Diyarbakır yalnızca taş surlarıyla, kadim tarihiyle ve kültürel mirasıyla değil; aynı zamanda güçlü basın geleneğiyle Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biridir.
Ne acıdır ki bu köklü geçmişe rağmen Diyarbakır’da hâlâ bir Basın Müzesi yoktur.
Bu eksiklik artık sıradan bir ihmal değil, açık bir vurdumduymazlık ve kültürel hafızaya karşı işlenmiş büyük bir ayıptır.
Bugün çevre illere baktığımızda Gaziantep kendi basın tarihine sahip çıkmış, Basın Müzesi kurarak geçmişini geleceğe taşımayı başarmıştır.
Harput'ta, Şanlıurfa'da Basın Müzesi mevcut.
Diyarbakır neden yerinde sayıyor?
Basın tarihi bakımından Türkiye’de Babıâli’den sonra adı geçen şehirlerden biri olan Diyarbakır’ın, bu kadar geri plana itilmesi kabul edilebilir değildir.
Diyarbakır basınının geçmişi birkaç on yıllık değildir.
Osmanlı döneminden bu yana bu şehirde gazeteler yayımlandı, fikir hareketleri doğdu, kalemler yetişti. Nice gazeteci baskılara rağmen halkın sesi oldu.
Diyarbakır, yalnızca bölgenin değil Türkiye’nin düşünce hayatına yön veren şehirlerinden biri olmuştur.
Böylesine derin bir mirasa rağmen bugün ortada tek bir ciddi basın arşivi, müzesi ya da kurumsal hafıza merkezi bulunmaması utanç vericidir.
Asıl sorgulanması gereken ise şudur: Bugüne kadar Diyarbakır milletvekilleri ne yaptı?
Her seçim döneminde kültürden, tarihten, turizmden söz eden siyasetçiler neden Diyarbakır basınının hafızasını koruyacak bir projeye öncülük etmedi?
Neden bu şehirde görev yapan belediyeler, valilikler, kültür kurumları ve siyasi temsilciler yıllardır bu meseleye sessiz kaldı?
Diyarbakır’ın değerleri söz konusu olduğunda herkes uzun nutuklar atıyor; ancak iş somut bir kültür projesine gelince ortada kimse görünmüyor.
Bir Basın Müzesi yalnızca eski gazetelerin sergilendiği bir bina değildir.
Şehirde yayınlanan dergiler, yok sayılamaz, bir dönemin tarihte, kültürde, sanatta, edebiyatta, mimarîde, ekonomide, siyasette tanığıdır.
Bu müze; şehrin düşünce tarihidir, demokrasi mücadelesidir, hafızasıdır, kimliğidir.
Basın geçmişine sahip çıkmayan şehirler, kendi hafızasını yavaş yavaş kaybeder.
Bugün Diyarbakır’da yüzlerce yıllık tarih konuşuluyor ama bu şehrin gazetecilik mirası kaderine terk ediliyor.
Gazeteler kayboluyor, fotoğraf arşivleri çürüyor, yıllarını basına vermiş insanların emeği unutuluyor.
Her geçen gün Diyarbakır’ın basın hafızası biraz daha yok oluyor.
Buna rağmen yetkililerin hâlâ sessiz kalması kabul edilemez.
Diyarbakır gerçekten “kadim şehir” unvanını hak ediyorsa, önce kendi hafızasına sahip çıkmalıdır.
Bu şehir artık söz değil icraat bekliyor.
Diyarbakır’a yakışan; modern, kapsamlı ve yaşayan bir Basın Müzesi’nin derhâl kurulmasıdır.
Bunun için milletvekilleri, yerel yönetimler, üniversiteler, gazeteciler cemiyetleri ve tüm ilgili kurumlar artık sorumluluk almak zorundadır.
Mesele yalnızca bir müze meselesi değildir.
Mesele, Diyarbakır’ın kendi geçmişine sahip çıkıp çıkmayacağı meselesidir.
Denilebilir ki ne yapabilirsiniz?
Birkaç ay içinde bu müzenin alt yapısı için malzeme temini yapılır.
Arşivinde malzeme olan bir çok araştırmacı ve gazeteci var.
Bu şehrimize bir hareketlilik, canlılık getirir, kazandırır.
Kurulacak komisyona her yerel gazeteden üye alınır.
Her gün yayınlanan gazetelerden arşiv oluşturulur.
Meselenin can alıcı noktası, bu malzemenin temininde maddî desteğin söz konusu olmaması. Bu sonradan ele alınacak, ayrıntıdır.
Geçmişte girişimler olmuştu, hazırlıklar heyecanla başlamıştı. Sonra ne olduysa her şey yerinde saydı. Söz verdiğimiz dostların bekleyişi öyle kaldı.
Beş-altı gazetenin arşivine sahibiz, elliye yakın gazetenin muhtelif sayıları oldukça mevcut.
Yüzlerce derginin sayısını temin edebiliriz.
Yayınlanan yerel gazetelerimiz desteğini esirgemez, biliriz.
Hatırlatalım, dedik, bu arada.