beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


Mehmet Zeki Özer

facebook-paylas
Demokrasi Din ve Diyarbakır’ın Değişen Yüzü
Tarih: 04-09-2026 00:05:00 Güncelleme: 04-09-2026 00:05:00


Son yıllarda toplumumuzda “demokrasi” kavramının yalnızca bir yönetim biçimi olmaktan çıkarılıp adeta yeni bir inanç ve yaşam anlayışı gibi sunulduğunu görüyoruz.

Bu anlayışın, İslam’ın toplumsal hayattaki etkisini zayıflatmayı amaçlayan bir projeye dönüştüğü yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır.

Bugün yaşadığımız toplumsal değişimi anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yok.

Diyarbakır bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

 Bundan 25-50 yıl önce toplumun sosyal yapısı, aile ilişkileri, kadın-erkek ilişkileri ve toplumsal değerleri bugünkünden oldukça farklıydı.

Peki, bu kadar kısa bir zaman içerisinde ne değişti?

Diyarbakır nasıl bu kadar hızlı bir toplumsal dönüşüm yaşadı?

Bu sorular üzerinde düşünmek zorundayız.

"Demokrasi"adı altında savunulan bazı toplumsal uygulamaların gerçekten insanın huzurunu ve onurunu artırdığı söylenebilir mi?

Öyleyse, neden kadın cinayetleri, ailelerin dağılması ve toplumsal huzursuzluklar her geçen gün daha fazla gündemimizde?

Kadının değeri ve onuru da bu tartışmanın merkezinde olmalıdır.

 Kadını yalnızca ekonomik üretimin bir unsuru haline getirmek, onu bir taraftan özgürleştirdiğimizi söylerken diğer taraftan çalışma hayatının ağır yükleri altında bırakmak, gerçek anlamda kadın onurunu korumak mıdır?

Kadının aile içerisindeki, toplumdaki ve insan olarak sahip olduğu değeri yalnızca ekonomik bağımsızlık üzerinden değerlendirmek ne kadar doğrudur?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: -Demokrasi bir yönetim biçimidir; İslam ise yönetim ,inanç, ibadet, ahlak ve hayat anlayışını kapsayan bir dindir.

Bu iki kavramın birbirinin yerine kullanılması, toplumun din ile siyaset arasındaki ilişkiyi sağlıklı biçimde tartışmasını zorlaştırmaktadır.

İslam inancına göre dinin sahibi ve koruyucusu insan değildir. Kur’an’da Allah, kendi dininin korunacağını bildirmektedir.

 Dolayısıyla insanların İslam adına yaptıkları yanlışlar veya İslam’a karşı yürüttükleri tartışmalar, İslam’ın kendisini ortadan kaldırabilecek güçte değildir.

İnsanlar dine zarar verdiğini düşündükleri uygulamalar yapabilir; ancak bu, dinin hakikatini ortadan kaldırmaz.

Mesele, insanların zihninde ve günlük hayatında dinin yerinin nasıl değiştirildiğidir.

Düğünlerde kadın ve erkeklerin bir arada bulunmasına ilişkin uygulamalar zaman içerisinde normalleştirilmiş olabilir.

Bugün ise benzer tartışmaların yas ve taziye ortamlarına da taşınması gündeme gelmektedir.

Bu değişimlere eleştirel yaklaşanlara göre mesele yalnızca kadın ve erkeğin aynı ortamda bulunması değildir.

Asıl tartışılması gereken, toplumun zaman içerisinde dini hassasiyetlerini nasıl kaybettiğidir.

Bir toplumda daha önce haram veya mahrem kabul edilen davranışların zamanla sıradanlaştırılması, insanların dini ölçüler konusundaki hassasiyetlerini değiştirebilir. Eğer bu süreç sistematik biçimde ilerliyorsa, üzerinde düşünülmesi gereken daha büyük bir toplumsal dönüşüm söz konusudur.

Diyarbakır’da bugün karşılaştığımız görüntüler, birçok insanı “Diyarbakır’a ne oldu?” diye sormaya sevk ediyor.

Bu soru yalnızca geçmişe duyulan bir özlem değildir. Aynı zamanda geleceğe ilişkin bir kaygıdır.

Toplumun huzuru, ailenin korunması, kadının onuru, çocukların ve gençlerin sağlıklı bir ahlak anlayışıyla yetişmesi gibi meseleler herhangi bir siyasi veya ideolojik tartışmanın malzemesi haline getirilmemelidir.

İslam’ın toplumsal hayattaki yerini savunmak isteyenlerin de öncelikle kendi davranışlarına bakması gerekir.

 İsmen Müslüman olmak başka, İslam’ın ahlakını ve sorumluluğunu hayatında taşımak başkadır. Aynı şekilde, demokrasi kavramını savunmak da tek başına bir insanı ahlaklı veya ahlaksız, dindar veya dinsiz yapmaz.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, birbirimizi etiketlemekten ziyade toplumumuzun hangi yönde değiştiğini samimiyetle sorgulamaktır.

Diyarbakır’ın geçmişinden bugüne yaşadığı dönüşüm, bu sorgulama için önemli bir örnektir. Kadın cinayetlerinden aile yapısındaki değişimlere, gençlerin değer dünyasından toplumsal edep ve mahremiyet anlayışına kadar pek çok konuyu yeniden konuşmak zorundayız.

Bir toplumun geleceği yalnızca ekonomik gelişmişliğiyle değil; ailesiyle, ahlakıyla, insan onuruna verdiği değerle ve inandığı değerleri ne ölçüde yaşattığıyla da belirlenir.

Bugün sorulması gereken en önemli soru belki de şudur:

Diyarbakır gerçekten değişti mi, yoksa biz değişimin farkına ancak sonuçlarını görmeye başladığımızda mı vardık?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca geçmişimizi değil, geleceğimizi de şekillendirecektir.



Bu yazı 1825 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI