beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


MD Eyüphan Kaya

facebook-paylas
Evin Sultanı, Ailenin Huzuru
Tarih: 03-09-2026 00:04:00 Güncelleme: 03-09-2026 00:04:00


 

50 yıllık evliyim. Eşim, evinin sultanıdır.

 

“Eş” kavramını kullanmak istedim; ancak terim anlamı açısından yetersiz kaldığını düşünüyorum. Öyle bir noktaya geldik ki, şu karanlık dünyaya kendini beğendirmek uğruna yaşanan kompleksler karşısında kavramlarımızla oynandı. Biz karı-kocaya “eş” dediğimiz gün mağlup olduk.

 

Kendi inancından ve kültüründen utanan bir millet iflah olur mu?

 

“Eş” dedik; ikisi de çalışsın, ikisi de evin işine baksın, ikisi de çocuklara hizmet etsin, hatta “ikisi de doğursun” noktasına kadar geldik. Bir de baktık ki ev annesiz, çocuk ilgisiz kaldı; ülke yaşlılık moduna girdi ve vatandaşlarımızın sayısı giderek azalıyor.

 

Malumunuz, kadın başına düşen çocuk sayısının 2,8'in altına düşmesiyle birlikte toplumlarda yaşlanma süreci hızlanıyor. Cumhurbaşkanımızın en az üç çocuk çağrısının altında yatan gerçeklerden biri de budur. Ancak huzurlu ailelerin kurulmasına ve çocukların dünyaya gelmesine imkân sağlayacak şartlar yeterince oluşturulmadan yalnızca “çocuk yapın” demek de çözüm değildir.

 

Kadına pozitif ayrımcılık diyerek aile içindeki geleneksel rolleri bütünüyle değiştirdik. Elbette kadınların kazandığı para kendilerine ve ailelerine hayırlı olsun. Ancak benim için aile huzurum, altı çocuk babası ve altı torun dedesi olmam, eşimin evinin sultanı oluşu bana yeter de artar.

 

Halbuki kadın ve erkek haklar bakımından eşdeğer, fakat hayat içerisindeki sorumlulukları ve rolleri bakımından farklı iki ayrı değerdir. Kadın, anneliğiyle, hamileliğiyle ve doğumuyla hayatın taşıyıcısı ve ilk öğretmenidir. Erkek ise eşini ve çocuklarını korumak, kollamak ve geçindirmekle yükümlü olan ailenin sorumluluğunu taşıyan kişidir.

 

Buna karşı farklı fikirler üreten bazı feminist yaklaşımlar, kadın ve erkeği birbirleriyle yarıştırmakta; aile kurumunu zayıflatmakta ve boşanmayı kolaylaştıran anlayışları savunmaktadır. Bu anlayışların aileyi güçlendirmek yerine zayıflattığını düşünüyorum. Mor Çatı'nın ve benzer anlayışların aile konusundaki yaklaşımlarını doğru bulmuyorum. Aynı şekilde KADEM'in de bazı politikalarını eleştirmek gerektiğine inanıyorum.

 

Peygamberimizin evlenmeyi ve çoğalmayı teşvik eden tavsiyeleri ortadayken, biz evliliği yalnızca iki kişinin ekonomik ortaklığı gibi görmeye başladık. “Evlenin ama ikiniz de çalışın, para kazanın, hesabınızı ayrı ayrı yapın; bir iki çocuk olsa da olur, olmasa da” anlayışıyla aile hayatını giderek zorlaştırdık.

 

Hele bir etrafınıza bakın: Çalışan karı-kocalardan dört, beş, altı çocuk sahibi olan kaç çift var?

 

Bunun kolay olmadığını hepimiz biliyoruz. Çalışan anne ve babaların çocuklarının sevgi, ilgi ve şefkat ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı da ayrıca düşünülmelidir. Burada mesele çalışan kadını küçümsemek değil; anneliğin ve aile içindeki emeğin maddi bir karşılıkla ölçülemeyecek kadar değerli olduğunu hatırlatmaktır.

 

Bizi kadınlar üzerinden vuran bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Peygamberimizin, “Cennet annelerin ayakları altındadır” şeklinde meşhur olan sözünde ifade edilen annelik makamının değeri hiçbir maddi kazançla ölçülemez.

 

Bir kadın ekonomik olarak ne kadar kazanırsa kazansın, anneliğin ve çocuk yetiştirmenin manevi değeri parayla ölçülemez. Anne olan bir kadının hakkı gerçekten de kolay kolay ödenmez.

