Bugun...


Fesih Bozan

facebook-paylas
Toplumların En Büyük İmtihanı
Tarih: 11-05-2026 00:01:00 Güncelleme: 11-05-2026 00:01:00


 

Bir toplumun huzuru, refahı ve geleceği; o toplumu yönetenlerin karakteriyle, adalet anlayışıyla ve liyakate verdiği değerle doğrudan ilişkilidir. Tarih boyunca yükselen devletlerin ortak özelliği adalet olmuş, çöken toplumların temelinde ise adaletsizlik, kayırmacılık, çıkarcılık ve liyakatsizlik yer almıştır.

Bugün geldiğimiz noktada, şu acı gerçeği dile getirmek zorundayım:

Adil, dürüst ve liyakatli insanların destek görmediği toplumlar; halkın değil, kendi menfaatini önceleyen liyakatsiz kişiler tarafından yönetilmeye mahkûmdur.

Bu da adaletsizliğe, eşitsizliğe, yolsuzluğa, yandaşlığa iktidarların veya kurumların kendi zenginlerini yaratmasına neden oluyor.

Zengini Üreten Düzen

Son yıllarda toplumun vicdanını en çok yaralayan meselelerden biri, “iktidar zengini” diye tarif edilen bir sınıfın ortaya çıkmasıdır. Kamu kaynaklarıyla büyüyen, ihale aldıkça doymayan, serveti arttıkça hırsı büyüyen bu yapı; oysa devletin imkânları belli bir zümrenin servet üretme aracı değil, milletin ortak emanetidir.

Ne yazık ki bugün birçok hizmette kamu yararı yerine; yandaşlık, partizanlık ve kişisel çıkar anlayışı öne çıkmaktadır. Daha da acısı, toplumun önemli bir kesimi bu tabloya karşı sessiz durumdadır. Haksızlığı normalleştiren, “bizdendir” diyerek adaletsizliğe, yolsuzluğa, hırsızlığa, torpile ve rüşvete göz yuman bir anlayış; hem ahlaki çöküşü hem de toplumsal çözülmeyi beraberinde getirmektedir.

Hz. Ömer’in Mumundan Bugünün Karanlığına

Kürsü ve meydanlarda adaletten, eşitlikten, emanet ve kul hakkından söz edenler, Hz. Ömer’in devlet işiyle şahsi işini ayırmak için kendi mumunu yaktığını anlatanlar; iş uygulamaya geldiğinde kamunun hakkını çalmaktan yarıştıklarını görüyoruz.

Bugün kul hakkının kolayca çiğnendiği, rüşvetin “hediye”, torpilin “yakına yardım”, faizin ise “kâr payı” adı altında meşrulaştırıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Değerlerin böylesine aşınması sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküşü de göstermektedir.

Çünkü bir toplum, hamasi sözler ve koca binalarla değil; adalet, güven, emanet, eşitlik ve vicdanla ayakta kalır.

İnancın ve Tarihin Ortak Uyarısı

İslam’ın temel kaynakları da tarihsel tecrübeler de liyakat ve adaletin bir tercih değil, zorunluluk olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ Suresi, 58)

Peygamber Efendimiz’in şu uyarısı ise son derece önemlidir:

“İş ehli olmayana verildiği zaman kıyameti bekle!” (Buhârî)

İbn Teymiyye’nin şu sözü de ibret vericidir:

“Allah adil olan devleti, kâfir olsa bile yaşatır; zalim olan devleti ise Müslüman olsa bile yıkar.”

İbn Haldun da devletlerin çöküşünü; “adalet duygusunun kaybolmasına, israfın yaygınlaşmasına ve kamunun belirli ellerde tüketilmesine” bağlamıştır.

Büyük devlet adamı, Prof. Dr. Merhum Necmettin Erbakan Hocamız da siyasi hayatı boyunca “liyakat, kul hakkı ve kamu hakkı kavramlarını "Adil Düzen" anlayışının temeline koymuş, ehliyet ve liyakatın, sadakattan önce gelmesi gerektiğini” savunmuştur.

Çözüm: Şeffaflık, Denetim, Hesap Verebilirlik ve Adalet

Bu çürümenin önüne geçebilmek için önce, adil, dürüst ve liyakat sahibi insan kalitemizi yükseltmek zorundayız. Adil, dürüst ve ehil insanları desteklemek yalnızca siyasi bir tercih değil, toplumsal bir sorumluluktur.

Ancak iyi insanların varlığı tek başına yeterli değildir. Devlet ve kurumlarda sağlam bir düzeni şu temeller üzerinde yükselmeliyiz:

1. Şeffaflık: Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı millet tarafından açıkça görülebilmelidir.

2. Denetlenebilirlik: Gücü elinde bulunduran her yapı, bağımsız ve tarafsız mekanizmalar tarafından denetlenmelidir.

3. Hesap Verebilirlik: Yanlış yapanın makamına, kimliğine veya yakınlığına bakılmaksızın hukuk önünde hesap verdiği bir düzen kurulmalıdır.

4. Adalet ve Eşitlik: Güçlünün kanunları değil; hakta, hukukta, kanun ve yasalar karşısında herkesin eşit olduğu adil bir düzen kurulmalıdır

Bugün en büyük şaibe siyaset kurumu üzerindedir. Siyaset kurumu üzerindeki şaibeler temizlenmeden toplumun devlete olan güveni tesis edilemez.

Toplumsal menfaatimizi kişisel geleceğimizin önüne koymadığımız sürece; samimi bir vatandaş ve Müslüman olamayız ve ülkemizde de gerçek bir kalkınma ve refahtan söz edemeyiz.

Şuurlu vatandaş ve Müslümanlar olarak, adaletsizlik, yolsuzluk ve hırsızlıklara karşı susma değil konuşmaya, kabullenme değil sorgulamaya, şahsi çıkar değil kamu ve kul hakkına sahip çıkmaya, zulüm ve haksızlıklara karşı dilsiz kalmaya değil, hakkı, hukuku ve adaleti haykırmalıdır.

Unutulmamalıdır ki; sorgulamayan toplumlar zamanla adaletsizliğe, yolsuzluğa, hırsızlığa, rüşvet ve yandaşlığa alışır, bunlara alışan toplumlar ise çürür ve yok olmaya mahkumdur.

Vesselam

 



Bu yazı 96 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI