Bir Kurban Bayramı’na daha ulaşmanın huzurunu yaşarken, İslam coğrafyasının bir köşesinde yükselen feryatlar, bayram sevincimizi buruk bırakıyor. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman kurban ibadetinin manevi iklimine hazırlanırken, Gazze’de çocuklar bombaların gölgesinde sabahlıyor; anneler evlatlarını kefensiz toprağa verirken, babalar bir lokma ekmek bulmanın mücadelesini veriyor.
Bayramlar; kardeşliğin, paylaşmanın, merhametin ve dayanışmanın zirveye ulaştığı müstesna zamanlardır. Kurban ise sadece bir hayvanın kesilmesi değil, insanın nefsini, bencilliğini ve suskunluğunu Allah’a teslim etmesidir. Hz. İbrahim’in sadakati, Hz. İsmail’in teslimiyeti bugün bizlere sadece ibadeti değil, sorumluluğu da hatırlatmaktadır.
Fakat bugün İslam dünyası, tarihinin en ağır vicdan sınavlarından birini vermektedir.
Gazze’de yaşananlar artık bir savaş değil; sistematik bir insanlık suçuna, açık bir soykırıma dönüşmüştür. Hastanelerin bombalandığı, ibadethanelerin hedef alındığı, çocukların açlıkla terbiye edilmeye çalışıldığı bir çağda yaşıyoruz. İnsan haklarından dem vuran küresel güçler ise söz konusu Filistin olunca üç maymunu oynamaya devam ediyor.
Bayram sabahı çocuklarına yeni elbise alamayan bir baba ile enkaz altından çocuğunun cansız bedenini çıkaran bir annenin acısı arasında aslında aynı sorunun izi vardır: Sessiz kalan insanlık.
Bugün kurban keserken düşünmemiz gereken en önemli meselelerden biri şudur: Biz gerçekten neyi kurban ediyoruz?
Sadece bir ibadeti yerine getirip günlük hayatımıza mı dönüyoruz, yoksa ümmet bilincimizi diri tutabiliyor muyuz? Çünkü Gazze’de insanlar sadece can vermiyor; aynı zamanda insanlığın vicdanı da her gün biraz daha toprağa gömülüyor.
Kurban Bayramı bize paylaşmayı öğretir. O halde bugün paylaşılması gereken yalnızca et değildir; acıdır, sorumluluktur, duadır, vicdandır. Gazze için yükselen her dua, yapılan her yardım, ortaya konulan her vicdani duruş aslında insanlığın yeniden ayağa kalkma çabasıdır.
Filistin meselesi yalnızca coğrafi bir mesele değildir. Bu mesele; adaletin, insan haklarının, inancın ve onurun meselesidir. Mescid-i Aksa’nın gölgesinde ağlayan çocuklar, aslında tüm ümmete bir çağrı yapmaktadır: “Bizi unutmayın…”
Bugün dünyanın birçok yerinde bayram sofraları kurulacak. Fakat Gazze’de kurulan sofraların çoğunda ekmek bile olmayacak. Bazı çocuklar bayram şekeri yerine korkuyla tanışacak. Belki de en ağır olanı, dünyanın bu acıya alışmış olmasıdır.
Oysa Müslüman, zulme alışan değil; zulme karşı duran insandır.
Müslüman her Hücresiyle ZALİMİN KARŞISINDA MAZLUMUN YANINDA OLANDIR...
Bu bayram, sadece sevinç değil; muhasebe zamanı da olmalıdır. Mazlumların sesi olabiliyor muyuz? Dualarımız kadar duruşumuz da güçlü mü? Konfor alanlarımızdan çıkıp ümmetin yarasına merhem olabiliyor muyuz?
Kurban; teslimiyetin adıdır. Ama aynı zamanda hakikatin yanında durmanın da adıdır.
Gazze bize bugün şunu hatırlatıyor: Bazı coğrafyalarda insanlar bayramı yaşamıyor, hayatta kalmaya çalışıyor.
Temennimiz odur ki; Bu bayram, sadece sofralarımızı değil vicdanlarımızı da bereketlendirsin. İslam coğrafyasında akan kanın durmasına, çocukların yeniden gülmesine, Mescid-i Aksa’da özgür ezanların yankılanmasına vesile olsun.
Ve unutulmamalıdır ki; Bir ümmetin gerçek bayramı, mazlum çocukların ağlamadığı gündür.
Selam ve Sevgilerimle...
Mehmet KARAKAŞ