Türk siyasetinde bazı tartışmalar vardır ki sadece bir partinin iç meselesi olmaktan çıkar, ülkenin demokrasi anlayışını, siyasi ahlakını ve kurumsal kültürünü de sorgulatır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde yaşanan "mutlak butlan" tartışması tam da böyle bir sürece işaret etmektedir.
Bir süredir kamuoyunun gündemini meşgul eden kurultay tartışmaları, ilk bakışta parti içi bir liderlik mücadelesi gibi görünse de gerçekte çok daha derin bir sorunu ortaya koymaktadır: Siyasette amaç her şeyi meşru kılar mı?
CHP'nin son kurultayı sonrasında ortaya çıkan iddialar, yapılan açıklamalar, mahkemelere taşınan başvurular ve kamuoyuna yansıyan tartışmalar, sadece bir genel başkan değişimini değil, kurultayın meşruiyetini de tartışmalı hale getirmiştir. Elbette bu süreçte nihai kararı verecek olan yargıdır. Hukuk devletlerinde hükmü mahkemeler verir. Ancak siyasette mahkeme kararından önce de toplumun vicdanı ve siyasi ahlakın terazisi vardır.
Bugün birçok CHP seçmeni ve partinin geçmişine emek vermiş isimler şu soruyu sormaktadır:
"Eğer ortada bu kadar ciddi iddialar varsa neden bunlar açık ve şeffaf şekilde cevaplandırılmıyor?"
Aslında tartışmanın merkezinde sadece bir kurultay değil, CHP'nin geleceği bulunmaktadır.
KILIÇDAROĞLU'NUN TARİH KARŞISINDAKİ KONUMU
Son yıllarda Türk siyasetinde belki de en fazla eleştirilen isimlerden biri Kemal Kılıçdaroğlu oldu.
Seçim yenilgilerinin ardından birçok kesim tarafından hedefe konuldu. Ancak bugün yaşanan gelişmeler, bazı konuların yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılıyor.
Kılıçdaroğlu'nun savunduğu temel yaklaşım, parti içi demokratik süreçlerin korunması ve kurumsal yapının kişisel siyasi hesapların önüne geçirilmesiydi. Eleştirilebilir, hataları olabilir, yanlış stratejiler uygulamış olabilir. Ancak bugün gelinen noktada tartışılan konu seçim sonuçları değil, kurultayın nasıl kazanıldığıdır.
İşte burada önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.
Bir siyasi lider seçim kaybedebilir. Bu siyasetin doğasında vardır. Ancak siyasi partilerin kurumsal yapılarının tartışmalı hale gelmesi çok daha ağır sonuçlar doğurur.
Bugün CHP'nin karşı karşıya bulunduğu risk de tam olarak budur.
GÜÇ MÜCADELESİ Mİ, DEĞİŞİM HAREKETİ Mİ?
Kurultay sürecinde kamuoyuna "değişim" söylemi sunuldu.
Bu söylem ilk etapta parti tabanında karşılık buldu. Çünkü her siyasi hareket zaman zaman yenilenmeye ihtiyaç duyar.
Ancak süreç ilerledikçe değişim söyleminin içeriği kadar yöntemi de sorgulanmaya başlandı.
Ortaya atılan iddialar arasında delegeler üzerinde baskı kurulduğu, çeşitli vaatlerin verildiği, bazı organizasyonların kurultay sonucunu etkilemek amacıyla yürütüldüğü yönündeki tartışmalar yer aldı.
Bu iddiaların doğruluğu veya yanlışlığı yargı süreçlerinin konusudur.
Ancak şu gerçek değişmemektedir:
Bir siyasi partinin kurultayı hakkında bu kadar yoğun şaibe tartışması yaşanıyorsa ortada ciddi bir güven sorunu vardır.
Sorun sadece hukuki değil, aynı zamanda siyasi ve ahlakidir.
Çünkü siyasette bazen beraat etmek yetmez; toplumun vicdanında da ikna edici olmak gerekir.
CHP'NİN ASIL SORUNU
İKTİDAR DEĞİL, İÇ İKTİDAR MÜCADELESİ
Türkiye ekonomik krizden geçiyor.
Enflasyon, işsizlik, hayat pahalılığı, gençlerin gelecek kaygısı ve bölgesel gelişmeler ülkenin temel gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Muhalefetin görevi bu sorunlara çözüm üretmek olmalıdır.
Ancak CHP uzun süredir Türkiye'nin sorunlarından çok kendi iç tartışmalarıyla gündeme geliyor.
Bu durum seçmen açısından ciddi bir hayal kırıklığı oluşturuyor.
