Türkiye siyaseti bugün yalnızca ekonomik krizlerle, kutuplaşmayla ya da dış politikadaki kırılmalarla mücadele etmiyor.
Aynı zamanda siyasi partiler kendi iç çürümeleriyle yüzleşiyor.
Son günlerde CHP içinde patlayan “mutlak butlan” tartışması bunun en açık örneği oldu.
Ortada ilginç bir tablo var: Mahkemeye dilekçe veren de CHP’li, süreci yargıya taşıyan da CHP’li, parti içindeki kavganın fitilini ateşleyen yine CHP’nin kendi kadroları.
Dönüp meydanlarda konuşanlara bakıyorsunuz; sanki bütün bunların sorumlusu iktidarmış gibi bir algı operasyonu yürütülüyor.
Özgür Özel çıkıp her fırsatta hükümete taş atıyor.
Peki kim verdi bu dilekçeyi?
Kim taşıdı meseleyi mahkemeye?
Kim kendi partisinin kurultayını tartışmalı hale getirdi?
Bunun cevabı açık: CHP’nin bizzat kendisi.
CHP’nin yaşadığı kriz, “iktidar baskısı” meselesi değil, doğrudan doğruya yönetim, güven krizi meselesidir.
Yıllardır demokrasi dersi vermeye çalışan bir partinin kendi içinde bile şeffaflığı ve birlikteliği sağlayamaması büyük bir çelişkidir.
Sürekli “hukuk, adalet, demokrasi” diyenlerin, iş kendi koltuk kavgasına gelince birbirlerini mahkeme kapılarında tüketmesi ibretlik bir tablo ortaya koyuyor.
Düne kadar belediyelere kayyum atanmasını dilinden düşürmeyenler, bugün kendi partilerindeki siyasi enkazı örtbas etmeye çalışıyor.
Halk artık bu mağduriyet senaryolarına eskisi kadar kolay inanmıyor.
Vatandaş görüyor: CHP’nin en büyük problemi iktidar değil, kendi içindeki bitmeyen hesaplaşmalar.
Siyasette kirlenme varsa bunun temizliği de önce siyaset kurumunun kendi eliyle yapılmalıdır. Her kriz çıktığında suçu dışarıda aramak kolaydır.
Zor olan aynaya bakabilmektir.
CHP yönetimi bugün tam da bundan kaçıyor.
“Mutlak butlan” tartışmasının geleceği aslında uzun zamandır konuşuluyordu.
Parti içindeki huzursuzluk, şaibeli iddialar ve güç mücadeleleri herkesin malumuydu.
CHP yönetimi bu ihtimali ciddiye almak yerine günü kurtarma siyaseti yaptı.
Şimdi ise ortaya çıkan tabloyu bir mağduriyet hikâyesine çevirmeye çalışıyor.
Ama toplum artık eski toplum değil. İnsanlar kimin gerçekten mağdur, kimin siyasi tiyatro peşinde olduğunu ayırt edebiliyor.
Sürekli sokakta bağırarak, iktidarı suçlayarak ve hamasi söylemler üreterek gerçekler değişmiyor.
Önce kendi evinin önünü temizleyeceksin. Sonra çıkıp millete siyaset dersi vereceksin.