Türkiye'de başörtüsü mücadelesi sıradan bir kıyafet tartışması değildi.
Bu mücadele; üniversite kapılarında ağlayan genç kızların, mesleğinden edilen kadınların, mahkeme koridorlarında hak arayan insanların mücadelesi idi.
Başörtüsü yasağına karşı verilen mücadele, inanç özgürlüğü mücadelesiydi.
Bugün, o günlerin hatıralarına her bakan, acı tabloyla karşı karşıyadır.
Yıllarca başörtüsünü siyasi söylemlerinin merkezine koyanlar, iktidarın nimetlerine ulaştıktan sonra savundukları değerlerin içini boşaltmış durumda.
Başörtüsü serbestliği için verilen mücadele kazanıldı; başörtüsüne yüklenen manevi anlam büyük ölçüde göz ardı edildi.
Devletin televizyon kanallarında yayınlanan bazı programlar bunun açık örneklerinden biridir.
TRT Kürdi gibi kamu kaynaklarıyla yayın yapan bir kanalda başörtülü sanatçıların sahne performansları sırasında ortaya çıkan görüntüler, toplumun önemli bir kesiminde rahatsızlık oluşturmaktadır.
Mesele başörtülü kadının sanat yapması değil, yıllarca değer olarak savunulan bir sembolün siyasi çıkarlar uğruna araçsallaştırılmasıdır.
Dün başörtüsünü "İnancın ve Ahlâkın Sembolü" olarak anlatan siyasetçiler, bugün aynı konuda yükselen eleştiriler karşısında sessiz kalmayı tercih ediyor.
Çünkü iktidarın konforu, ilkelerin önüne geçmiş durumda.
Başörtüsü üzerinden oy devşirenler, bugün başörtüsü konusunda ortaya çıkan hassasiyetleri görmezden geliyor.
Asıl çelişki, burada ortaya çıkıyor.
Bir zamanlar başörtüsünü savunmak adına meydanları dolduranlar, bugün başörtüsünün hangi anlamı taşıdığı sorusunu sormaktan kaçıyor.
Eleştirileri ise özgürlük karşıtlığı olarak yaftalamaya çalışıyorlar.
Toplumun bir kesimi özgürlüğe değil, yaşanan savrulmaya itiraz ediyor.
RTÜK'ün ve kamu yayıncılığı yapan kurumların da bu konuda ciddi bir sorgulamaya ihtiyacı vardır.
Toplumun dini ve kültürel hassasiyetleri söz konusu olduğunda gösterilmesi gereken özen, siyasi tercihlere göre değişmemelidir.
Kamu yayıncılığı, iktidarın hoşuna giden görüntüleri ekrana taşımak değil; toplumun tüm değerlerine saygı göstermektir.
Bugün gelinen noktada görünen şudur:
Başörtüsü mücadelesiyle elde edilen siyasi kazanımlar korunmuş, ancak o mücadeleyi anlamlı kılan değerler giderek arka plana itilmiştir. İktidarlar değişir, siyasi dengeler değişir; fakat ilkeler ve inançlar günlük siyasetin malzemesi haline getirildiğinde geriye yalnızca büyük bir hayal kırıklığı kalır.
Yıllarca "başörtüsü özgürlüğü" diyerek siyaset yapanların, bugün başörtüsünün temsil ettiği değerler konusundaki eleştirilerden rahatsız olması, Türkiye siyasetinin en büyük çelişkilerinden biridir.