Organize Sanayi Bölgesi… Her kentin kalkınma damarlarından biri. Yatırımın, istihdamın ve üretimin kalbi.
Diyarbakır gibi genç nüfusu, potansiyeli yüksek bir şehirde bu damarların nasıl işlediği, aslında geleceğimizin ne yöne evrileceğini de net biçimde gösteriyor.
Dünkü OSB Basın Buluşması ise, tam da bu bağlamda bazı soruların cevabını aramak için önemli bir fırsattı.
Görüyoruz ki, cevapların yerini yine süslü cümleler, seçilmiş gazetecilere ayrılmış tebessümler ve yaklaşan seçimlerin gölgesinde yapılan mesajlı konuşmalar aldı.
Basına açık gibi görünse de, aslında “Bazı” medya mensuplarına özel hazırlanmış bir gösteriydi bu toplantı. Evet, gösteriydi.
Ortada şeffaf, hesap verilebilir, ortak akla ve eleştiriye açık bir anlayış değil; daha çok “Biz yaptık oldu” mantığı hâkimdi.
Başkan Mustafa Fidan’ın kürsüdeki sunumu da bu mantığın bir uzantısıydı.
Yapılan işler anlatıldı, fakat yapıl(a)mayanlara hiç değinilmedi.
Niyet, bir dönemin PR’ını yapmaksa; evet, bu toplantı amacına ulaşmıştır.
Niyet, Diyarbakır sanayisini tartışmak, sorunları birlikte analiz edip çözüm üretmekse; bu buluşma sınıfta kalmıştır.
OSB Başkanı, belli medya kuruluşlarına jest üstüne jest yaptı.
Bazı gazetecilerin adını anarak teşekkür etti. Diğerlerini ise yok saydı.
Salonda bulunan tüm gazeteciler aynı konuları dile getirmişti.
OSB yollarının durumu, yatırımcının yaşadığı altyapı sorunları, lojistik eksiklikler, üretim tesislerinin yetersizliği…
Bunlar sadece birkaç kişinin değil, Diyarbakır halkının ortak gündemidir.
Belli ki, bazı sorular ‘fazla gerçek’ olduğu için işitilmek istenmedi.
Şunu açıkça ifade etmek gerekir:
OSB, sadece üretim değil, aynı zamanda adaletli bir yönetim anlayışıyla da büyür.
Tarafsızlık; kamu kurumlarında lüks değil, zorunluluktur.
Mevcut OSB yönetimi, bu zorunluluğu bir türlü kavrayamıyor.
Tarafsızlık yerine, medyayı “bizden olanlar ve olmayanlar” diye ikiye ayıran bir zihniyet hâkim.
Ne yazık ki, bu zihniyetle ne yatırımcıyı tutarsınız, ne de şehrin sanayi hamlesini başlatabilirsiniz.
Diyarbakır OSB, maalesef Mardin’in, Batman’ın hatta Gaziantep’in çok gerisinde. İhracatta, üretimde, dış yatırımcı çekmede sınıfta kalmış bir OSB ile karşı karşıyayız. Mazeret ise çok:
“Bölgesel sorunlar, altyapı eksikliği, teşvik yetersizliği…”
Oysa bu saydıklarımızın hepsi çevre illerde de mevcut.
Ancak orada OSB’ler, vizyoner kadrolar sayesinde direnç göstermiş, kendini yeniden var etmiş durumda.
Bizde koltukta oturanlar, o koltuğu bir kariyer durağına çevirmiş.
Diyarbakır değişiyor, dönüşüyor.
OSB yönetimi hâlâ eski alışkanlıklarla, dar çevre anlayışıyla, üç-beş kişinin çevresinde dönen küçük dairelerin içinde savruluyor.
OSB; şehrin tüm yatırımcılarına, sanayicilerine, genç iş gücüne nefes olacak bir alan olmalı.
Gelin görün ki, birkaç ismin gündeminden öteye geçilemiyor.
Birkaç kişi geziyor, birkaç kişi konuşuyor, birkaç kişi karar veriyor.
Geri kalanlar ise sadece seyrediyor.
Bu mudur Diyarbakır sanayisinin vizyonu?
OSB Başkanı Mustafa Fidan, elbette yaptığı hizmetleri anlatabilir. Buna kimse itiraz etmez.
Eksikleri dile getiren gazetecilere karşı takınılan dışlayıcı tavır, basını bir araç olarak görmenin açık kanıtıdır.
Bu anlayış, ne kente hizmet eder ne de kurumlara itibar kazandırır.
Diyarbakır artık kabuğunu kırmalı.
Yeni vizyonlara, genç beyinlere, katılımcı ve şeffaf yönetimlere ihtiyaç var.
Koltuklara yapışıp kalan değil, koltukları halkın ve yatırımcının hizmetine sunan bir irade gerekiyor. OSB’de değişimin vakti geldi de geçiyor.
Son olarak şunu söylemekte fayda var: Dünkü toplantı, belki de OSB yönetimine yazılmış en net mesajdı.
Diyarbakır kamuoyu artık sadece laf değil, iş görmek istiyor.
Şeffaflık, eşitlik ve liyakat istiyor.
Gelecek seçim sadece bir sandık değil, aynı zamanda bir hesaplaşma anı olacaktır.