Müslümanları frenleyen; helal dairede çalışmak, haramlardan kaçınmaktır. Keseye, kasaya, mideye ve mutfağa haram bulaştırmamaktır. Âlimler, “Helal daire keyfe kâfidir” buyurur. Yeryüzü; insanların doyabileceği, gezebileceği, rahat edebileceği Allah’ın büyük sofrası olarak donatılmıştır ki hiçbir canlı aç kalmasın. Bu büyük sofradan pay almak için meşru dairede çalışmak şart koşulmuştur. Dünyada kim çalışır, kâinat kitabını doğru okur ve emek verirse Mevlâ ona verir; hem de dini, dili aranmaksızın.
Yeryüzündeki sofrada her şey doğaldır; ancak insanoğlu bu doğallığı bozuyor. Ekinleri, sebzeleri, meyveleri, suları, denizleri, ormanları ve etleri bozduğu gibi bu olumsuzluklar insanın sağlığını da bozuyor. Önce insanın kendisi; kasa, kese, zina ve bina ile manevi yönden bozuluyor. Şeytan dürtüyor, nefis azgınlaşıyor, şehvet kamçılıyor; kalp katılaşıyor, acıma duygusu köreliyor. Böylesi insandan ne beklenir?
Bir işveren düşünün: Fabrikasında binlerce işçisi, emektarı alın teri döküyor. İşverene patron deniyor. Bu patron Allah’tan korkmalı; emekçinin hakkını, alın teri kurumadan vermeli. Patron devletten büyük olmamalı, vergi kaçırmamalı; merhamet ve şefkat sahibi olmalı, servetine servet katmayı amaçlayıp Karun gibi olmak yerine dengeyi sağlamalıdır. Emekçilerin güvenliğini korumalı, yediklerinden işçilerine de yedirmelidir. İşveren helal-haram sınırlarına mutlaka riayet etmelidir. İşçi de aldığı ücretin hakkını vermelidir.
Kemirgen ve sömürücü kapitalizmin bulaştığı ekonomilerde hak, hukuk ve adil paylaşım yoktur. Her şey patrona ve sermayeye yanadır. Çalışan, emek veren, alın teri döken kişi; emekli olsa bile adeta köledir. Sözde sendikalar ise çoğu zaman sermayenin ve iktidarların arka bahçesi gibidir. Emekçilere yılda bir iki defa göstermelik zam verilse de, çay kaşığı ile verilen bu zamlar cebe girmeden; zamlarla, güvenilmeyen enflasyon rakamlarıyla ve haksız vergilerle geri alınır.
Makalemde işverenle işçiyi örnek verdim. Toplumlarda yönetenler ve yönetilenler de aynı hassasiyeti göstermelidir. İslam’da yönetenler şûra ile belirlenir; keyfî yönetim anlayışı yoktur. Dini konuları çorak gönüllere Diyanet camiasının anlatması gerekirken, Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Kadir Özkaya kul hakkı ile ilgili çok güzel ifadelerde bulundu. Tebrik ediyorum Sayın Başkanı. Kul hakkı ibadetle ortadan kalkmaz.
Saltanatçılara, zalimlere ve “Allahlık” taslayanlara örnekler verdi: Zalim Nemrut’un bir sinekle, Firavun’un suda boğularak can verdiğini; milyarder Karun’un ise ölünce kilolarca anahtarlarını kimin taşıdığını ve kendisinin nasıl yerin dibine geçtiğini ifade etti. Karun, Nemrut ve Firavun zihniyetindekiler ibret almaz mı?
Helal belli, haram bellidir. Ne mutlu helal dairede çalışanlara! Yazıklar olsun helal-haram demeden sömürerek servet elde edenlere, kul hakkıyla ahirete göçenlere…
Vesselam.