 

Ben 16 yaşında, yaşıtım olan amcamın kızıyla evlendim. Üç kız, üç erkek olmak üzere altı çocuk babasıyım. Çocuklarımın tamamı üniversite mezunu, ibadetlerine düşkün ve birbirleriyle barışık insanlardır.

 

Bu aile tablosunda eşimin ev hanımı olmasının önemli bir payı olduğuna inanıyorum. Eşim başkasının emrinde çalışmadığı için ailemize daha fazla vakit ayırabildi; çocuklarımızla ilgilendi, onların yetişmesinde büyük emek verdi. Ben de bunun huzurunu yaşadım.

 

Eşim, kendisini başkalarına beğendirme telaşına düşmeden, ailemize ve evimize odaklanarak yaşadı. O benim için gerçekten evinin sultanıydı.

 

50 yıllık evliliğimizde bugün de aynı şekilde sultanlığını sürdürüyor.

 

6284 Sayılı Kanun ve Aile

6284 sayılı kanunun mevcut uygulama biçimi konusunda ciddi endişelerim var. Bu kanunun aile yapısı üzerindeki etkilerinin daha kapsamlı biçimde ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

 

Bana göre mevcut uygulamalar;

 

aile bütünlüğünü zedeleyebilecek sonuçlar doğurabilen,

bazı durumlarda aile içindeki sorunları daha da derinleştirebilen,

erkeklerin de haklarının ve mağduriyetlerinin yeterince dikkate alınmadığı,

örf, adet ve inançlarımızla çatışan yönleri bulunduğu düşünülen

bir yapıya dönüşmüştür.

 

Kadına yönelik şiddete elbette müsaade edilmemelidir. Şiddetin hiçbir çeşidini savunmak mümkün değildir. Ancak aileyi korumak adına yapılacak düzenlemelerde erkeğin, kadının ve özellikle çocukların haklarının birlikte gözetilmesi gerektiğine inanıyorum.

 

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Sayın Mahinur Göktaş Diyarbakır'a geldiğinde ben de toplantıda bu kanunun ve uygulamalarının ıslah edilmesi gerektiğini dile getirdim. Sayın Bakan, “Kadına şiddete müsaade etmeyiz” dediğinde kadınlardan alkış aldı. Ben ise bu yaklaşımın yanında, aile bütünlüğünü koruyacak daha kapsamlı bir anlayışın da ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum.

 

Biz duyarlı insanlar ve gayretli Müslümanlar olarak hakkı bildiğimiz şekilde dillendirmeye devam edeceğiz.

 

Nasıl ki atom parçalandığında ortaya çıkan enerji büyük bir yıkıma sebep olabiliyorsa, aile de parçalandığında toplumun huzuru ve geleceği bundan büyük zarar görebilir. Bizden söylemesi.

 

Elbette bazı kadınlar kocasız yaşamayı tercih edebilir. Bu onların tercihidir. Biz ise Peygamberimizin izinde, aile kurmanın, evlenmenin ve çoğalmanın değerine inanıyoruz.

 

Biz evlendik, çoğaldık. Karı-koca olarak her gün birbirimizle selamlaşmanın, yardımlaşmanın ve birbirimize destek olmanın sevabına inanarak 50 yılı geride bıraktık. Bugün çocuklarımız ve torunlarımızla birlikte huzurlu bir aile tablosunun içerisinde yaşıyoruz.

 

Bazı kadınlar da kendi kazançlarıyla kendi hayatlarını sürdürmeyi tercih edebilirler. Elbette herkes kendi tercihlerinin sonucunu yaşar. Ben ise aile kurumunun, anneliğin ve babalığın toplumun geleceği açısından vazgeçilmez olduğuna inanıyorum.

 

Çünkü yanlış bir yoldan doğru bir hedefe ulaşmak mümkün değildir.

 

Aile İçin Bir Yol Haritası

Aile, aile, aile...

 

İnşallah yakın zamanda “Aileyi Koruma ve Kollama Kongresi (AK Kongre)” adıyla çok yönlü bir kongre düzenler, aile kurumunun güçlendirilmesi konusunda devlete ve millete bir yol haritası sunarız.

 

Ben bir aile reisiyim.

 

Yanımda evimin sultanı eşim; çevremde çocuklarım ve torunlarım var. Elli yıllık evliliğimiz, altı çocuğumuz ve altı torunumuzla iyi bir rol model ve saygın bir aile olduğumuza inanıyorum.

 

Bizim için aile huzurunu korumanın en önemli yolu, rızayı ilahiye uygun yaşamaktır.

 

Aileyi koruyalım, anneliğin ve babalığın değerini bilelim, çocuklarımızın geleceğine sahip çıkalım.

 

Selam ve dua ile.



Bu yazı 469 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI