Diyarbakır, bir yandan Amedspor’un Süper Lig’e yükselişiyle moral bulurken, diğer yandan kaderini etkileyecek kritik bir seçimin eşiğinde duruyor.
Bu şehir, yıllardır ihmal edilmiş yatırımların, ertelenmiş projelerin ve yarım kalmış hayallerin ağırlığını omuzlarında taşırken; şimdi gözler, Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) yapılacak seçime çevrilmiş durumda.
OSB, Diyarbakır’ın yalnızca üretim merkezi değil, şehrin geleceğe açılan kapısıdır.
Burada alınacak kararlar, sadece fabrikaların bacasını değil, bir şehrin umudunu da tüttürecektir.
Cumartesi günü sandıktan çıkacak irade, sıradan bir yönetim tercihi değil; ya ataleti sürdürecek ya da kalkınmanın önünü açacak bir yol ayrımıdır.
Mevcut yönetim, geçmişin eksiklerini telafi etme vaadiyle yeniden yetki talep ediyor.
Sorulması gereken soru nettir: Dün yapılamayanlar, yarın hangi iradeyle yapılacaktır?
Vaatler mi konuşacak, yoksa icraatın soğuk ve sert dili mi?
Diyarbakır’ın kaybedecek vakti mi kaldı?
Bu şehir, yatırım yarışında yıllardır geride bırakıldı.
Potansiyeli, doğru ellerde bir kalkınma hikâyesine dönüşebilecek kadar güçlüdür.
OSB’nin başına kim geçerse geçsin, günü kurtaran değil, geleceği kuran bir anlayışla hareket etmelidir.
Geceyi gündüze katmadan, ter dökmeden, risk almadan bu makûs talih değişmez.
Önemlisi, bu seçim sanayicinin hür iradesinin sınandığı bir imtihandır.
Siyasetin gölgesi sandığın üzerine düşerse, kazanan bir liste değil, kaybeden bir şehir olur.
Diyarbakır, dış müdahalelerin değil, kendi dinamiklerinin belirlediği bir geleceği hak ediyor.
Seçilecek yönetimin kamu otoritesiyle uyum içinde çalışması gereklidir.
Bu uyum, ilkesizlikle karıştırılmamalıdır.
Gece başka kapılarda, gündüz başka koridorlarda dolaşan bir anlayışın bu şehre vereceği hiçbir şey yoktur.
Cumartesi günü yalnızca bir yönetim değil, bir zihniyet oylanacak.
Unutulmamalıdır: O sandıktan çıkacak sonuç, ya Diyarbakır’ın zincirlerini biraz daha ağırlaştıracak ya onları kıracak ilk darbe olacaktır.