Çünkü vatandaş muhalefetten iktidara alternatif olmasını beklerken, parti yönetimlerinin kendi iç hesaplaşmalarıyla meşgul olması güven duygusunu zedeliyor.
Bugün sokaktaki vatandaşın önemli bir kısmı CHP'nin enerjisinin önemli bölümünü parti içi güç mücadelesine harcadığını düşünüyor.
Bu algı doğru ya da yanlış olabilir.
Fakat siyasette algının da bir gerçeklik oluşturduğu unutulmamalıdır.
EKREM İMAMOĞLU VE ÖZGÜR ÖZEL'E YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Kurultay süreciyle birlikte kamuoyunda en çok tartışılan isimlerin başında Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel geldi.
Değişim hareketinin öncüleri olarak sunulan bu iki isim, CHP'nin geleceğini şekillendirme iddiasıyla yola çıktı.
Ancak bugün gelinen noktada şu soru sorulmaktadır:
Gerçek amaç CHP'nin geleceği miydi, yoksa siyasi kariyer planlaması mı?
Bu sorunun cevabını zaman verecektir.
Fakat kurultay sonrasında yaşanan gelişmeler, parti içinde beklenen birlik ve bütünlüğün oluşmadığını göstermektedir.
Aksine tartışmalar büyümüş, iddialar ağırlaşmış ve mahkeme süreçleri gündemin merkezine yerleşmiştir.
Bir siyasi başarı, arkasında sürekli tartışma bırakıyorsa o başarının sürdürülebilirliği de sorgulanmaya başlanır.
MUTLAK BUTLAN KARARI NE ANLAMA GELİR?
Eğer yargı süreci sonunda mutlak butlan yönünde bir karar çıkarsa bunun siyasi sonuçları son derece ağır olabilir.
Böyle bir durumda sadece kurultay değil, kurultay sonrasında alınan birçok kararın da yeniden değerlendirilmesi gündeme gelebilir.
Bu ihtimal bile CHP açısından ciddi bir kurumsal risk oluşturmaktadır.
Daha da önemlisi, yıllardır demokrasi, hukuk ve şeffaflık söylemi üzerinden siyaset yapan bir partinin kendi iç süreçleri konusunda bu denli yoğun tartışmaların odağına yerleşmesi siyasi açıdan büyük bir çelişki yaratmaktadır.
CHP İÇİN TARİHİ BİR EŞİK
Bugün CHP'nin önünde iki yol bulunmaktadır.
Birinci yol; hukuki süreçlerin sonucunu bekleyip parti içi hesaplaşmaları derinleştirmektir.
İkinci yol ise tüm tarafların siyasi olgunluk göstererek kurumsal yapıyı koruyacak adımlar atmasıdır.
Türkiye'nin köklü siyasi partilerinden biri olan CHP'nin geleceği kişilerin siyasi kariyerlerinden daha değerlidir.
Liderler gelir gider.
Genel başkanlar değişir.
Belediye başkanları değişir.
Ancak siyasi kurumlar ayakta kalabildiği ölçüde anlam taşır.
Bugün yaşanan tartışmaların merkezinde aslında tam da bu gerçek yatmaktadır.
SON SÖZ
Mutlak butlan tartışması yalnızca bir dava dosyası değildir.
Bu tartışma, siyasetin hangi değerler üzerine inşa edileceğinin de sınavıdır.
Eğer bir siyasi hareket değişim iddiasıyla yola çıkıyorsa, önce kullandığı yöntemlerin tartışmasız olması gerekir.
Şeffaflık talep edenler önce kendi süreçlerini şeffaf hale getirmelidir.
Demokrasi isteyenler önce kendi kurumlarında demokratik güveni sağlamalıdır.
Bugün CHP'de yaşanan kriz, belki de bir kurultay krizinden çok daha büyük bir anlam taşımaktadır. Çünkü mesele sadece kimin genel başkan olduğu değil, siyasi meşruiyetin nasıl inşa edildiğidir.
Ve unutulmamalıdır ki siyaset tarihinde birçok lider seçim kaybetmiştir. Ancak kurumsal güvenini kaybeden hareketlerin yeniden ayağa kalkması çok daha zor olmuştur.
CHP'nin önündeki asıl sınav da budur. Mahkemelerin vereceği karar elbette önemlidir. Fakat tarihin vereceği hüküm, yalnızca hukuka değil, siyasi ahlaka ve demokratik meşruiyete göre şekillenecektir.
Selam ve Sevgilerimle...
Mehmet KARAKAŞ
mkarakas112@gmail.com