beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


Mehmet Zeki Özer

facebook-paylas
Halkın Sabrı da Var Sesi de...
Tarih: 15-09-2026 00:04:00 Güncelleme: 15-09-2026 00:04:00


 


Diyarbakır’da bir şeylerin değişmeye başladığını anlamak için belediye binalarına, makam odalarına veya yapılan açıklamalara bakmaya gerek yok.

 Sokağa çıkmak yeterli.

Siyasetin gerçek terazisi halktır.

Halk ne diyor, belediye ne yapıyor?

İşte asıl mesele budur.

Son dönemde Diyarbakır’da atılan bazı adımlar, belediyenin nihayet halkın yıllardır dile getirdiği sorunlara daha fazla kulak vermeye başladığını gösteriyor. 

Henüz yapılması gereken çok iş var. 

Doğru istikamette atılan her adımın hakkını teslim etmek gerekir.

Sur’da duvarlar değil, işgaller geriliyor.

Bunun en somut örneklerinden biri Sur’dur.

Sur, Diyarbakır’ın yalnızca ilçesi değildir.

 Bu şehrin hafızasıdır, vicdanıdır, tarihidir.

 Sur’daki kamu alanlarının işgaline karşı verilen mücadele, sıradan temizlik veya düzenleme çalışması değildir.

Yıllardır çeşitli çevrelerin kamuya ait alanları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasına göz yumuldu.

Şimdi buna itiraz eden bir irade ortaya çıkıyor.

Eksikler yok mu?

Elbette var.

Mesele kusursuz başlangıç yapmak değil; yıllardır dokunulmayan sorunlara dokunabilmektir.

Sur biraz olsun nefes aldıysa, bunu görmek ve desteklemek gerekir.

Bu şehirde yıllarca "olmaz", "dokunulmaz", "Böyle gelmiş böyle gider." denildi.

Hayır!..

Böyle gelmiş olabilir, böyle gitmek zorunda değil.

Bağlar’daki mezarlık: Diyarbakır bunu hak etmiyor

İkinci mesele Bağlar’daki mezarlığın çevresidir.

Bir şehrin geçmişine, mezarlıklarına ve kamusal alanlarına nasıl davranıldığı, o şehrin medeniyet seviyesini gösterir.

Yıllardır mezarlığın çevresinde yaşanan görüntüler Diyarbakır adına utanç vericiydi.

 Hayvan kesim alanları, çevre kirliliği ve kamu alanlarının işgali artık normalleştirilemez.

Belediyenin ilk adımı atarak çevreyi temizlemesi önemlidir.

Burada bir noktayı özellikle vurgulamak gerekiyor:

Temizlik yapmak yetmez. 

İşgali bitirmek gerekir.

Bugün temizlenen alan, yarın yeniden aynı hale gelecekse yapılan çalışmanın anlamı kalmaz.

Bu nedenle belediye yalnız bırakılmamalıdır.

 Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın ilgili kurumları , emniyet güçleri üzerine düşeni yapmak zorundadır.

Kamu alanını işgal eden kim olursa olsun, siyasi bağlantısına, ekonomik gücüne veya arkasındaki çevreye bakılmadan hukuk işletilmelidir.

Diyarbakır'ın buna ihtiyacı var.

İkiyüzlü kamu düzenine değil, herkese eşit uygulanan hukuka.

Gelelim halk otobüslerine: 
-Halkı rehin alarak hak aranmaz!

Gelelim meselenin en kritik tarafına...

Halk otobüsleri.

Burada artık açık konuşmak gerekiyor.

Kimse kusura bakmasın, halkı mağdur ederek hak aranmaz.

Halk otobüsü işletmecilerinin ekonomik sorunları olabilir. 

Akaryakıt fiyatları, bakım giderleri, personel maliyeti ve diğer işletme giderleri artmış olabilir. 

Bunların tamamı konuşulabilir.

Belediye ile masaya oturulur.

Rakamlar ortaya konur.

Maliyetler hesaplanır.

Haklı talep varsa değerlendirilir.

Bunun yolu, okulların açıldığı ilk gün kontak kapatıp öğrenciyi, işçiyi, emekçiyi, yaşlıyı ve dar gelirli vatandaşı yolda bırakmak değildir.

