Haftalardır Diyarbakır Büyükşehir Belediyesini farklı başlıklardan konuşuyoruz.
Ulaşımı, bütçeyi, ihaleleri, belediye şirketlerini, personeli, sosyal yardımları, imarı ve yatırımları sorduk.
Bu hafta Belediye Meclisine bakalım.
Çünkü bu şehirde milyarlarca liralık bütçeler görüşülüyor, imar kararları alınıyor, taşınmazlarla ilgili kararlar veriliyor, borçlanmalar yapılıyor.
Hepsi vatandaş adına.
Peki vatandaş bunların ne kadarını biliyor?
Belediyenin internet sitesinde meclis gündemleri, kararlar ve komisyon raporları yayımlanıyor.
Bunu inkar etmiyoruz.
Ama kusura bakılmasın; şeffaflık, internet sitesine PDF yüklemek değildir.
Vatandaş onlarca sayfalık belgelerin arasında parsel numarası, plan işlem numarası, kurum yazısı ve mevzuat maddesi aramak zorunda kalıyorsa bilgi yayımlanmıştır ama bilgi vatandaşa açılmış değildir.
Vatandaşın sorusu basit:
Benim mahallemle ilgili ne karar aldınız?
Kim önerdi?
Neden önerdi?
Kim destekledi?
Kim karşı çıktı?
Ve en önemlisi:
Kararı aldınız, sonra ne yaptınız?
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin artık belge yayımlamanın ötesine geçmesi gerekiyor.
Bir kararın üzerine tıklayalım; teklifinden komisyonuna, oylamasından uygulamasına kadar bütün süreci görelim.
Bir yılda kaç karar alınmış?
Kaçı oy birliğiyle, kaçı oy çokluğuyla geçmiş?
Meclis üyeleri kaç toplantıya katılmış?
Kaç önerge vermiş?
Kaçı sonuçlanmış?
Komisyonlara kaç dosya gitmiş, kaçı hala bekliyor?
Bunlar devlet sırrı değil.
Üstelik vatandaş adına görev yapan insanların çalışmalarını vatandaşın bilmesini istemek de kimseyi hedef göstermek değildir.
Çalışan varsa görelim.
Çalışmayan varsa onu da görelim.
Çünkü şeffaflık yalnızca yapılanı göstermek değildir; yapılmayanın da görünmesine izin verebilmektir.
Asıl sınav burada başlıyor.
Geçenlerde Diyarbakır'daki ev fiyatlarına bakarken villa ilanları da karşıma çıktı.
15 milyon...
20 milyon...
25 milyon...
Daha yukarısı da var.
İnsan rakamları görünce ister istemez hesap yapıyor:
Sadece maaşıyla çalışan biri böyle bir evi kaç yılda alabilir?
10 yıl mı?
20 yıl mı?
30 yıl mı?
Elbette kimin ne aldığı bizi ilgilendirmez. İnsan çalışır, kazanır, yatırım yapar, miras kalır.
Ama rakam büyüdükçe insanın matematiğe merakı da büyüyor.
Bazen hesap makinesi insana uzun uzun anlatılanlardan daha fazla şey söylüyor.
Neyse...
Biz belediyeciliğe dönelim.
Çünkü gelecek hafta Fen İşlerini konuşacağız.
Ama kaç kilometre asfalt döküldüğünü sormayacağım.
Daha basit şeyler soracağım.
Bir belediye şantiyesinde ya da belediyenin sorumluluğundaki bir alanda vatandaşın can güvenliğini tehdit eden bir durum görülürse ne yapılıyor?
Müdahale mi ediliyor?
Yaptırım mı uygulanıyor?
Yoksa tutanak tutulup gidiliyor mu?
Bir hafta sonra aynı tehlike yerindeyse ikinci tutanak mı tutuluyor?
Peki ikinciden sonra?
Üçüncü tutanak mı?
Dördüncü mü?
Kaç tutanak bir tehlikeyi ortadan kaldırıyor?
Çünkü kaldırımda vatandaşın canını tehlikeye atan bir durum varsa mesele artık evrak meselesi değildir.
Mesele insan hayatıdır.
Tutanak insanı korumaz.
İmza kaldırımdaki tehlikeyi kaldırmaz.
Dosya vatandaşın can güvenliğini sağlamaz.
Bunu sağlayacak olan zamanında müdahale, gerçek denetim ve gerektiğinde yaptırımdır.
Gelecek hafta biraz tarihlere bakacağız.
Biraz tutanaklara.
Biraz denetimlere.
Biraz da denetim yapıldıktan sonra ne yapıldığına.
Ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri için çok basit bir soru soracağız:
Görevinizi gerçekten yaptınız mı?
Belki cevabı yapılan işlerde buluruz.
Belki tutulan tutanaklarda.
Belki de tutanak tutulmasına rağmen yerinde kalanlarda...
Onu da gelecek hafta konuşacağız.
Çünkü bazen bir belediyenin nasıl yönetildiğini anlamak için milyarlık projelerine bakmaya gerek yoktur.
Bazen kaldırımda gördüğü bir tehlike karşısında ne yaptığına bakmak yeterlidir.