Bilgisayar başındayım, içimde bir sızı var. Çünkü yazacağımız konu, ümmetin can damarı: Vahdet. Yani birlik.
Hamd, kalpleri imanla birleştiren, müminleri kardeş kılan ve ümmeti tek bir beden gibi yaşamaya çağıran Allah’a mahsustur. Selatu selâm, ümmetini birlik ve beraberlik üzere yetiştiren Efendimiz Muhammed’e, âline, ashabına ve kıyamete kadar onun izinden gidenlerin üzerine olsun.
Dağılırsak yok oluruz, bir olursak ayakta kalırız. Bu mesele lüks değil, farz. Hem ilmi hem kalbi yazmaya çalışalım
Vahdet Nedir, Neden Bu Kadar Önemli?
Vahdet, Arapçada “teklik, bir olmak” demek. Ama kuru bir slogan değil. Vahdet, tevhidin yere inmiş halidir. Allah bir olunca, O’na secde edenler de tek vücut olmalı.
Kur’an açık: “Hepiniz topluca Allah’ın ipine sarılın, parçalanmayın”. “İp” tefsircilerin ittifakıyla Kur’an ve Sünnet’tir. Bu ipi bırakınca düşeriz. Nitekim başka ayette Rabbimiz uyarıyor: “Niza etmeyin, sonra zaafa düşer ve rüzgarınız gider”. Yani birlik gidince kuvvet de gider, heybet de.
Peygamber Efendimiz (Sellallahu Aleyhi Vessellem) ne buyuruyor? “Müminler bir binanın tuğlaları gibidir, birbirini tutar”. “Bir beden gibidirler. Bir uzvu ağrısa, diğerleri uykusuz kalır”. Bu sadece güzel söz değil, hayat nizamı.
Vahdet olmadan izzet olmaz, davet büyümez, mazlumun feryadı duyulmaz.
Faydası saymakla bitmez. Birlik rahmet getirir, düşmanı korkutur, kalplere huzur verir. Tefrika ise azaptır. Çünkü parçalanınca hem içeriden çürür hem dışarıdan kolay lokma oluruz.
Sahabe ve Alimler Vahdeti Nasıl Yaşadı?
Sahabeye bak. Fıkhi meselelerde ihtilaf ettiler ama kalpleri bir idi. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali…(Allah hepsinden razı olsun.) Farklı mizaç, farklı görüş ama tek ümmet. Ridde savaşlarında, fetihlerde tek sancak altında yürüdüler. Çünkü onlar biliyordu: Düşman kapıdaysa, iç kavga intihardır.
Dört mezhep imamı da aynı yolu yürüdü. İmam Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî, Ahmed bin Hanbel (Allah hepsinden razı olsun.) ictihatta ayrıldı ama birbirine saygıda birleşti. İmam Şâfiî, hocası İmam Mâlik’in arkasında namaz kıldı. İmam Ahmed, “İhtilaf edenlere dil uzatmak bidattir” dedi. Onlar için mezhep rahmetti, taassup değil.
İslam sultanları da bunu gördü. Selahaddin Eyyûbî, Şam’ı, Mısır’ı, Musul’u birleştirmeden Kudüs’ü alamadı.
Fatih Sultan Mehmed, Anadolu beyliklerini birleştirip İstanbul’u fethetti. Osmanlı’nın 600 yıl ayakta durmasının sırrı, “vahdet siyaseti” idi. Farklı milletleri, mezhepleri adaletle bir arada tuttu.
Peki, Bugün Neden Bir Olamıyoruz?
Cevap acı ama açık. Çünkü kalplerimiz dağıldı.
Birincisi nefis ve dünya sevgisi. Makam, cemaat, takipçi sayısı öne geçti. “Ben” deyince “biz” bitti.
İkincisi cahiliye asabiyeti. Mezhebini, kavmini, grubunu dinin önüne koyanlar var. İhtilafı düşmanlık sanıyorlar. Oysa fıkhi ihtilaf rahmettir, akide meselesi değildir.
Üçüncüsü ilim eksikliği. Usulü bilmeyen, her ihtilafı küfür görür. Oysa sahabe ihtilaf etti ama birbirine kardeş kaldı.
