Diyarbakır bugün iki önemli anlamı aynı anda yaşıyor. Bir yanda Kurban Bayramı’nın manevi atmosferi, diğer yanda ise 639 yılında gerçekleşen Diyarbakır’ın fethinin yıl dönümü… Ancak acı olan şu ki; milyonların yaşadığı bu şehirde artık birçok insan bu tarihî günü bilmiyor bile.
Peki neden?
Bir dönem Diyarbakır’ın fethi bu şehirde güçlü şekilde hatırlatılırdı. Özellikle 2017 yılından sonra, dönemin Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Cumali Atilla döneminde başlayan etkinlikler, daha sonra Münir Karaloğlu dönemine kadar devam etti. Fetih haftası, şehirde hissedilen büyük bir organizasyona dönüşmüştü. Meydanlarda afişler olur, programlar düzenlenir, gece yürüyüşleri yapılırdı. Dicle Üniversitesi’nden başlayıp İçkale’ye uzanan yürüyüşlerde binlerce insan bir araya gelirdi. Bakanlar, milletvekilleri ve bürokratlar katılım sağlardı. Şehir, kendi tarihini yeniden hatırlardı.
Sonra ne oldu?
Bir anda sessizlik başladı. Fetih programları küçüldü, afişler kayboldu, kurumların dili değişti. Diyarbakır’ın tarihî hafızası adım adım görünmez hâle getirildi. Sanki bu şehrin 639 yılında yaşadığı büyük dönüşüm hiç yaşanmamış gibi davranılmaya başlandı.
Bugün Newroz için günlerce hazırlık yapılabiliyor. Amed Sportif Faaliyetler için şehir ayağa kalkabiliyor. Sosyal medya kampanyaları düzenleniyor, dev ekranlar kuruluyor, siyasiler peş peşe mesaj yayımlıyor. Ancak konu Diyarbakır’ın fethine geldiğinde, aynı çevrelerin büyük kısmı sessizliğe gömülüyor.
Bu sessizlik sıradan değildir.
Çünkü mesele sadece bir tarih anması değildir. Diyarbakır’ın fethi; bu coğrafyada adaletin, kardeşliğin ve İslam medeniyetinin kök salmasının sembollerinden biridir. Bu nedenle fetih hafızasının zayıflaması, aslında şehrin manevi kimliğinin de geri plana itilmesi anlamına geliyor.
Ali ibn Abi Talib’e atfedilen şu söz bugün belki de her zamankinden daha anlamlıdır:
“En büyük özgürlük, nefse karşı olan özgürlüktür.”
639 yılında bu şehre gelen insanların önce kendi nefisleriyle mücadele eden insanlar olduğuna inanılır. Onlar sadece şehir fethetmedi; gönüller kazandı, adalet getirdi ve birlikte yaşama kültürü oluşturdu. Diyarbakır’ın asırlardır ayakta kalmasının temelinde de bu anlayış vardı.
Fakat bugün görünen tablo farklı…
Tarihî hafıza bilinçli ya da bilinçsiz şekilde zayıflatılıyor. Genç nesiller Diyarbakır’ın fethini bilmiyor ama sosyal medya gündemlerini ezbere biliyor. Şehrin surlarının hangi medeniyetlere tanıklık ettiğini bilmeyen bir kuşak yetişiyor. Bu da gelecekte kimliksiz, köksüz ve ortak geçmişinden kopmuş bir toplum riskini büyütüyor.
En dikkat çekici noktalardan biri ise devlet kurumlarının ve yerel yönetimlerin bu konuda artık yeterince görünür olmamasıdır. Oysa Diyarbakır’ın fethi, siyasetin günlük hesaplarının çok üstünde tarihî bir meseledir. Bu şehir sadece beton projelerle yönetilemez. Şehirler ruhuyla yaşar; o ruh da tarihine sahip çıkılarak korunur.
Bugün Diyarbakır’ın fethi konusunda güçlü bir duruş sergilenmiyorsa, yarın bu şehrin ortak hafızasını tamamen kaybetmesi kimseyi şaşırtmamalıdır.
Çünkü unutulan her tarih, bir süre sonra kaybedilen bir kimliğe dönüşür.
Bu vesileyle, başta Diyarbakırlı hemşehrilerimiz olmak üzere tüm İslam âleminin Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimizle kutluyoruz. Bayramın; kardeşliğe, birlik ve beraberliğe, toplumsal huzura ve gönüller arasında yeniden güçlü bağlar kurulmasına vesile olmasını temenni ediyoruz. Nice bayramlara sağlık, huzur ve bereket içerisinde ulaşmak dileğiyle…