"Hüküm yalnız Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur." (Yûsuf, 12/40)
Tevhid Nedir?
Tevhid, İslam'ın ilk emri, son çağrısı ve bütün peygamberlerin ortak davasıdır. O, sadece "Allah birdir." demekten ibaret değildir. Tevhid; Allah'ı yaratıcı, rızık verici ve her şeyin sahibi olarak tanımakla birlikte, O'na ibadette ortak koşmamak, sevgide, korkuda, ümitte ve kullukta yalnız O'nu yüceltmektir.
Tevhid, çoğu zaman sadece "Allah birdir." demekten ibaret zannedilir. Oysa Kur'ân'ın anlattığı tevhid bundan çok daha kapsamlıdır. Tevhid; Allah'ı yalnızca yaratıcı olarak kabul etmek değil, O'nu ilâh, Rab, Melik ve hüküm sahibi olarak tanımak; hayatın her alanında yalnız O'na teslim olmaktır.
Bir Müslüman, namazda Allah'a yöneldiği gibi ticaretinde, ailesinde, hukukunda, ahlâkında ve yönetim anlayışında da Allah'ın hükümlerini üstün kabul eder. Çünkü iman sadece kalpte kalan bir kabul değil; hayatı şekillendiren bir teslimiyettir.
Kur'ân bu gerçeği şöyle bildirir:
"Hayır! Rabbine yemin olsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tayin edip, sonra da verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar." (Nisâ, 4/65)
Bu ayet, gerçek imanın yalnızca inanmak değil, Allah'ın ve Resûlü'nün hükmüne gönülden teslim olmak olduğunu göstermektedir.
Kur'ân'da Tevhidin En Büyük Mücadelesi
Kur'ân'da anlatılan bütün peygamberlerin ortak daveti aynıdır:
"Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur."
Hz. Nuh'tan Hz. İbrahim'e, Hz. Musa'dan Hz. İsa'ya ve son peygamber Hz. Muhammed'e (sallallahu aleyhi ve sellem) kadar bütün elçiler insanları yalnız Allah'a kulluğa çağırmıştır.
Mekke müşrikleri Allah'ın varlığını inkâr etmiyorlardı. Allah'ın yarattığını da kabul ediyorlardı. Fakat hayatın düzenlenmesinde, hüküm koymada ve otoritede Allah'ın yanında başka güçleri de söz sahibi görüyorlardı. İşte Kur'ân'ın reddettiği anlayış buydu.
Tevhid, Allah'ın otoritesine ortak kabul etmemektir.
Peygamberimizin Tevhid Mücadelesi
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), insanları önce ahlâkı düzeltmeye değil, önce tevhidi düzeltmeye çağırdı.
On üç yıl boyunca Mekke'de inen ayetlerin büyük kısmı Allah'ın birliğini, kulluğu ve teslimiyeti anlattı.
Çünkü inanç düzelmeden toplum düzelmez.
Kalpler Allah'a teslim olmadan kanunlar da ahlâk da kalıcı olmaz.
Sahabenin Anladığı Tevhid
Sahâbe, tevhidi yalnızca dilde bırakmadı.
Bilâl-i Habeşî işkenceler altında "Ehad! Ehad!" diyerek yalnız Allah'ın otoritesini haykırdı.
Mus'ab bin Umeyr servetini terk etti ama tevhidden vazgeçmedi.
Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin bütün gayesi insanların Allah'ın rızasına göre yaşamalarıydı.
Onlar için Allah'ın emri, hiçbir insanın emrine eşit veya aşağı değildi. Yani Allah'ın hükmü en üstündür. Ve bunun için yaşadılar, mücadele ettiler.
Âlimlerin Tevhid Anlayışı
İmam Mâlik şöyle der: "Bu ümmetin sonu, ancak ilk neslin düzeldiği şeyle düzelir."
İbn Teymiyye ise şöyle ifade eder: "İbadet yalnız secde değildir. Allah'ın sevdiği ve razı olduğu bütün söz ve davranışlardan ibadettir."
İmam Şâfiî de Kur'ân ve sünnet karşısında hiçbir görüşün üstün tutulamayacağını açıkça belirtmiştir.
Bütün büyük âlimlerin ortak noktası şudur: Allah'ın hükmü en üstündür; mümin buna teslim olur.
İslâm Tarihinde Tevhid Uğruna Verilen Mücadele
Hz. İbrahim putları kırarken aslında taşları değil, insanların sahte otoritelerini yıkıyordu.
Hz. Musa Firavun'a karşı sadece siyasi bir mücadele vermedi; "Rabbiniz yalnız Allah'tır." çağrısını yaptı.
Ashâb-ı Kehf zalim düzen karşısında imanlarını korumayı tercih etti.
İmam Ahmed bin Hanbel ağır işkencelere rağmen hak bildiği inançtan vazgeçmedi.
Bütün bu örnekler bize gösteriyor ki tevhid, yalnız sözle değil; sabır, fedakârlık ve teslimiyetle yaşanır.
Bugün Bize Düşen
Tevhid, geçmişte kalmış bir kavram değildir.
Bugün de her Müslüman, hayatının merkezine Kur'ân'ı ve Resûlullah'ın sünnetini koymakla yükümlüdür.
Allah'ın helâl dediğine helâl, haram dediğine haram demek; adaleti, emaneti, merhameti ve doğruluğu hayatın her alanında hâkim kılmaya çalışmak tevhidin gereğidir.
Gerçek özgürlük, nefsin arzularına teslim olmakta değil; yalnız Allah'a kul olmaktadır.
Son Söz
Tevhid, yalnızca bir inanç cümlesi değil; hayatı Allah'ın rızasına göre yeniden inşa etme çağrısıdır.
Mümin bilir ki gerçek hâkimiyet, mutlak adalet ve eksiksiz hüküm yalnız âlemlerin Rabbi Allah'a aittir. O'nun kitabı en doğru rehber, Resûlullah'ın sünneti ise bu rehberliğin yaşayan örneğidir.
Rabbimiz bizleri tevhidi doğru anlayan, doğru yaşayan, onu hikmetle anlatan ve son nefesine kadar "Lâ ilâhe illallah" üzere sabit kalan kullarından eylesin. Âmin.
Ahmet YOLDAŞ