Dünyada bazı acılar vardır ki televizyon ekranlarında saatlerce gösterilir, dünya liderleri peş peşe açıklamalar yapar, yardım kampanyaları başlatılır.
Bazı acılar, sessizliğe gömülür.
İşte asıl sorgulanması gereken de budur:
-İnsan hayatının değeri gerçekten herkese eşit mi?
Müslüman olarak Filistin’de yaşananları gördüğümüzde içimiz paramparça!..
Masum insanların öldürülmesi, çocukların hayatını kaybetmesi, insanların evlerinden ve topraklarından koparılması karşısında sessiz kalmak mümkün mü?
Filistin meselesi, yalnızca siyasî bir mesele değildir; aynı zamanda insanlığın vicdanını sınayan büyük bir imtihandır.
Aynı vicdanı dünyanın başka yerlerinde yaşanan zulümler için neden göremiyoruz?
Nepal’de yaşanan sel felaketi karşısında insanların hayatını kaybetmesi elbette bir insanlık dramıdır.
Masum insanların acısı üzerinden sevinç duymak, anlayışımıza göre doğru değildir.
Bunun yanında geçmişte Müslümanlara yönelik saldırılar ve İslami değerlere karşı yapılan hakaretler konusunda uluslararası toplumun sessiz kalması da sorgulanmalıdır.
Bir Müslümanın hayatı, neden bazı çevreler için az değerlidir?
Bugün dünya siyasetinde ciddî bir çifte standart var.
Bir ülkede yaşanan insan hakları ihlâli, dünyanın gündemine taşınırken, başka bir yerde Müslümanların uğradığı zulüm görmezden gelinebiliyor.
Bazı devletler, insan haklarını savunduklarını söylerken, çıkarları söz konusu olduğunda aynı ilkeleri bir kenara bırakabiliyor.
İtirazımız bunadır.
Biz , adalet isterken yalnızca kendimiz için adalet istemiyoruz!..
Filistinli için adalet isterken, dünyanın başka bir yerindeki her ülke ve mazlum için adalet istemeliyiz.
Bir Müslümana yapılan zulme karşı çıkarken, başka bir masumun acısına da insan olarak kayıtsız kalmamalıyız.
"Allah’ın adaletine inanan insanlar" olarak şuna inanıyoruz:
Hiçbir zulüm, sonsuza kadar devam etmez ve hiçbir zalim, yaptıklarıyla sonsuza kadar ayakta kalamaz.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
İlahî adalete inanmak, doğal afetlerden dolayı insanların acı çekmesine sevinmek değildir.
Tersine, adalet duygumuzu kaybetmeden zulme karşı durmaktır.
Bugün Filistin’de yaşananları bütün dünya görüyor.
Yarın tarih bugünün yöneticilerini, devletlerini ve sessiz kalanlarını yargılayacak.
Belki biz, o günleri görmeyeceğiz.
Çocuklarımız ve torunlarımız görecek, umarız ...
Onlara bırakacağımız en önemli miras nefret değil, adalet duygusu olmalıdır.
Mesele Nepal, Filistin veya başka bir ülke değildir.
Mesele şudur:
Bir insanın hayatı, hangi dine veya millete mensup olursa olsun, aynı değerde midir?
Cevabımız “evet” ise, bunu yalnızca sözle değil, dünyanın her yerindeki mazlumun yanında durarak göstermeliyiz.