Bugün, Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen Son Peygamber’in Günü
Bugün, insanlık tarihinin dönüm noktalarından birini idrak ediyoruz.
Âlemlere rahmet olarak gönderilen, insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkaran, son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) dünyayı şereflendirdiği gündeyiz.
Onun gelişiyle birlikte, hem kâinatın manası tamamlandı hem de insanlığa yol gösterici bir rehber bırakıldı.
Şunu unutmamak gerekir ki, o olmasaydı dünya yaratılmazdı. O, varlık sebebimiz ve kurtuluş yolumuzdur.
Ne yazık ki bugün Müslümanlar olarak onun bize bıraktığı kutlu mirasa gerektiği gibi sahip çıkamıyoruz.
Onun hayatını örnek almak, sünnetini yaşatmak ve getirdiği şeriata bağlı kalmak yerine, adeta cahiliye devrinin karanlık yollarına geri döndük.
İşte bu yüzden Müslüman coğrafyaları bugün zillet içinde, sömürge altında, kardeş kavgasıyla parçalanmış hâlde yaşamaktadır.
Hz. Peygamber’in öğretilerinden uzaklaşmanın en büyük cezasını yaşıyoruz.
Onun gelişi bir dönemin kapanıp yeni bir çağın başlamasıydı. O dönemde insanlık zulmün, haksızlığın, putperestliğin, ahlaksızlığın ve cehaletin pençesinde kıvranıyordu. Kadının değeri yok sayılıyor, mazlumun sesi duyulmuyor, güçlü olanın zayıfı ezmesi adeta kural haline gelmişti.
İşte tam da böyle bir dönemde Allah (C.C), rahmetini tecelli ettirdi ve insanlığa bir kurtarıcı gönderdi. Hz. Muhammed (s.a.v.), hem o dönemin insanlarını kurtardı hem de kıyamete kadar tüm insanlık için bir ışık oldu.
Bugün ise dünya farklı bir karanlıkla yüz yüze. Teknolojinin, bilimin ve medeniyetin ilerlediği söyleniyor ama insanlık hâlâ adalet, merhamet ve huzurdan mahrum. Zulüm, savaş, entrika, çıkar kavgaları, insanların haklarına yapılan tecavüzler hâlâ devam ediyor. Modern çağın karanlığı, cahiliye döneminden çok da farklı değil. İnsanların elinde imkânlar çoğaldı ama gönüllerindeki boşluk daha da büyüdü.
Bu tablo karşısında biz Müslümanlara düşen görev çok açıktır: Hz. Peygamber’in getirdiği hakikatlere yeniden sarılmak. Onun öğrettiği kardeşlik ruhunu, adalet anlayışını, merhametini ve insan onuruna verdiği değeri yeniden hayatımıza taşımadıkça kurtuluş yoktur. Bugün Müslümanlar kendi içindeki çekişmeleri bırakıp, onun yolunda birleşmedikçe zillet bitmeyecektir.
İnanıyorum ki insanlık için tek çıkış yolu, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) rehberliğine dönmektir. Onun şeriatını, onun sünnetini ve onun yaşattığı adalet anlayışını yeniden hayatımıza hâkim kılmadıkça ne İslam coğrafyasında huzur bulabiliriz ne de dünyaya barış ve adalet sunabiliriz.
Bugün onun doğumunu kutlamak, sadece bir anma değil, aynı zamanda bir muhasebe günüdür. “Onun yolundan ne kadar gidiyoruz?” sorusunu kendimize sormamız gereken gündür.
Bu soruya samimiyetle cevap verirsek, asıl kutlamanın, onun izinden yürümek olduğunu anlarız.
Hz. Peygamber’in yoluna dönen bir Müslüman toplumu, sadece kendi coğrafyasını değil tüm insanlığı aydınlatacaktır.
Onun getirdiği hakikat bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan tek kurtuluş yoludur.
Utanç içindeyiz, Yâ Rasulullâh!..