Bugun...


Halit Eşkan

facebook-paylas
Milli Eğitim ve Muallim-2
Tarih: 01-09-2026 00:02:00 Güncelleme: 01-09-2026 00:02:00


 

İtaat başta Allah ve resulüne olmak üzere ana ve babaya, büyüklerine, kısacası itaat edilmesi gereken herkese karşı gösterilmesi gerekli olan bir sorumluluktur.

Muallim öğrencilere bağımsız düşünmeyi, aklen hür olmayı telkin etmelidir. Zira aklı hürriyet, hür ilim ve ilmi hürriyettir. Bu bağlamda her türlü ideolojik düşüncenin etki alanından uzak durmak esastır. Çünkü ideolojiler aklın mezarıdır. İnsan ile hakikat arasında karanlık bir perdedir. Beyinleri yıkayan insanlara hafıza kaybı yaşatan ve onları mankurtlaştıran bir marazdır. Toplumu ayrıştıran ve insanları ötekileştiren bir nifaktır. Varlığını ve etkinliğini sürdürebilmek adına ayrışmayı ve çatışmayı benimseyen ve teşvik eden provokatördür. Evladı ana babaya, kardeşi kardeşe düşman eden bir fitnedir. İlah gibi her şeye hâkim ve her şeyi tayin eden sapık bir inançtır. Aklın temyiz kabiliyetini felç eden bir illettir. Mensupları emredilen ve emredileni düşünmeden yerine getirmekle sorumlu olan birer robottur. Kendileri gibi düşünmeyenlere zulmettiklerinde, kendilerini cendere de hisseden birer zalimdir. Bu izimler ister resmî ideoloji olsun ister legal ister illegal olsun batıldır. Veba gibi uzak durulması gereken salgın ve ölümcül bir hastalıktır.

Bu izimlerin önderleri, bir devirde kuzgunlar gibi onların artıkları ile beslenen ve irileşenler tarafından alkışlanan, mazlumlar, mağdurlar ve zulme karşı olan namuslu bilim insanları tarafından lanetlenen zalimlerdir.

Gerçek o ki gün olur devir döner, keser döner sap döner. Bir gün gelir hesap döner. Mühlet veren fakat ihmal etmeyen Yüce Allah'ın adaleti tecelli eder. Bu defa yargı zulme dayalı icraatlarının hesabını adalet adına bu zalimlerden sorar ve adalet hükmünü verir.

O zaman bu devrimci katillerin, şöhretleri, şanları ve bütün itibarları yok olup gider. Geride aşağılanma, zillet ve itibarsızlık kalır.

Sonuçta bu zalimler için mahkûmiyet hak, hapishane hücresi ise onlara mesken olur. Ve tarihin sayfalarına bu melunların icraatları kara birer leke olarak yazılır.

Muallim, irfanen de hür olmayı benimsetmelidir. Çünkü irfan, insanın kimliğini oluşturan, aidiyetlerini kalben anlaması, aklen bilmesi, lisanen ifade etmesi, fiilen yaşaması ve kendisinden sonraki kuşaklara aktarması şuurudur.

Bu aidiyetler insanın dinidir. Örf ve adetleridir. Milliyetidir, ülkesidir, memleketidir, tarihidir vesaire.

Bu bağlamda kimlik insanı başka hiçbir kimseye benzemez kılan aidiyetlerin tamamıdır. Kimliği oluşturan tek bir aidiyet, hatalı dokunulduğunda bütün bir kişilik sarsılır. Çünkü inanç bütünlüğü olmayan insanlarda karakter bozukluğu vardır.

Maalesef bu konuda inancımızla (olmamız gerekenle) yaşantımız arasındaki uçurum gün ışığı gibi açık bir gerçektir. Bu, gerçek benliğimizden uzaklaşmış olduğumuzun ifadesidir. Oysa ki irfanı hürriyet emperyalizme karşı kalkandır. İnsanların ve milletlerin benliğini muhafaza etme bilincidir. Başka milletlere benzememe iradesidir. Asimile önünde sağlam bir settir. İdeal insanların yetişmesini teşvik eden bir dinamiktir.

