Şeyh Said ve 47 dava arkadaşı 100 yıl önce 29 Haziran 1925, Türk Şark İstiklal Mahkemesi tarafından şekli bir mahkemede yargılanıp Diyarbakır Dağkapı Meydanı’nda idam edildi.
1865 yılında Erzurum’un Hınıs ilçesinin Kolhisar köyünde dünyaya gelen Şeyh Said, Nakşibendi Tarikatı’nın önemli şeyhlerindendir.
Dinî eğitimini Hınıs’ta tamamladı.
Diyarbakır İstiklal Mahkemesi, 29 Haziranda da Şeyh Said'in önderliğinde ayaklanmaya katılan 47 kişi hakkında idam kararı verdi.
Karar ertesi gün infaz edildi.
Şeyh Said ve diğer sanıklara, hücrelerinde iken, idam edilecekleri bir doktor eşliğinde kendilerine bildirilir.
Şeyh Said, idam edileceklerini duyunca namaz kılmak ister ve namaz kılması için kendisine izin verilir.
Namaz kıldıktan sonra kendisine “Ne hissediyorsunuz?” şeklinde soran Akşam Gazetesi'nin Muhabirine dönerek “Asıldığıma acıma. Zira asılmam Allah ve din içindir.” der,
“Dünya yaşantımın sonu geldi. Kendimi milletimin yolunda feda ettiğime hiçbir şekilde pişman değilim. İlerde torunlarımızın bizden dolayı düşman önünde utanç duymamaları bizim için yeterlidir.”
Şeyh Said boynuna ip geçirilmeden mahkeme üyelerinden Saib Bey ve Diyarbakır Valisi Mürsel Bey’e dönerek “Mahşerde hesaplaşacağız” der ve ayağının altından tabure çekilerek idam edilir.
Hanili Salih Bey`in mahkemede Şeyh`e bağlılıktan büyük onur duyduğunu, pişman olmadığını belirterek kıyâmın başarıya ulaşmama nedenlerini anlatır.
Şiirsel savunmasını ise idama giderken söylediği şu edebi beyitlerle sona erdirir:
Gerçi enzar-i ehibbadan dahi dûr olmuşuz.
Rahmet-i Mevla'ya yaklasmakla mesrur olmuşuz.
Hak yolunda müflis u hane-harab olduksa da,
Bu harabiyetle biz manada ma`mur olmuşuz.
Ehl-i Hakkız, korkmayız idamdan berdardan,
Çünkü te`yidi ilahi ile mensur olmuşuz.
Hakim-i Mübtil yedinden madrubin olduksa da,
Emr-i Hakla sarr-ı gara hakkını ifaya memur olmuşuz.
Kul bize zulmen mucazat etse de perva etmeyiz,
Süphemiz yoktur ki, indillahta me`cur olmuşuz.
Salih`im, ehl-i salahim. Dine can kıldım feda,
Lütfü hakla tasnegan-ı ab-i Kevser olmuşuz
Şeyh Said ve arkadaşlarının mezarı nerede hala bilinmiyor.
Hatta kişisel eşyaları dahi ailesine teslim edilmemiş.
İdam edilenin naaşı, verilmez mi, defn etmek için, âilesine?
ve sürgünler uzar, gider âile efradı için, oradan oraya.
Hepsini rahmetle anıyoruz...