Denir ki seçimden önce Çoban Ahmo, sandığa oyunu atıncaya kadar " Ahmet Bey" bilinir. Oy attıktan sonra Ahmo'ya dönüşen isme isyanın hikâyesi, hemen oyu istenenen herkesin kaderidir.
Toplumların hafızasında yer eden bazı hikâyeler vardır.
Aradan yıllar geçse de anlatılan olay değişmez; sadece kahramanların isimleri değişir.
Hikâyenin özü insanı, emeği, adaleti ve yönetimi anlatır.
Bunlardan biri, ağa ile çoban arasında geçen şu ibretlik diyalogdur:
Çoban, aldığı ücretten ve gördüğü muameleden şikâyet etmektedir.
Bu şikâyet ağanın kulağına gider.
Ağa çobanı huzuruna çağırır.
Biraz da sitem ederek sorar:
-Sen neden sürekli yakınır durursun?
Yılbaşında maaşına zam yapıyorum.
Yemeğini, içmeni eksik etmiyorum.
Yıl sonunda da ek ödeme veriyorum.
Daha ne istiyorsun?
Çoban, ağanın yüzüne bakarak sakin bir şekilde cevap verir:
“Doğrudur ağa. Yılın başında bana birkaç kuruş fazla veriyorsun.
Sürülerini emanet edecek bir çobana ihtiyacın var.
Yılın sonunda da birkaç kuruş daha veriyorsun.
Gelecek yıl da bu işi bırakmamamı istiyorsun.
Yılın ortasından hiç söz etmiyorsun.
Asıl mesele, burada.
Yılın büyük kısmında beni unutuyorsun.
Derdimi dinlemiyor, emeğimin karşılığını vermiyor, nasıl yaşadığımla ilgilenmiyorsun.
Yılın başında ve sonunda beni hatırlıyorsun ama yılın geri kalanında yokmuşum gibi davranıyorsun.”
Aslında çobanın bu sözleri yalnızca bir ağaya söylenmiş değildir.
Bu sözler, yıllardır seçimden seçime hatırlanan milyonlarca insanın ortak serzenişidir.
Bugün siyasete baktığımızda benzer bir tablo görüyoruz.
Seçim yaklaşınca meydanlar doluyor.
Vatandaşın kapısı çalınıyor.
Mahalleler, köyler, ilçeler ziyaret ediliyor.
Verilen sözlerin ardı arkası kesilmiyor.
Herkes halkın ne kadar önemli olduğundan bahsediyor.
Mikrofonlar vatandaşa uzatılıyor, kameralar sokaklara çevriliyor.
Seçim zamanı seçmen kıymetlidir.
Sandığa giden yolda her vatandaş değerlidir.
Her el sıkılır, her talep not alınır, her sorun çözülecekmiş gibi anlatılır.
Seçimler sona erdiğinde çoğu zaman bambaşka bir manzara ortaya çıkıyor.
Geçim sıkıntısı yaşayan vatandaş yine aynı sıkıntılarla baş başa kalıyor. İşsiz gençler umut beklemeye devam ediyor.
Emekliler geçinme hesabı yapıyor.
Çiftçi artan maliyetlerin altında eziliyor.
Esnaf borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünüyor.
Vatandaş ise seçim meydanlarında duyduğu sözlerin ne kadarının gerçekleştiğini sorgulamaya başlıyor.
İşte tam bu noktada çobanın sözleri yeniden anlam kazanıyor:
“Yılın başında ve sonunda beni hatırlıyorsun, ama yılın ortasında neredesin?”
Demokrasinin ruhu yalnızca seçim günü ortaya çıkmaz. Gerçek demokrasi, seçimden sonraki gün başlar.
Vatandaşı yalnızca oy verirken değil, hayatın her anında hatırlamayı gerektirir.
Halkın görevi sadece sandığa gitmek değildir.
Yönetimin görevi de sadece seçim kazanmak değildir.
Bir ülkede vatandaş kendisini yalnızca seçim dönemlerinde değerli hissediyorsa, "Orada temsil ile halk arasındaki bağ zayıflamaya başlamış." demektir.
Çünkü insanlar sadece vaat duymak istemez; sorunlarının çözüldüğünü görmek ister.
Sadece seçim zamanlarında hatırlanmak değil, her zaman dikkate alınmak ister.
Bugün birçok insanın siyasete olan güveninin azalmasının altında da biraz bu duygu yatmaktadır.
İnsanlar kendilerini dinleyen değil, anlayan yöneticiler görmek istiyor.
Seçim meydanlarında değil, hayatın içinde yanlarında duran temsilciler arıyor.
Çobanın ağaya söylediği sözler belki yıllar önce söylenmişti.
O sözlerde saklı olan gerçek hâlâ güncelliğini koruyor.
Vatandaşın beklentisi çok büyük değildir.
Yılın başında verilen zamlar, yıl sonunda yapılan yardımlar elbette önemlidir.
Asıl önemli olan, yılın ortasında da halkın sesini duyabilmek, onun derdiyle dertlenebilmek, sorunlarına çözüm üretebilmektir.
Unutulmamalı, seçimden seçime hatırlanan vatandaş, bir süre sonra kendisini sadece oy vermesi gereken bir sayı olarak görmeye başlar.
Demokratik toplumlarda vatandaş rakam değil, yönetimin gerçek sahibidir.
Belki bu yüzden çobanın sorusu bugün hâlâ geçerlidir:
-Beni seçim zamanı değil, her zaman hatırlayacak mısın?
Asıl cevap bekleyen soru budur.