi ve kötü amellerin karşılığını görecektir.
O gün avukatlar, pişmanlıklar, makamlar, mevkiler, mal ve servetler, rütbeler, korumalar, rozetler ve dünyadaki itibarlar insana fayda vermeyecektir. İnsan, dünyada elde ettiği imkânlarla değil, yaptığı amellerle karşı karşıya kalacaktır.
Fırsat elde, ruhsat dilde iken; Allah'ın bizden razı olacağı kullardan olmaya gayret edelim.
Şairin dediği gibi:
“Fani dünyadan yolculuk, ahirete vasıl;
Ana rahminden geldik pazara,
Bir kefen aldık, döndük mezara.”
Öyleyse düşünelim:
Değer mi dünyayı ahirete tercih etmeye?
Vesselâm.