İrfanı hür olanların ötekine gidişleri boyun eğerek değil, başı dik şekildedir.

Muallim vicdani hürriyetin kutsal bir erdem olduğu hakikatiyle öğrencilerini şuurlandırmalıdır. Çünkü vicdani hürriyet, hür, adalet ve adil hürriyettir. Kalben iyi ve kötüyü, aklen doğru ve yanlışı anlamaktır. Doğruluktur. Hakkı hak bilip hakka saygılı olmak ve hakkı korumaktır. Batılı, yani kötüyü batıl bilip batıldan kaçınmaktır. Kendisinin, ana babasının veya yakınlarının aleyhine de olsa hukukun özü olan adaletten ayrılmamaktır. Kendisi için istediklerini başkası için de istemektir.

Bir devrin yüz karası zalimlerin iradelerine boyun eğen, onların emirleriyle, milletine hizmetten başka hiçbir suçu bulunmayan vatansever mazlumları idama mahkûm eden vicdanları kararmış yargı heyeti ve başkanı gibi olmamaktır. Bu bağlamda kendilerine bir itibar ve kuvvet vesilesi olsun diye Allah’tan başka tanrılar edinen, dünyevi varlığa ve iktidara dini bir coşku ile kalben bağlı olan, vicdanları paslı, akılları maddenin karanlığında tutsak ve kalpleri katı olanların hukukun üstünlüğünü ve adaletin faziletini idrak edemeyenlerin hükümlerinde adil olamayacakları gün gibi aşikardır.

‘Onların kalpleri vardır, anlamazlar, gözleri vardır, görmezler, kulakları vardır, işitmezler’. Onlar yalandan başka söz söylemezler ve zandan başka bir şeye tabi olmazlar. Bunlar koyu bir cehalet içinde debelenen ve bütün insani değerlerini kaybetmiş olan gafillerdir. Zaman zaman hile ve cebren yönetime el koyan, gaflet, dalalet ve hatta ihanet içerisinde bulunan vesayetçi devrimci zorbalar kendi ideolojilerini egemen kılmak için devlet hayatından ve sosyal hayattan dini uzaklaştırmak adına söylemleri ve eylemleri ile toplumu sindirirler. Bu süreçte inancın, gelenek ve göreneklerin toplumsal düzeni sağlamaktaki işlevleri kanunlara yüklenir. Toplum inandığı gibi yaşamak yerine, beşerî müeyyideler manzumesi olan kanunlara itaat için zorlanır. Oysaki kanunlar, ancak toplumun yaşayan değerlerine, inancına, ahlakına, hukukuna, insanların kendilerini ifade etme hakkını kullanma, hürriyetlerine uygunlukları ile orantılı olarak vicdanlarda saygınlık kazanır.

Kaldı ki her beşerî kanunda mutlaka beşerî bir zaaf vardır. Bu yüzden kanunlar, toplum hayatında büyük sineklerin delip geçtiği küçük sineklerin yakalandığı basit birer engeldir.

Ayrıca kanunlar toplumun menfaatlerinden ziyade şahısların menfaatlerini öngören veya onların iktidarlarını sürdürebilmelerini teminat altına alan bir mahiyette de olabilir.

