"Nurs Eğitim Kültür Yardımlaşma Dayanışma İslami Yazma Eserler ve Haşimi Soy Araştırma Said Nursi Derneği”…
Kürdlere kurulan algı operasyonuna ve hileye bakın…
“Haşimi Soyu Araştırma” ifadesinin burada ne alakası vardır?
Bu tür girişimler, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerini kendi kavmî, tarihî ve coğrafyası olan Kürd ve Kürdistan hakikatinden koparma çabasından başka bir mana taşımamaktadır.
Bu tagutî düzenin kurucusu olarak görülen Kamal Atatürk için dahi “soy araştırma derneği” kurulmamışken, Bediüzzaman için özellikle böyle bir gündemin oluşturulmasının amacı nedir?
Bediüzzaman’ın hayatı da ortadadır, nesebi de ortadadır, hizmeti de ortadadır, fikirleri de ortadadır. İnsanların aklıyla alay edercesine yeni tartışmalar üretmenin manası nedir?
Asıl hedefin; Said Nursî Hazretlerini Kürdlüğünden koparmak, zamanla “Kürd değildi” tezlerini yerleştirmek ve onu resmi ideolojinin kabul edeceği yeni bir kimliğe dönüştürmek olduğu artık açıkça görülmektedir. Çünkü bu resmi politika yıllardır Kürdün dilini, kimliğini, tarihini ve Kürdistan coğrafyasını inkâr üzerine kurulmuştur. Şimdi aynı inkârı Bediüzzaman üzerinden yürütmeye çalışıyorlar.
Şu hakikat iyi bilinmelidir:
Nurs Kürdistanın bir Kürd köyüdür. Bediüzzaman Said Nursî de o köyde doğmuş, Kürdistan medreselerinde tahsil görmüş ve o ilmî-manevî zemin üzerinde Risale-i Nur’u telif etmiştir. Hayatı boyunca da doğduğu memleketle ve kendi toplumuyla bağını koparmamıştır.
Hatta ömrünün son günlerinde dahi sürgünlere ve baskılara rağmen
son yolculuğunda yine kendi Kürdistan coğrafyasına yönelmiş; bütün engellemelere rağmen Urfa’ya gelmiş ve orada vefat etmiştir.”
Bu bile onun aidiyetini anlamak için başlı başına yeterlidir.
Daha da dikkat çekici olan ise, geçmişte Prof. Ahmet Akgündüz tarafından kamuoyuna servis edilen ve Bediüzzaman’ın seyyid olduğuna dair ortaya atılan bazı belgeler hakkında ciddi sahtecilik iddialarının gündeme gelmiş olmasıdır.
Diyarbakır’da Mele Feyzi olarak bilinen Seydanın, bu belgelerin sahte olduğunu çeşitli deliller ve resmi evraklarla ortaya koyduğu; hazırladığı noter tasdikli tutanakları devletin ilgili makamlarına, emniyete, istihbarata ve Başbakanlığa teslim ettiği ifade edilmiştir.
Seydayı Mele Feyzi’nin anlattıklarına göre bazı meşhur Nurcu isimler kendisine gelip:“Bu meseleyi ifşa etmeyin, profesör hata etmiş, üstünü örtelim” diyerek önce baskı kurmaya çalışmış; tavrımın değişmediğini görünce de geri adım atıp meseleyi kapatmam için çok çok ricada bulunmuşlardır.
Eğer bütün bunlar doğruysa, burada sorgulanması gereken şey hakikatin ortaya çıkması değil; neden bazı çevrelerin yıllardır bu “soy” ve “seyyidlik” meselesini sürekli gündemde tuttuğudur.
Çünkü bir insanın kıymeti; soyuyla değil, imanıyla, ihlasıyla, ilmiyle ve hakka hizmetiyle ölçülür.
Bugün Nurculuğun bir kısmının resmi politikanın yörüngesine girmesi sebebiyle, Bediüzzaman’ın doğduğu yerde bile bu tür isimlerle dernekler kurulabiliyor ve insanlar bunu “hizmet” zannederek alkışlıyor.
Oysa hakikat nettir:
Bediüzzaman’ı kendi tarihinden, kavminden ve yaşadığı Kürdistan coğrafyadan koparmaya çalışmak; hakikati değil, resmi ideolojiyi koruma çabasıdır.
Doç.DrAhmet ÖNEN
Öğretim Üyesi