Merhaba sevgili okurlar..
Bu hafta sonu, Diyarbakır basınının geldiği duruma dair birkaç söz söylemek istiyoruz.
Biraz kendi sorunlarımızdan bahsedeceğim; yorum her zamanki gibi size ait.
Dünyada çoğu insan, basının tarafsız ve özgür olduğunu sanır.
Ne yazık ki gerçek böyle değil.
Her basının bir tarafı, bir duruşu vardır.
Ama gelin görün ki, Diyarbakır’da basının ne saygınlığı kalmış, ne de kutsallığı…
Geçtiğimiz günlerde, DİKO Başkanı bir basın açıklaması yaptı.
Üslubu ve kullandığı dil, affedilecek gibi değildi.
Basına emek veren arkadaşlarımıza ağır ithamlarda bulundu.
Eğer gerçekten birileri sizden şantaj yoluyla para istemişse, elinizde deliliniz varsa çıkın açıklayın. Yoksa da gidin adliyeye, suç duyurusunda bulunun.
Adaletin yakasına yapışın. Ama “çamur at, izi kalsın” mantığıyla konuşup, tüm basın mensuplarını zan altında bırakmak, kabul edilemez.
Üzerinden altı gün geçti… Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti hâlâ sessiz.
Bir-iki açıklamayla bu geçiştirilemez.
Böyle bir durumda kendi meslektaşlarını savunmayacaksa, ne zaman savunacak, cemiyet?
Hangi ilde olursa olsun, basını temsil eden kuruluşlar böyle bir açıklamaya anında tepki gösterir.
İftiranın ne anlama geldiğini hatırlatır, hukukî yollara başvurulurdu.
Hukukta bir terim vardır: “Sükût, ikrardan gelir.”
Cemiyetin bu sessizliği, DİKO Başkanının sözlerini onaylamak anlamına mı gelmektedir?
DİKO Başkanı haddini aşmış, basında çalışan herkesi zan altında bırakmıştır.
Ne yazık ki Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, kendi meslektaşlarını değil, DİKO Başkanını korumuş mudur?
Buna karşın, Güneydoğu Yerel Medya Derneği dimdik duruşunu göstermiş, hemen açıklama yapmıştır.
Siz ise hâlâ sessizsiniz.
Umarız bu yazıdan sonra, yapılan yanlışın farkına varırsınız.
Çünkü bu meslek, susarak değil, doğruyu söyleyerek onurunu korur.
DİKO Başkanı, kendisi haklı ise, çıkıp konuyu etraflıca belgeyle açıklar.
Dünkü gazeteler, bu konuyu manşete , sur-manşete taşıdı, gazetemiz dahil.
Cevap hakkı, iki STK için söz konusu.
Açıklama bekliyoruz.