Bir Diyarbakırlı Vatandaşın Kaleminden
Diyarbakır yanıyor.
Meteoroloji “hava sıcaklığı 38-40 derece” diyor ama sokakta yürüyen biri olarak söylüyoruz:
Bu şehirde hava resmen 50 derece. Nefes almak bile zorlaştı.
Hele bir de minibüse, halk otobüsüne binmeye kalkarsanız…
Allah kolaylık versin.
Koltuklar yapış yapış, camlar açılmıyor, klimalar zaten yok.
Bir yanda sıcaktan kavruluyorsun, öte yandan nefes alamıyorsun.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne buradan sesleniyoruz:
-Bu halkı bu kadar sıcağın içinde denetimsiz araçlara mahkûm etmek insafsızlık değil midir?
Bu yaz evde banyo yapmaya gerek kalmadı.
Minibüse binen zaten terden sırılsıklam oluyor. Üstüne bir de akşam eve gelince şöyle hafif bir duş aldı mı, tamamdır.
DİSKİ’ye de su tasarrufuna katkı sağlıyoruz yani. Biraz da mizah yapıyoruz ki gerçekler göze batmasın!
Ama mesele sadece sıcak değil.
Bir zamanlar, yaz aylarında Diyarbakır’ın sokaklarında gece yarıları ilaçlama araçlarının sesi yankılanırdı.
Sinekler, haşereler biraz olsun azalıyordu.
Sitelerin bahçeleri ilaçlanırdı, insanlar rahat bir nefes alırdı.
Bu yaz?
Ne gelen var, ne giden.
Mahallemizi sinekler bastı.
Cam açamaz hâle geldik. Belediye bu konuda da ortada yok.
Ama garip olan ne biliyor musunuz?
Belediye, tüm bu sıkıntıların içinde hafta sonu bir “açılış” yaptı.
Ne yapılıyor, ne anlatılıyor, halk ne anlıyor, onu da çözemiyoruz.
Ama öyle bir sunum yapılıyor ki, sanırsınız Diyarbakır yeniden inşa ediliyor.
Diyarbakır esnafına da bir gözdağı var, sanki bu açılışlarda ; “Halkın yanındayız, fahiş, fiyatla vatandaşı boğmayın.” mesajı verilmiş.
Elbette ki bu önemli, ama bu mesajı verirken öte yandan vatandaş otobüsün içinde haşlanıyor, evinde sineklerle boğuşuyor.
Bu çelişki kimsenin gözünden kaçmıyor.
Evet, Diyarbakır’ın belediyesinin iki yüzü var.
Bir yüzü gerçekten çalışıyor.
Görüyoruz, takdir ediyoruz.
Ama diğer yüzü?
O yüz, sıcaklarda minibüse binmek zorunda kalan halkın, sineklerle yaşamak zorunda kalan çocukların, gece ter içinde uyanan yaşlıların yüzüdür.
Biz o çalışmayan yüzü de görüyoruz ve yazıyoruz.
Bu şehir bizim, hepimizin.
Bu şehrin gölgede bırakılan mahalleleri, unutulan sokakları, sinekle kavrulan bahçeleri var.
Ve biz yazmazsak, kimse bilmeyecek.
Son sözümüz şu:
Belediyecilik sadece açılış yapmak değildir. Sıcağa, sineğe, susuzluğa çözüm üretmektir. Halkı görmek, duymak ve hissetmektir.
Biz yazmaya devam edeceğiz. Hem yapılanı, hem yapılmayanı…