Dicle Üniversitesi’nde Kadrolaşma İddiaları: Akrabalık İlişkileri mi, Liyakat mi?
Dicle Üniversitesi yönetimi, son dönemde kamuoyuna yansıyan kapsamlı nepotizm iddialarıyla gündemde.
Üniversitenin üst yönetim kadrosunda yer alan isimlerin, akrabalık ilişkileri üzerinden sistematik bir kadrolaşma ağı kurduğu öne sürülüyor.
İddialar, yalnızca münferit atamaları değil; üniversitenin idari ve sağlık birimlerini kapsayan geniş bir yapılanmayı işaret ediyor.
Rektörlük ve rektör yardımcıları düzeyinde gerçekleştiği ileri sürülen görevlendirmelerde, aynı aile veya yakın çevreye mensup kişilerin kritik pozisyonlara getirildiği iddia ediliyor.
Özellikle üniversite hastanesi çevresinde yoğunlaştığı belirtilen atamalarda, kamu kadrolarının yanı sıra hastane bünyesinde faaliyet gösteren şirketler üzerinden de personel alımı yapıldığı ve bu süreçlerin şeffaflıktan uzak şekilde yürütüldüğü öne sürülüyor. Bu yapı üzerinden çok sayıda akrabanın istihdam edildiği iddiaları dikkat çekiyor.
Diğer tartışma konusu ise “hülle atama” olarak bilinen yöntemler. Görevde yükselme kriterlerine tabi kadrolar için önce farklı birimlere kısa süreli atamalar yapıldığı, ardından ilgili kişilerin hızla daha üst pozisyonlara getirildiği iddia ediliyor. Sayıştay’ın geçmiş raporlarında benzer uygulamaların hukuka aykırı bulunduğu bilinirken, bu tür yöntemlerin sistematik hale geldiği öne sürülüyor.
Akademik kadrolar da iddiaların dışında değil. Bazı fakültelerde açılan ilanların belirli adayları işaret edecek şekilde hazırlandığı ve bu ilanlar aracılığıyla akraba atamalarının gerçekleştirildiği ileri sürülüyor. Bu durum, akademik liyakat ve bilimsel etik açısından ciddi soru işaretleri doğuruyor.
Kurum içinden konuşan bazı kaynaklar, söz konusu uygulamaların uzun süredir bilindiğini ancak çeşitli nedenlerle açıkça dile getirilemediğini iddia ediyor. İddialar, üniversite içinde “sessiz bir rahatsızlık” olduğu yönünde yorumlanıyor.
Tüm bu gelişmelere rağmen üniversite yönetiminden henüz kapsamlı bir açıklama yapılmış değil. Kamu kaynaklarının kullanımı, eşitlik ilkesi ve liyakat esasları açısından büyük önem taşıyan bu iddiaların, başta Yükseköğretim Kurulu olmak üzere ilgili denetim mekanizmaları tarafından incelenip incelenmeyeceği ise belirsizliğini koruyor.