|
Tweet |
Panelde konuşmacılar, yoksulluğun yalnızca gelir eksikliğiyle açıklanamayacağını; zorunlu göç, eşitsiz kamu politikaları, ekonomik kriz tercihleri ve merkeziyetçi yönetim anlayışıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı.
Ali Emiri Konferans Salonu’nda düzenlenen panelin moderatörlüğünü Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler ve Yardım İşleri Şube Müdürü Nihal Bozhan Özbek yaptı. Panele konuşmacı olarak Özgür Amed, Semiha Arı ve Şerif Camcı katıldı.
Panele ayrıca Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun, Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, belediye meclis üyeleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Panelin ilk konuşmacılarından Özgür Amed, yoksulluğun tarih boyunca farklı biçimlerde tanımlandığını belirterek, günümüzde ise yalnızca ekonomik bir sorun değil aynı zamanda siyasal bir yönetim biçimi olarak işlediğini söyledi. Mitolojik anlatılarda yoksulluğun bereket kaybı ve yaşam kaynaklarının tükenmesiyle ilişkilendirildiğini ifade eden Amed, dini öğretilerde ise yoksulluğun çoğu zaman korunması gereken bir insanlık meselesi olarak ele alındığını dile getirdi.
Kürt meselesi bağlamında bölgedeki ekonomik tabloya dikkat çeken Amed, yaşanan durumun doğal bir “geri kalmışlık” değil, sistematik biçimde oluşturulmuş bir “geride bırakılma” hali olduğunu savundu. Zorunlu göç politikaları, güvenlik eksenli yönetim anlayışı ve eşitsiz yatırım politikalarının bölgesel yoksulluğu derinleştirdiğini belirten Amed, toplumsal barışın kalıcı hale gelmesinin ancak sosyal adaletin sağlanmasıyla mümkün olacağını söyledi.
Amed, “Yerel demokrasi güçlenmeden, ekonomik eşitlik sağlanmadan ve toplumun tüm kesimleri kamusal kaynaklara eşit erişemeden gerçek bir toplumsal barış kurulamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Sosyolog Dr. Semiha Arı ise konuşmasında Türkiye’de son yıllarda giderek ağırlaşan ekonomik krize dikkat çekti. Özellikle kadınların yoksulluğu daha derin yaşadığını ifade eden Arı, kayıtlı işsiz nüfus içinde kadın oranının yüksekliğine işaret etti.
Kadınların hem iş gücüne katılımda hem de sosyal güvenceli çalışma alanlarında ciddi eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığını belirten Arı, ekonomik krizlerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha görünür hale getirdiğini söyledi.
Türkiye’de yaşanan ekonomik tablonun kaçınılmaz olmadığını ifade eden Arı, “Bu kriz doğal bir sonuç değil, uygulanan ekonomik politikaların bir sonucudur. Başka bir ekonomik yaklaşım mümkün olabilirdi” dedi.
Bölgedeki ekonomik sorunların ülke ortalamasından daha ağır hissedildiğini vurgulayan Arı, barış sürecine ilişkin tartışmalarda yalnızca siyasal hakların değil, ekonomik eşitsizliklerin ve sosyal adaletin de temel başlıklardan biri olması gerektiğini kaydetti.
Sarmaşık Derneği eski Başkanı Şerif Camcı ise konuşmasında geçmiş yıllarda yaptıkları araştırmalar üzerinden bölgesel eşitsizlikleri anlattı. Camcı, 2004 yılında Devlet Planlama Teşkilatı verileriyle hazırladıkları çalışmada, demografik yapıları birbirine benzeyen Mersin, Kocaeli, Samsun ve Diyarbakır arasındaki kamu yatırımlarını karşılaştırdıklarını söyledi.
Araştırma sonuçlarının Diyarbakır’ın hemen her alanda geride bırakıldığını gösterdiğini belirten Camcı, özellikle turizm yatırımlarındaki farkın dikkat çekici olduğunu ifade etti. Diğer kentlere önemli miktarda yatırım yapılırken Diyarbakır’a ayrılan kaynağın “sıfır” olduğunu kaydeden Camcı, bunun tesadüfi değil politik bir tercih olduğunu savundu.
Camcı ayrıca yoksulluğun yalnızca ekonomik sonuçlar üretmediğini, aynı zamanda toplumsal denetim aracı olarak da kullanılabildiğini belirtti. Uzun yıllardır yoksulluk üzerine saha çalışmaları yürüttüklerini aktaran Camcı, özellikle bölgede yoksulluğun farklı bir karakter taşıdığını ve sistematik biçimde derinleştirildiğini gözlemlediklerini söyledi.
Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği panelde, ekonomik kriz, göç politikaları, kadın emeği, sosyal yardımlar ve bölgesel kalkınma konuları üzerine değerlendirmeler yapıldı. Forum kapsamında düzenlenen etkinliğin sonunda izleyicilerin soruları yanıtlandı.
Panelde ortaklaşan temel görüş ise, toplumsal barışın yalnızca siyasal müzakerelerle değil; sosyal adaletin güçlendirilmesi, yerel yönetimlerin desteklenmesi ve ekonomik eşitsizliklerin giderilmesiyle mümkün olabileceği yönünde oldu.