Namazında niyazında olan varsa, hutbe konu seçiminde söz sahibi olarak kendisini görmek mümkündür.
Cuma Hutbesi, cami cemaati için geçerlidir.
Kimi namazsızların, resmîyette kabul gören yasalarla Allah'ın kelâmını karşılaştırıp, tavrını kendilerine göre yasal kanunlardan yana koyarak, salya- sümük Diyaneti eleştirmesindeki inceliğin farkındayız.
Kur'an ahkâmına göre hutbe konuları belirlenir.
Arada bir bu laicus tiplerin kendi varlıklarını bu tip çıkışlarla göstermeleri karşısında ne demeli?
Allahın kelâmını Diyanet üzerinden redde varan çıkışların cezasız kalmaması lazım.
Her bir seferde bahanesi Diyanet olanın gazetesinde, televizyonunda İslâma saldırı, bunların genetiğinde mevcut.
Yahûdi, insanı, canlıları öldürür, etrafı yakıp yıkar, bunu kendi inanç kitabında Yehovanın emri olduğunu söyler.
Buyrun bunu eleştirin, adam gibi.
Safını belli eden bu embesil grup, özgürlükten yanaysa alın teri sömürüsü faize karşı çıksın, kendilerini besleyen, destekleyen kimi bankaların ve holdingleri eleştirsin.
Durumu biraz açalım:
Son zamanlarda Diyanet’in hutbelerine yönelik artan saldırılara şahit oluyoruz.
Biz, bu saldırıların aslında doğrudan İslam’a yapıldığını düşünüyoruz.
Amaç, gençlerin kafasını karıştırmak, kadınların arasında İslam düşmanlığını yaymaktır.
Bugün “Kadın Hakları” üzerinden gündem yapanların samimiyetine inanmıyorum.
Onların kadınları savunmak gibi bir derdi yok; tek hedefleri İslam’dır.
Şunu net bir şekilde ifade edelim: Allah’ın izniyle asla başarılı olamayacaklar.
Hutbeler, herhangi bir kimsenin kendi kafasına göre yazıp söylediği metinler değildir.
Diyanet hutbeleri, ayet ve hadislerden çıkarılan hükümlere dayandırılır.
Zaman zaman bu hutbelere karşı itirazların dillendirildiğini duyuyoruz.
Bu itirazlar, gerçekte doğrudan ayetlere, hadislere ve İslami hükümlere yapılmaktadır.
Mesele Diyanet değil, mesele İslam’dır.
Bunu da bilerek yapıyorlar. Bu sözleri kendi kafalarına göre söylemiyorlar; dışarıdan talimat alarak dillendiriyorlar. Bir bakıma İslam düşmanlarının maşalığını yapıyorlar ve onların adına İslam’a darbe vurmak istiyorlar.
Miras Meselesi: Adaletin Kaynağı Rabbimizdir
Bugün en çok tartışma konusu edilen hususlardan biri de miras meselesidir.
Mirası erkeğe ve kadına düşen payı belirleyen biz değiliz; bunu Rabbimiz belirlemiştir. Bunun aksini savunmak, en açık anlamıyla hukuksuzluk ve adaletsizliktir.
Diyanet bunu kendi kafasına göre söyleyemez, hiçbir imam da kendi keyfine göre hutbe veremez.
Kur’an-ı Kerim’de; anneye, babaya, oğula, kıza, yani kime ne pay düşeceği açık bir şekilde belirlenmiştir.
Erkeği de kadını da yaratan, onların durumunu herkesten iyi bilen ve mutlak adaletin sahibi olan Rabbimizdir.
Bazısı çıkıp “Siz bunu nasıl söylersiniz? Kadınların kazandığı haktır." diyerek karşı çıkıyor.
Mesele çok net: Allah’ın hükmü ortadadır.
Bizim yapmamız gereken, Rabbimizin emrettiği gibi adil davranmaktır.
Toplumumuzda en büyük yanlışlardan birisi kız çocuklarına miras verilmemesidir.
Çoğu kimse miras taksimatı yaparken ya kız çocuklarını hiç hesaba katmıyor ya da göstermelik bir şeyler veriyor.
Kız çocuklarının mirastan haklarını istemeleri ayıplanıyor. Bu anlayışın dinden gelmediği çok açık.
İslam, kadına da erkeğe de adaletli bir şekilde mirastan pay verilmesini emrediyor.
Kadın asla mirastan mahrum bırakılmamıştır.
Müslümanların Birlik ve Uyanışa İhtiyacı Var
Bugün bu cesareti eleştirilerinden alanlar, aslında Müslümanların cehaletinden ve İslam’dan uzaklaşmalarından güç devşiriyor.
Birkaç yıl önce kimse böyle laflar etmeye cesaret edemezdi.
Genç nesil İslam’dan, Kur’an’dan ve sünnetten uzaklaştıkça bunlar da cesaret buluyor.
Biz öyle bir hale geldik ki adetlerle âyetleri birbirine karıştırıyoruz.
Deve kuşu misali bir hayat yaşıyoruz. İşimize geldiğinde dine sarılıyor, işimize gelmediğinde dini görmezden geliyoruz.
Bu tavır hem bizi zayıflatıyor hem de İslam düşmanlarına cesaret veriyor.
Çağrımız şudur: Müslüman gençlik uyanık, bilgili ve şuurlu olmalıdır. Müslümanların söz birliği yapmaları ve İslam’ı daha güçlü bir şekilde anlatmaları gerekiyor. Çünkü bu saldırıların asıl amacı fitne çıkarmak ve İslam’ın hükmünü zayıflatmaktır.
Birlik olursak, inancımızdan taviz vermezsek, Allah’ın izniyle kimse başarılı olamayacaktır.