Başlıktaki ifade bir hadistir. İnsanlık için bir pusuladır. Yolunu şaşırmışlara sağlam bir hayat rehberidir. Dünyaperestlere bir kılavuzdur. Bu beş maddeyi yazarak anladıklarımı ifade etmeye çalışacağım. Mevlâ’m, amel etmeyi de nasip eylesin.
İnsanın hayatında dört evre vardır: Ana rahmi, çocukluk, gençlik ve ihtiyarlık. Ana rahmi kapalı devirdir. Gençlik ise insanın ilkbaharıdır; ihtiyarlık da kışı gibidir. Gençlikte yapılabilen birçok şey, ihtiyarlıkta yapılamaz.
Gençliği bir nimet bilip nefsin azgın isteklerine kapılmadan, şehvetin dalgalarında boğulmadan, şeytanın tuzaklarına özenmeden meşru bir hayat sürmek; gençlikte ahiret için hazırlanabilecek en büyük azıktır.
Gençliğin ıslahı; anne-baba terbiyesi, okul eğitimi, çevre ve maneviyata dayalı bir yönetim anlayışıyla mümkündür. Bunun tersi ise kindar, başıboş, maneviyatsız; okumayan, yaşamayan, sormayan, sorgulamayan ve ahlaki değerlerden yoksun bir gençlik üretir.
Geçen günler geri gelmez. İhtiyarlığın fırtınası gelmeden gençliğin kıymetini bilmek gerekir. Sonra edilen “ah vah”ların faydası olmaz.
Hastalık iki çeşittir: Maddi hastalık ve manevi hastalık. Maddi hastalığın tedavisi tıp ile, manevi hastalığın tedavisi ise din ile olur.
Sıhhat büyük bir servettir. “Acıkmadan yememek, doymadan kalkmak” Nebevî bir ikazdır.
Sıhhati bozan etkenler arasında hormonlu yiyecekler, gazlı içecekler, temizlik maddelerindeki kimyevî içerikler, çevre ve hava kirliliği, düzensiz beslenme, sosyal medya, ekranlardaki çirkin diziler, kafa karıştıran yalan haberler, aile içi geçimsizlik, borçluluk ve stres sayılabilir. Bunların en önemlisi ise maneviyatsızlıktır. Maddi ve manevi temizliğe önem vermemek de insanı yıpratır.
Tüm sorunların üstesinden gelmek, ancak sağlam bir beden ve huzurlu bir ruh ile mümkündür.
Meşru dairede olduğu sürece zenginlik de fakirlik de Allah’tandır. Helal dairede çalışmak, evlâd u iyalin nafakasını alın teriyle kazanmak ibadet hükmünde bir ameldir.
Emek vermeden, alın teri dökmeden Karun gibi zengin olmak ise servet hamallığından başka bir şey değildir. Günümüzde bunlar varken, fakirler de onlara özenmektedir.
Yunus Emre ne güzel söylemiş:
“Ne varlığa sevinirim,
Ne yokluğa yerinirim.
Aşkın ile avunurum,
Bana seni gerek seni.”
Ölçü budur. Kapitalizmin emici hortumlarına karşı herkes yorganına göre ayağını uzatmalıdır. Yeryüzü sofrasında bütün canlıları doyuracak kadar nimet varken, o nimetleri hırsızlıkla ve haksızlıkla çalanlara yazıklar olsun.
İstesek de istemesek de bir gün ölüm meleği Azrail kapımızı çalacaktır. Şairin dediği gibi:
“Ana rahminden geldik pazara,
Bir kefen aldık döndük mezara.”
Ahirete göçerken dünyadan götürebileceğimiz tek şey bir kefendir. Ahirette bizi kurtaracak olan ise salih amellerdir. Helal kazançla yapılan hayırlar sadaka-i cariyedir.
Dünya fanidir, geçici bir andır. Öyleyse uyanık olmalı, hayatın kıymetini bilmeliyiz.
İnsan başıboş yaratılmamıştır. “Vakit nakittir.” sözü ne kadar hikmetlidir. Ayrıca hadis-i şerifte, “İki günü eşit olan ziyandadır.” buyurulmuştur.
Hz. Ömer’in şu sözü de bizler için bir düsturdur:
“Bugün Allah için ne yaptın?”
Dinimizde 24 saatlik zamanın;
8 saati dünya işleri,
8 saati ahiret için çalışma,
8 saati ise uyku ve istirahat olarak değerlendirilmiştir.
Peki bizim hayatımız hangi tarafta duruyor?
Vesselam.