Türkiye’de sendikacılık ve dernekçilik yıllardır demokrasinin önemli unsurlarından biri olarak anlatılıyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Demokrasi mi, koltuk yarışı mı?
Temsil mi, hizmet mi?
Yoksa belirli kişilerin ve yakın çevrelerinin yıllarca aynı koltuklarda kalması mı?
Bugün bu soruları artık daha yüksek sesle sormamız gerekiyor.
Bir makamın başına gelen kişinin, yıllar boyunca o koltuktan kalkmaması nasıl açıklanabilir?
Yönetimlerde değişim, yenilenme ve hesap verme mekanizmaları olmazsa, orada demokrasiden söz etmek mümkün müdür?
Elbette sendikalar ve dernekler toplumun önemli örgütlenme alanlarıdır.
Çalışanların, emeklilerin, meslek gruplarının ve toplumun farklı kesimlerinin haklarını savunmaları gerekir.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için öncelikle şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçek bir temsil anlayışı şarttır.
Devletin kaynakları nereye gidiyor?
Türkiye’de devletin sendikalara ve çeşitli yapılara aktardığı kaynakların nasıl kullanıldığı konusu da ciddi biçimde tartışılmalıdır.
Yıllar boyunca bu kaynakların önemli bir bölümü emeklilerin sorunlarının çözümünde kullanılmış olsaydı, bugün Türkiye’nin en büyük toplumsal meselelerinden biri olan emeklilerin geçim sıkıntısını belki de çok daha farklı konuşuyor olurduk.
Bugün milyonlarca emekli geçim mücadelesi verirken, kamu kaynaklarının hangi alanlara ve hangi ölçüde aktarıldığı mutlaka sorgulanmalıdır.
Devletin kaynakları milletin parasıdır.
Dolayısıyla bu kaynakların nereye harcandığını bilmek, vatandaşın en doğal hakkıdır.
“Türkiye eski Türkiye değil” deniyor.
Herkes “Türkiye eski Türkiye değil” diyor.
Biz de şu soruyoruz:
Türkiye gerçekten eski Türkiye değilse, sendikacılık ve dernekçilik konusunda neden köklü bir düzenleme yapılmadı?
AK Parti yaklaşık çeyrek asırdır Türkiye’de iktidarda. Bu kadar uzun bir iktidar döneminde sendikalarla ilgili kapsamlı ve kalıcı bir reform neden yapılmadı?
Her gelen iktidarın kendisine yakın gördüğü sendikaları ve sivil toplum yapılarını güçlendirdiği yönündeki eleştiriler toplumda giderek daha fazla dile getiriliyor. Eğer sistem gerçekten demokratik ve bağımsızsa, iktidarlar değiştiğinde aynı yapıların farklı siyasi iktidarlara göre şekillenmesi nasıl açıklanacak?
Sorun yalnızca bugünün sorunu değildir. Geçmişten bugüne uzanan bir sistem sorunudur.
Demokrasi mi, koltuk yarışı mı?
Sendikacılık ve dernekçilik gerçekten demokrasiye hizmet ediyorsa, bunun en önemli göstergesi yönetimlerde değişim ve toplum yararına üretilen hizmetler olmalıdır.
Oysa bazı yapılarda yöneticilik adeta ömür boyu süren bir makam haline gelebiliyor.
Bir kişi o koltuğa oturuyor ve bir daha kalkmıyor.
O koltuk, kişinin kendi malıymış gibi yıllarca aynı görevde kalıyor.
Sonunda görevden ayrılmasını sağlayan tek şeyin doğal hayatın sonu olması kabul edilebilir bir yönetim anlayışı değildir.
Demokrasi, koltuğa oturmak değil; gerektiğinde o koltuğu bırakabilmektir.
Gerçek demokrasi, yöneticinin kendisini vazgeçilmez görmemesidir.
Hizmet nerede?
Sendikacılık ve dernekçilik gerçekten hizmet amacı taşısaydı, yıllar içerisinde toplumun geleceğine kalıcı katkılar sağlayan çok daha güçlü projeler görmemiz gerekirdi.
Çalışanın hakkını savunmak, emeklinin yanında olmak, gençlere fırsat yaratmak, kadınların ve toplumun dezavantajlı kesimlerinin sorunlarına çözüm üretmek; sendikaların ve derneklerin temel görevleri arasında olmalıdır.
Ancak mesele yalnızca makam, güç ve kişisel çıkar haline gelirse, bunun demokrasiyle bağını kurmak giderek zorlaşır.
Daha önemlisi, yöneticilerin çevresindeki kişilerin, akrabaların veya yakınların devlet kurumlarında önemli görevlere getirilmesi iddiaları toplumda ciddi bir güven kaybına neden oluyor.
Devlet kurumlarında liyakat esas olmalıdır.
Bir kişinin yakını olduğu için değil, işi en iyi yaptığı için bir göreve getirilmelidir.
Meclis artık bu konuyu ele almalı.
Türkiye’de sendikaların ve derneklerin sayısı, faaliyetleri, kamu kaynaklarından aldıkları destekler ve bu kaynakların nasıl kullanıldığı konusunda kapsamlı bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu açıktır.
Buradaki amaç sendikaların veya derneklerin önünü kapatmak olmamalıdır.
Tam tersine, gerçekten bağımsız, şeffaf ve demokratik sendikaların önünü açacak bir sistem kurulmalıdır.
Kamu kaynaklarından yararlanan bütün kuruluşlar için açık denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Yönetimlerde görev süreleri, mali denetim, gelir-gider şeffaflığı, seçimlerin demokratik yapılması ve kamu kaynaklarının kullanımının denetlenmesi konusunda yeni kurallar getirilmelidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yeni yasama döneminde bu konuyu gündemine alması artık bir tercih değil, toplumun devlete olan güvenini güçlendirmek açısından önemli bir ihtiyaçtır.
ve
"Demokrasi"adı altında koltuk düzeni kurulamaz
Sendikacılık ve dernekçilik demokrasinin bir parçası olabilir.
Her sendika veya dernek demokratik olduğu için değil, demokratik işlediği ölçüde demokrasinin parçasıdır.
Demokrasi; makamı elinde tutmak, yakınlarını önemli yerlere getirmek veya kamu kaynaklarından sürekli yararlanmak değildir.
Demokrasi; şeffaflıktır, hesap vermektir, liyakattir, değişimdir ve toplumun çıkarını kişisel çıkarın önünde tutmaktır.
Türkiye’nin artık şu soruya açık ve dürüst bir cevap vermesi gerekiyor:
Sendikacılık ve dernekçilik gerçekten toplum için bir hizmet alanı mı, yoksa yıllardır değişmeyen koltukların ve güç ilişkilerinin devam ettiği bir düzen mi?
Bu sorunun cevabını yalnızca yöneticiler değil, meclis, devlet kurumları ve en önemlisi toplum vermelidir.
Milletin kaynağı millet için kullanılmalı; "demokrasi" adı altında hiçbir koltuk kişilerin veya yakın çevrelerinin kalıcı makamına dönüşmemelidir.