Bu meyanda dinin örf ve adetleri toplum hayatındaki fonksiyonları kısmen veya tamamen sonlandırılabilir veyahut hürriyetleri kısıtlanabilir. Bu minvalde medya ve çeşitli iletişim araçları, hak ve hukukun saygınlığı adına mazlumların sesi olmak yerine bu hukuksuzluklara meşruiyetlik sağlamaya çalışan iktidar söyleminin birer taşıyıcısı, bir nevi iktidarın simgesel dili olur.  Zulmü alkışlar ve zalimlerin söylevcisi olur. Yolsuzluk, hırsızlık gayri meşru kazançlara yöneliş, cinsel tacizler, kadın cinayetleri, bebek katilleri, çocuklarını öldüren anneler, eşlerini aldatan kadınlar ve erkekler, içki ve uyuşturucu bağımlıları giderek çoğalır. Aile hayatında, dolayısıyla sosyal hayatta irfanı çözülme, ahlaki bozulma ve kirlenme baş gösterir. Oyun ve eğlencelere düşkünlük artar. Hürriyet adına kadınlar saygın şahsiyetlerinden soyutlanıp ticari birer meta haline dönüştürülür. Menfaatinden başka hiçbir düşüncesi olmayan, menfaati için her yolu mubah sayan zengin bir tabaka teessüs olması ile yozlaşma ve topluma yabancılaşma meydana gelir. Ar, namus, ahlak, din ve maneviyat, örf ve adetler ve bu gibi bütün kutsal değerlerden yoksun olan medya ve internet toplumu meydana getirilerek, bu toplum, şehvetin, gazabın kölesi olmaya ve şiddete yönlendirilir. Toplum, suç işleyen ve suçtan şikayetçi olan, devlet ise suçluları arayan kurumlara dönüşür. Giderek artan bu vahşet karşısında toplumun her kesiminden feryatlar yükselir. Tepeden tabana herkes gidişattan şikayetçi olur ve çözüm önerir.

Bu öneriler bataklığı kurutma yerine sinekleri öldürme niteliğine haizdir. Oysa ki ideal hukuk (İslam hukuku) Yüce Allah’ın emir ve yasaklarının devlet hayatında, toplum hayatında ve insanların vicdanlarında hükümran olması gereği ve gerçeği üzerine inşa edilmiştir. Ancak o zaman vahşet sonlandırılır, feryatlar diner, toplum huzura kavuşur. Çünkü din toplum hayatında ne kadar etkin olursa vahşet o kadar azalır. Ramazan ayında suç işleme oranlarındaki düşüş istatistiklerle sabit olup iddianın delilidir. Zira suça yönelen insan, mümin ise engelli üçtür: Birincisi her nerede olursanız onun Allah sizinledir. Her ne yaparsanız Allah onu görendir. (Hadid 4.ayeti) mucibince Allah korkusudur ki suçu işlemeyi önlemede yeterlidir. İkincisi; utanma duygusu, üçüncüsü ise kanundur.

Mümin meratibine ulaşmayan insan için engel iki tanedir. Birincisi; utanma duygusu ve toplumun ayıplamasıdır. Bu duygu işlevsizleşince geriye kanun engeli kalır. Kanunlar suçluyu görebildiği zaman cezalandırır. Bu sebeple insanda kanundan kaçabileceği inancı hasıl olunca suçun faili olur.

Aynı zamanda hem mümin olmayıp hem de hayadan uzak kişi için tek engel ise sadece kanundur. Bu sebeple kimsenin görmediği kanaati hasıl olunca, insan suça yönelir ve bu fiili işler. ‘Utanmıyorsan dilediğini yap’ hadisi şerifi utanma duygusunun insan davranışlarındaki etkinliğini ifade eden önemli bir uyarıdır. Bilimde her şey ahlakidir, ahlak geniş manada dindir, ilmi ile amil olma erdemidir. Yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uygun bir şekilde yaşamaktır.

Bu anlayışla bilginler, Kur an ve sünnet ekseninde dinin mahiyetini, amacını vicdanlardaki etkinliğini, bütünlüğüyle bilmeyi, idrak etmeyi, yöneticileri ve toplumu bilgilendirmeyi, yönetim ve toplum bilginlerin fikirlerini anlayıp, bu fikirler muvacehesinde bilinçlenmeyi başarınca, hakkın hakimiyeti hükümran olur. Böylece insanlık, tek ideal olan İslam ile yeniden şereflenir.

Bu anlayışla ruhani birliktelik ekseninde sevgi bağı ile kalpleri ve gönülleri birbirine bağlanan, eğilmez ve bükülmez ilkeler sahibi olan, inancı doğrultusunda hedeflediği idealine ulaşmayı gaye edinen, böylece tek hakikat İslam’ı tek yürek halinde korkmadan, çekinmeden cesaretle en yüksek perdeden olabildiğince yüksek sesle haykıran neslin yetiştirilmesi, muallimlerin sorumluluğundadır.

 

                                                                                                          Matematik Muallimi

                                                                                                                     Halit EŞKAN



Bu yazı 2186 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI