beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort hava durumu betturkey beylikdüzü escort
Bugun...


Ömer KACAR

facebook-paylas
Kraldan Çok Kralcılar ve Öğretmenlerin Trajikomik İzin Sınavları
Tarih: 30-05-2026 00:03:00 Güncelleme: 30-05-2026 00:12:00


 

 

Sosyal medyada son zamanlarda gündem olan doktor-öğretmen atışması muhtemelen birçoğumuzun önüne düşmüştür. Bir doktorun “Öğretmenler sürekli rapor istiyor” serzenişine, bir öğretmenin verdiği yanıt aslında kamudaki yıllardır süregelen bir sorundu: 

 

-“Çocuğun hasta oldu, evde kalıp ona bakman gerek… İzin yok.” 

-“Çocuğunun gösterisi var, veli toplantısı var… İzin yok.” 

-“Araç almaya gideceksin… İzin yok.” 

-“Kaza yaptın, arabayı servise götürmen gerek… İzin yok.” 

-“Anne-baban ameliyat olacak… İzin yok.” 

Ve eklemiş meslektaşımız: “Eee ne yapacak bu öğretmenler? Bir akıl verin de yapalım.” 

Öğretmenimizin bu haklı isyanın ardından sosyal medyada mevzuat çerçevesinde kısaca da olsa yanlış uygulamadaki gerekli açıklamaları yapıp işin hukuki boyutunu paylaşmıştım. Bu paylaşım sonrası öğretmenlerin sahada yaşadıkları öyle trajikomik durumlar varmış ki; arayanlar, mesaj atanlar…  Ve anlatılanlar tam bir akıl tutulması! Zannedersiniz ki her okulun, her müdürün kendine has, anayasadan üstün(!) gizli bir yönetmeliği var. 

Oysa devlet dediğimiz mekanizma, gücünü ve ciddiyetini kurallardan, kanunlardan ve o kuralların her kademede adaletle uygulanmasından alır. Kamu yönetiminin en temel ilkesi “kanunilik”tir. Ancak son dönemde taşra teşkilatlarında, okullarda ve çeşitli kamu kurumlarında öyle bir idari pratik türedi ki, evlere şenlik... Adına "idare idare etmektir(!)" ya da "gemisini yürüten kaptandır!" mantığı diyebileceğimiz bu anlayış mıdır nedir bilinmez ama ne yazık ki kurum amirlerinin eliyle mevzuat delik deşik ediliyor. 

Güncel olarak bu paylaşım sonrası yaşanan bazı örnekler üzerine gerçekten insan şaşkınlık içinde dinliyor yaşananları; 

Bir öğretmen arkadaşım arıyor ve şöyle diyor: “Sen iyi diyorsun, güzel diyorsun da Sayın Hocam; bizim acil bir işimiz var, memlekete gitmemiz gerekiyor. Müdürden de yasal hakkımız olan mazeret iznini talep ediyoruz ama vermiyor. Şimdi bizim ne yapmamız gerekiyor? Allah aşkına bir akıl ver!” İşte insanları kanunsuzluğa sürükleyen idari anlayış tam da budur… Koltuğunun ağırlığını taşıyamayan bir yönetici profili!… Oysa yapılması gereken son derece nettir: Ya mazereti makul bulur, mevzuat çerçevesinde izni verirsiniz ya da somut ve geçerli bir gerekçeyle talebi reddedersiniz. Ama bizim “pratik zekâlı” amirimiz ne diyor, biliyor musunuz? 

"Hocam, sen şimdi benden resmi mazeret izni isteme. Zaten Kaymakam da imzalamaz. (Kaymakam adına da yetki tayin ediyor kendisine(!)) Git memleketine, oradan bir hastalık raporu al. Ben seni hakem hastaneye sevk etmem, olur biter. Hafta içi başka ilden rapor alman sorun olmaz!" 

Bu söz, tam bir yönetim faciasıdır. Bu cümle, "kaş yapayım derken göz çıkarmanın", memura iyilik yapıyormuş gibi görünüp onu hukuki bir uçurumun kenarına itmenin dik alasıdır. 

Bu aklı veren amir, sanıyor ki devletin tüm çarkları sadece kendi iki dudağının arasında dönüyor. "Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Yönetmelik" çok açık bir şekilde der ki: Memur, ancak görev yaptığı veya resmi izinli olduğu yerde rapor alabilir. Hafta içi, üzerinde hiçbir yasal izin tanımı yokken, görev mahalli dışından alınan bir sağlık raporu, daha doğduğu an "usul yönünden sakattır." Yani tıp literatürüne göre %100 doğru bir rapor olsa bile, hukuken geçersizdir. 

Müdür beyin "Ben hakem heyetine göndermem." güvencesi ise tam bir hukuk cehaletidir. Hakem hastane mekanizması, raporun fenni (tıbbi) muhtevasında bir şüphe varsa işletilir. Oysa görev yeri dışından alınan rapordaki sakatlık idaridir, usulsüzlüktür. Yarın bir gün yapılacak rutin bir denetimde, bir müfettiş incelemesinde veya sistem üzerinden yapılacak basit bir sorgulamada bu durum fark edildiği an ne olacak? Amir kendini mi siper edecek? Elbette hayır. O rapor izne çevrilmeyecek, memur "izinsiz ve özürsüz görev yerini terk etmekten" disiplin kıskacına alınacaktır. 

Buradaki asıl acı olan durum, kurum amirlerinin resmi prosedürlerin getirdiği sorumluluktan köşe bucak kaçma isteğidir. Mazeret izni vermek, amirin takdir yetkisindedir. Ama takdir yetkisini kullanarak kendi konfor alanını korumak adına memurunu mevzuata aykırı, şaibeli yollara sevk etmek yöneticilik etiğiyle bağdaşır mı? 

Bir amirin asli görevi, memuruna hukuki rehberlik yapmak, onu korumak ve işlerin yasal zemin içinde yürümesini sağlamaktır. Memura "mevzuata karşı hile yapma" yolu gösteren bir amir, kendi bindiği dalı kesiyor demektir. 

Devlet bürokrasisi, "sen yap arkandan ben toplarım" mantığıyla yürümez. Kanunsuz emir veya mevzuata aykırı yönlendirme, gün gelir hem o yolu gösteren amirin hem de o yoldan giden memurun ayağına dolanır. 

Kamuda liyakat ve adalet istiyorsak, önce yöneticilerimizin resmi prosedürlerden kaçmayı bırakması, sorumluluk alması gerekir. Baştan sakat yöntemlerle, arkadan dolanarak iş yürütmeye çalışmak devlet ciddiyetine yakışmaz. Memura verilecek en büyük destek, onu usulsüzlüğe teşvik etmek değil; yasal haklarını eğip bükmeden, mertçe ve mevzuata uygun şekilde kullanmasını sağlamaktır. 

Unutmayalım; usulsüz yollarla açılan şemsiye, bürokrasinin ilk yağmurunda ters döner! 

Gelin, bilgiye ulaşmanın en kolay olduğu internet çağında dahi, kafaların nasıl hâlâ o eski, değişime kapalı duvarlara çarptığını şimdi de kendi hayatımdan bir örnekle gözler önüne sereyim. 

Sene 2012. Çiçeği burnunda, ilk Müdürümün tabiri ile "sıfır kilometre" bir öğretmenim ve atanmamın hemen ardından evlilik hazırlıkları var ve nikâh tarihi alındı bile; tarih 30 Ekim. Yeni atanmışım ve özlük hakkı nedir, mazeret izni nasıl istenir tam bilmiyorum. Dediler ki; "Senin yasal evlilik iznin var, git bir dilekçe yaz." Heyecanla müdürün odasına girdim: "Müdürüm, 30 Ekim'de nikâh yapacağız, 5 günlük izin kullanmak istiyorum." 

Müdür bey şöyle bir doğruldu, eli belinde duvardaki takvime doğru yürüdü ve derin bir "Hııı..." çekti. Başladı beylik laflarına: "Sen şimdi bunu burada birleştireceksin, ocakta şunu şununla birleştireceksin, nisanda bunu...” Şaşkınlıktan o saatten sonra ne dediğini duymadım bile. Sadece yüzüme bakıp, "Sen daha kaç kilometresin?" diye sordu. İlk anda böyle bir soru beklemediğim için sorduğu soruyu anlamadım. (Tramer kaydı da isteyecek mi acaba dedim içimden(!)) anlamadığımı fark edince açıklama yaptı “yeni mi atandın yani?” Diye sordu tekrar.  "Yaklaşık bir ayı geçti müdürüm" deyince o meşhur teşhisi koydu: "Hııı, sıfır kilometresin yani!” Dedi. “Sen daha şimdiden bunun peşine düşersen… Sen hangi bölümdesin?” diye sordu. “Elektrik Elektronik bölümündeyim hocam” dedim. “Hadi git şimdi bölümüne (elektronik öğretmeniyim), orada faydalı olmaya bak." dedi ve gönderdi. Odadan çıktım ve ne yaşadım ben şimdi diye kendimi sorguladım.  

Uğradığım bu muamele sonrası hevesim öyle bir kırıldı ki izin istemekten vazgeçtim. Kendi kendime, “Nikâh falan yapmıyorum, ara tatilde yaparım,” diye söylene söylene oradan ayrıldım. Sonrasında, sağ olsun bir müdür yardımcısının araya girip beni ikna etmesiyle izni alabildim. Hoş, onu da usulüne uygun şekilde beceremediler ya, neyse... O yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı pazartesi gününe denk geliyordu. "Amannn, bayram gününden başlatmayalım, nasılsa o gün resmî tatil hocam," diyerek iznimi salı gününden başlattılar ve cumartesi de dâhil olmak üzere 5 gün verdiler(!). Mazeret iznimin haftanın başı olan pazartesiden başlatılmayıp cumartesiyi de kapsayacak şekilde 5 gün olarak ayarlanmasına hiçbir anlam veremedim. Tabii meslekte henüz yeni olduğum ve karşımdakileri "yılların tecrübesi(!)" olarak gördüğüm için sesimi çıkarmadım. Bir hafta sonra, izni veren idareye, “Peki, 29 Ekim Pazartesi günü resmî tören sebebiyle ne yapacağım?” diye sorduğumda aldığım cevap oldukça trajikomikti: “Rapor al hocam!” Bu yönlendirme üzerine, o telaş içinde ve il dışında olduğum için mecburen pazar gününden başlamak üzere rapor almak zorunda kaldım. Bugün MEBBİS’imde kayıtlı olan o tek rapor; aslında idarenin iş bilmezliği yüzünden almak zorunda bırakıldığım, sistemin dayattığı bir "sahte rapor!" örneğidir. Öğretmeni bu duruma düşüren, ne yazık ki sistemin ve bu idari anlayışın ta kendisidir. 

Bu iş bilmezliğin ve güvensizliğin bir başka trajikomik örneğini de yıllar öncesinde eşim yaşadı. Kayınvalide aniden hastalanmıştı ve eşim hastanede onun yanında refakatçi olarak kalmak zorunda olduğunda, okul müdürü kendisinden durumun "fotoğrafını çekip” göndermesini istedi! Yahu, kanun koyucu öğretmene beyana esas olmak üzere, ispata gerek kalmaksızın mazeret izni hakkı tanımış. Sen devletin memuruna, öğretmenine inanmayıp kanıt olarak fotoğraf mı istiyorsun? 

İşte öğretmenlerin sahada mücadele ettiği zihniyet tam olarak budur. Kanunların, yönetmeliklerin açıkça tanıdığı haklar, kraldan çok kralcı yöneticilerin şahsi egoları ve vizyonsuzlukları arasında eriyip gidiyor. Sonra da birileri çıkıp "Öğretmenler niye sürekli rapor istiyor?" diye soruyor. Sahi, siz öğretmenlere yasal haklarını insanca kullandırttınız da öğretmenler gidip hastane koridorlarında formül mü aradı? 

Kanunlarda yazanla sahada uygulanan arasındaki uçurum büyüdükçe, ortaya çıkan hukuksuzlukların hangi birini düzeltelim, hangi birini anlatalım artık şaşırmış durumdayız. Bir yanda açık hükümlerle tanımlanmış haklar, diğer yanda kişisel yorumlarla, korkularla, “idare etme” mantığıyla şekillenen uygulamalar… 

Usandık artık; Liyakati değil yakınlığı esas alan anlayışlardan, Mevzuatı okumadan koltuk işgal edenlerden, Kanunun üstünde kendi kanaatini görenlerden, “Ben böyle uygun gördüm.” diyerek devlet ciddiyetini şahsi keyfiyete dönüştürenlerden… 

Oysa kanun nettir. Yönetmelik nettir. Her işlemin, her eylemin, her ihmalin hukuk karşısında bir karşılığı vardır. Devlet yönetimi; kişisel yorumlarla, korkularla ya da günü kurtarma refleksiyle değil; hukukla, sorumlulukla ve liyakatle yürür. 

Çünkü unutulmamalıdır ki; Kanunları eğip bükerek günü kurtaranlar, gün gelir o eğip büktükleri hukukun altında kalırlar. 

Yazarın Notu: Bu anlatılanlar tamamen gerçek yaşamdan alınmış olup, olaylar esnasında hiçbir canlıya zarar verilmemiştir. 

 

Ömer KACAR 

Denizli Eğitim Gücü Sen  

İl Şube Başkan Yardımcısı

 

 



Bu yazı 87 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI