Milletin ağzında artık pelesenk olmuş bir söz var: “AK Parti kalkınmayı nispeten başardı ama adalette sınıfta kaldı.”
Unutmayalım: Kalkınma insanın bedenine, adalet ise ruhuna hizmet eder.
Merhum Seyyid Kutub’un bu konuda anlamlı bir ifadesi var. Diyor ki: “Bir devletin tüm kurumları ayakta ama adaleti sarsılmışsa zamanla devlet hırpalanır. Tam tersine, tüm kurumlar sarsılmış ama adaleti ayaktaysa zamanla devlet rayına oturur.”
Bu ifade iki kere iki dört edercesine doğru olduğuna göre ve adalet parasız pulsuz tecelli edebildiğine göre, neden adaleti tesis etmek için özel bir çaba göstermeyelim?
Akın Gürlek Bey, Adalet Bakanı olarak bu konuda gayret ediyor. Ancak ben burada yalnızca hukuki adaletten değil, çok yönlü bir adalet anlayışından söz ediyorum.
Vatandaş bilse ki bu ülke adaletle idare ediliyor, emin ellerde yönetiliyor; gayrisafi millî hasıladan birine bin dolar, diğerine en fazla iki bin dolar düşüyor olsa bile huzur içinde yaşayabilir. Fakat birinin 10 bin lira alırken bir başkasının 110 bin lirayı cebellezi ettiğini görürse, insan fıtratı gereği isyan da eder, veryansın da eder.
Şimdi soruyorum: Durum bu açıdan şükretmeye mi elverişli, yoksa insanı mutsuzluğa mı teşvik ediyor?
Hele bir etrafınıza dirayetle bakar mısınız? Çoğunluk nasıl yaşıyor?
Bu kadar danışman, Külliye’de bu kadar büro ve şeflik var; fakat işler neden adil bir anlayışla yürümüyor?
Bana göre cevabı basit:
“Muhterem Reis’im, bu konuda işler iyi gitmiyor. Doğru olan bu değil, doğrusu budur.” diyebilen insanların sayısı etrafınızda yok denecek kadar az.
Bir düşünün; etrafınızda kaç tane Binali Ağaçlar, Sergen Hanımlar, teşkilattan gelme Ersan Aksu gibi vekiller var?
Maalesef danışmanlarınız arasında eski sol kırıntısı Mehmet Uçum zaman zaman ileri geri konuşuyor, o kadar.
Bir yanda iki-üç maaş alanlar; diğer yanda haksız yere listenin ilk sıralarında yer alan, “Acaba bir daha seçilebilir miyim?” endişesi taşıyan zavallı vekiller…
Bunlardan bir cacık çıkmaz.
Sizi candan seven, onları etrafınızdan uzaklaştırdığınız hâlde her dara düştüğünüzde imdadınıza koşan Ömer’lerinize kucak açın. Öyle ki hem dünyada hem de ukbada rahat edesiniz.
Mesela şu dostlarınızı yanınıza almak için daha ne bekliyorsunuz?
İbrahim Halil Çelik,
Hüseyin Çelik,
Abdurrahman Dilipak,
Bahri İleri,
Nuri Şahin…
Ülkenin bugünlere gelmesinde doğrudan katkısı olan eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ı da buna ekleyin; on ile çarpın, yüz ile çarpın…
Unutmayın: Bu Ömer kardeşler, sizden uzakta olmalarına rağmen ülkenin huzur ve selameti için çırpınıyorlar.
Belki Haşim Kılıç eski yol arkadaşlarınız arasında yok; ama o da vatandaş olarak benim kontenjanım olsun. Çünkü AK Parti’nin kapatılması konusunda “hayır” oyunu kullanarak Anadolu insanına bir nefes aldırdığı günleri unutmuyorum.
Birileri “Artık bu iş bitti.” diye ellerini ovuştururken, Haşim Kılıç Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak o oyunu bozdu.
Bu unutulacak bir duruş olabilir mi?
İbrahim Halil Çelik, yerel yönetimlerde belediyeciliğe değer katan bir beyefendidir.
Hüseyin Çelik, iç siyasette katkı verebilecek bir sempatiye sahip. Bakanlığı döneminde bir derece kibre kapıldıysa da bence şimdi onu da geride bırakmış vaziyette.
Abdurrahman Dilipak, kadim yol arkadaşınız ve özgünlüğünü muhafaza eden bir şahsiyettir.
Bahri İleri, helalinden çalışan, devletle iş yapmadan kendi ayakları üzerinde duran; Doğu ve Güneydoğu’daki iş insanları arasında değerli bir şahsiyet olarak öne çıkan biridir.
Nuri Şahin, kimseye eyvallahı olmayan, helalinden kazanmış, hâli vakti yerinde, entelektüel bir düşünce adamı ve cesur bir yazardır.
Bunların hepsi doğrularınızı alkışlayacak, yanlışlarınıza şerh koyacak kabiliyet ve cesarete sahip insanlardır. Aynı zamanda adalete ve kalkınmaya katkı sunabilecek isimlerdir.
Bu ve benzeri şahsiyetlere kucak açmanın zamanı geldi de geçiyor diye düşünüyorum.
Birini daha anmadan geçmeyeceğim: Ahmet Davutoğlu.
İki yıllık Başbakanlığı döneminde arkasında kayda değer bir leke bırakmayan bir siyaset adamıdır. O süreçte belki biraz ufku dardı; ancak eminim ki bu aşamada o sıkıntıyı aşmış vaziyettedir.
Parti kurdu ama hep pozitif eleştiriler yaptı. Bir gün haddini aşan, gereksiz bir eleştiri yaptığını hatırlamıyorum.
Ayrı partilerin başında olup yanınıza aldığınız Numan Kurtulmuş ve Süleyman Soylu gibi, onu da yanınıza alma zamanı gelmiştir diye düşünüyorum.
İnanıyorum ki bu tür dostlar etrafınızda olursa, etrafınızdaki hırsız ve arsız takımı da ayağını denk alır; Anadolu insanı rahat bir nefes alır.
Evet, sağduyu sahibi Anadolu insanı sandığa gittiği zaman sonunda size oy veriyor. Ancak bu oy kerhen verilince bereketi de olmuyor.
Etrafınızda bu samimi dostlar olsa hem oylarını hem de dualarını alırsınız. Başka bir ifadeyle, sevenlerinize huzur ve mutluluk verirsiniz.
Hele ki yerelde AK Parti’nin temel taşlarını oluşturan, şahsiyetini ve samimiyetini muhafaza eden, akçeli işlere tenezzül etmeyen nice ağır şahsiyet partiden ötelenmiş vaziyette.
Bugün bu değerlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Ben bir emekli öğretmenim. Nitelikli bir vatandaş olarak kalbî, kavlî ve fiilî dualarımla size destek veriyorum; ama kalben mutmain değilim.
52 bin liralık maaşla nitelikli, tasarruflu ve kanaatkâr bir hayat sürerken birçok açıdan hayata kalite katmak için gayret ediyorum. Fakat 152 bin, 252 bin lira alan bazı insanların çevresindeki imkânları daha da artırmanın, nereden ne koparabileceğinin hesabı içinde olduğunu görüyorum.
Anadolu insanı bunu hissediyor ve mutsuz oluyor.
Hatırlayın ki Hz. Ömer, minbere çıkıp karşısındaki nitelikli insanlara:
“Bir gün Allah’ın emri dışında bir iş yaparsam ne yaparsınız?” diye sorar.
Sahabe ise, “Seni kılıcımızla doğrulturuz.” der.
İkinci Halife Hz. Ömer (ra), bu cevap karşısında Allah’a hamd eder.
Ne yazık ki etrafınızda böyle dostlarınızı pek göremiyoruz.
Merhum Alev Alatlı’nın “Her yasal hak helal değildir.” ifadesi, yönetim tarzımıza maalesef henüz yeterince yansımadı.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Zaman, Ömer’lerinizle selamlaşma zamanıdır.
Kalın sağlıcakla.
Eyüphan Kaya