Otobüse binen vatandaşın alternatifi çoğu zaman yoktur.

Özel aracı olmayan ne yapacak?

Sabah çocuğunu okula gönderen aile ne yapacak?

İşe yetişmek zorunda olan emekçi ne yapacak?

Hastaneye gitmek zorunda olan vatandaş ne yapacak?

Bunların mağduriyetinin hesabını kim verecek?

Toplu taşıma lüks değildir.

Toplu taşıma, özellikle dar gelirli vatandaşa hayatın kendisidir.

Toplu taşıma hizmetini pazarlık sopasına çevirmek doğru değildir.

Okulların açıldığı ilk günü seçerek kontak kapatmak, kamuoyunda ister istemez ciddî soru işaretleri yaratır.

Bu hak arama yöntemi mi?

Halkın mecburiyetini kullanarak baskı oluşturma yöntemi mi?

Biz, bunun adını açıkça koyuyoruz:

Bu, hak arama değil; fırsatçılıktır.

Fırsatçılık tam da budur.

İnsanların çaresiz olduğu anı kollamak.

Çocukların okula gideceği günü beklemek.

İşçilerin işe yetişmek zorunda olduğu zamanı seçmek.

Vatandaşın ulaşım konusunda başka seçeneğinin olmadığını bilerek masaya daha güçlü oturmaya çalışmak.

Hayır!..

Diyarbakır,  kimsenin pazarlık kozu değildir.

Belediye,  bu konuda geri adım atmamalıdır.

Ortada  mağduriyet varsa, elbette dinlenmelidir. 

Ekonomik olarak sürdürülemez tablo varsa, rakamlarla ortaya konmalıdır. 

Hiç kimse "Ben kontak kapatırım, halk mağdur olur, belediye mecburen istediğimi verir" anlayışıyla hareket edemez.

Bu anlayışın adı hizmet değil, şantaj siyasetine yaklaşan baskı yöntemidir.

Buna boyun eğmek, yarın başka grupların da aynı yöntemi kullanmasının önünü açar.

Bugün otobüsler...

Yarın başka bir hizmet...

Sonra başka bir kurum...

Sonunda ortaya şu çıkar:

Kim daha fazla vatandaşı mağdur ederse, kim daha fazla baskı kurarsa, o mu kazanacak?

Hayır!..

Kamusal hizmet böyle yönetilmez.

Belediye halka yaslanırsa, halk belediyenin arkasında durur

Diyarbakır'ın ihtiyacı olan şey tam olarak budur:

Halkın yanında duran bir belediye.

Kamu alanlarını işgalden kurtaran...

Sur'un nefes almasını sağlayan...

Bağlar'daki mezarlık çevresindeki rezalete müdahale eden...

Gerektiğinde güçlü gruplara karşı "Hayır, önce halk" diyebilen yönetim.

Belediyenin eleştirilecek çok tarafı olabilir. 

Eleştiri olacaktır, olmalıdır da.

Doğru yapılanı da teslim etmek gerekir.

Mesele kişi meselesi değildir.

Mesele makam meselesi değildir.

Mesele parti meselesi değildir.

Mesele Diyarbakır meselesidir.

Bu şehir yıllardır birçok sorunu "nasıl olsa kimse ses çıkarmaz." anlayışıyla taşıdı.

O dönem kapanmalıdır.

Halkın sabrı  vardır, sesi de.

O ses duyulduğunda ortaya çıkan şey şudur:

Diyarbakır'da kamu, yeniden halka ait olmak zorundadır.

Kim olursa olsun...

Hangi çevreden gelirse gelsin...

Hangi ekonomik güce sahip olursa olsun...

Kamu alanını işgal eden işgalciyse, işgalcidir.

Halkı mağdur ederek baskı kuran fırsatçıysa, bu tiplere ne denir?

Belediyenin görevi, güçlüden çekinmek değil, hakkın yanında durmaktır.

Sonunda geriye makamlar değil, yapılan işler kalır.

Ve Diyarbakır halkı kimin konuştuğunu değil, kimin gerçekten şehrin yarasına dokunduğunu hatırlar.



Bu yazı 937 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI