Toplumsal olaylara karşı giderek artan bir duyarsızlıkla karşı karşıya olduğumuz sıkça dile getiriliyor.
Birçok insan “aile elden gidiyor.” diyerek kaygılarını ifade etse de, bu kaygının toplumsal karşılığının ne kadar güçlü olduğu tartışma konusudur.
Cuma günü Diyarbakır Ulu Camii önünde “Temiz Ekran Hareketi” tarafından aile, çocuklar ve geleceğe dair bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
Ancak katılım oldukça sınırlıydı; gelen kişi sayısı yirmiyi dahi geçmedi.
O esnada çevreden geçen bazı kişilerin tepkileri de dikkat çekiciydi.
Bu tablo, toplumun önemli meselelerine karşı gösterdiği ilginin zayıflığını bir kez daha gözler önüne sermektedir.
“Aile yapısı bozuluyor.” endişesini yüksek sesle dile getiren birçok çevrenin, pratikte aynı hassasiyeti gösterip göstermediği ise ayrı bir tartışma konusudur.
Eğer aynı açıklama bir resmî makamın çağrısıyla yapılmış olsaydı, katılımın daha yüksek olup olmayacağı da ayrıca düşünülmesi gereken bir husustur.
Bu durum, toplumda samimiyet ve sahiplenme meselesini yeniden gündeme getirmektedir.
Sivil toplum kuruluşlarının, siyasî yapıların ve kanaat önderlerinin bu tür çağrılara ne ölçüde sahip çıktığı da sorgulanmalıdır.
Toplumsal meseleler gerçekten ne kadar içselleştiriliyor?
Yoksa bu tür söylemler yalnızca belirli dönemlerde kullanılan sloganlardan mı ibaret kalıyor?
Bu tartışmalar bağlamında, niyetin ve ihlâsın önemini vurgulayan bir Hadis-i Şerif hatırlanmalıdır.
Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
-Allah Resulü'nün (Allah'ın salat ve selamı ona olsun) şöyle buyurduğunu işittim: "Kıyamet Günü ilk yargılanacak olan şehit olan kimsedir. O getirilecek ve Allah ona lütfunu hatırlatacak , o da bunu anlayacaktır.
Allah şöyle diyecek: 'Bu lütuf için şükran olarak ne yaptın?'
O da diyecek ki: 'Senin için şehit olana kadar savaştım. '
Allah şöyle diyecek: 'Yalan söyledin. Cesur olduğun söylensin diye savaştın ve öyle de söylendi.'
Yüzüstü sürüklenerek ateşe atılması emredilecektir.
Bir de ilim öğrenen, öğreten ve Kur'an okuyan kimse vardır.
O da getirilecek ve Allah ona lûtfunu hatırlatacak , o da bunu anlayacaktır.
Allah şöyle diyecek: 'Bu lütuf için şükran olarak ne yaptın?'"
O şöyle diyecek: 'İlim öğrendim, öğrettim ve Kur'an'ı Senin rızan için okudum. '
Allah şöyle diyecek: 'Yalan söyledin. Alim olduğun söylensin diye öğrendin, Kur'an'ı da Kur'an okuyucusu olduğun söylensin diye okudun ve öyle de söylendi.'
Allah ona, Allah'ın kendisine lûtfettiği nimetleri hatırlatacak ve o da bunu anlayacak.
Allah şöyle diyecek: 'Bu nimete şükran olarak ne yaptın?'
O şöyle diyecek: 'Senin harcamayı sevdiğin her yolda, Senin rızan için harcadım.'
Allah şöyle diyecek: 'Yalan söyledin. Cömert olduğun söylensin diye yaptın ve öyle de söylendi.'
Allah ona, ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenmesini emredecek.
Bu hadis ve ahvâlimiz, birbirini tamamlıyorsa ne demeliyiz?