Dördüncüsü dış oyunlar. Düşman “böl ve yönet” diyor. Mezhep, etnik, siyasi fay hatlarını kaşıyor. Biz de oynuyoruz.
Beşincisi ortak davayı unutmak. Kudüs yanıyor, Sudan kan ağlıyor, Doğu Türkistan inliyor. Ama biz kendi iç kavgamızda kaybolduk.
Mesuliyet Kimde?
Herkeste. Ama derecesi farklıdır.
Âlimler susarsa, cahiller konuşur. Âlimin işi, ihtilafın adabını öğretmek, ümmeti Kur’an-Sünnet ortak paydasında buluşturmaktır.
Davetçinin işi, insanları kalplerinden yakalamak, tefrikayı değil muhabbeti büyütmektir.
Yöneticinin işi, adaletle yönetip ümmeti birleştirmektir. Çünkü zulüm tefrikayı doğurur.
Bize düşen ise kalbimizde kin tutmamak, gıybeti bırakmak, kardeşimize hüsn-i zan beslemek. Küçük bir tebessüm, bir selam bile vahdetin tuğlasıdır.
Hz. Ömer’in sözünü unutmayalım: “Biz izzeti İslam’da aradık. İslam’ı bırakıp başka yerde ararsak, Allah bizi zelil eder.”
Peki, Ne Yapmalı?
Vahdet inşa edilir, edilmeli. Bir gecede olmaz ama niyetle başlar.
Önce ortak paydaya dönelim: Kelime-i Tevhid, beş şart, Kur’an-Sünnet. İhtilaflı meseleleri meydan kavgasına çevirmeyelim.
Sonra adab-ı ihtilafı öğrenelim. İmam Şâfiî der ki: “Benim görüşüm doğrudur, hata ihtimali var. Senin görüşün yanlıştır, isabet ihtimali var.” Bu tevazu olmadan vahdet olmaz.
Üçüncü olarak düşmanı tanıyalım. Müslüman’ın düşmanı Müslüman değil. Nefis, şeytan ve küfür cephesidir. Silahımızı yanlış yöne çevirmeyelim.
Ve son olarak kalpleri temizleyelim. Muhabbet olmadan birlik olmaz. Birbirimizi sevmeden mümin, mümin olmadan cennete gidilmez. Tasavvufun, tezkirenin asıl işi buydu: Nefsi terbiye edip kalbi yumuşatmak.
Unutmayalım! Vahdet bir tercih değil. Allah’ın emri, Peygamberin vasiyeti, ümmetin hayatıdır. Dağılırsak tarih bizi affetmez. Bir olursak, Allah’ın vaadi var: “Allah’ın yardımı ve zaferi geldiğinde…”
Yazı burada dursun. Ama senin kalbin dursun mu? Düşün. Önümüz kurban bayramı. Meseleye kurban olmak anlayışı ile bakalım. Geliniz Allah’ın emri vahdet için vahdetin önündeki engelleri kurban edelim. Ve ilk adımı ben atayım. Sen at. Bir kardeşine selam ver, bir kırgınlığı bitir, bir mazlum için dua et. Vahdet küçük adımlarla büyür.
Vahdet bir tercih değil, ilahî bir emirdir.
Müslümanların izzeti vahdetle birliktedir; zayıflığı ise ayrılıktadır.
Kalplerimiz Allah için birleşirse rahmet iner, bereket artar ve ümmet yeniden ayağa kalkar.
Allah bizi bir ve diri eylesin. Âmin.
Rabbimiz bizleri birbirini seven, birbirine destek olan, omuz omuza yürüyen kullarından eylesin. Amin
Allah’ım! Kalplerimizi birleştir.
Aramıza sevgi, merhamet ve kardeşlik yerleştir.
Bizleri fitneden, ayrılıktan ve tefrikadan muhafaza eyle.
Ümmet-i Muhammed’e birlik, dirlik, izzet ve nusret ihsan eyle. Âmin.
Sevgi olmadan olmuyor.
Selam, dua, tefekkür ve muhabbetle…
Ahmet YOLDAŞ