beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


AV. Mesut Değer

facebook-paylas
ANKARA'DA KURULAN YENİ JEOPOLİTİK DÜZEN-2
Tarih: 23-07-2026 00:01:00 Güncelleme: 23-07-2026 00:01:00


 

ABD'nin Suriye Politikası Neden Değişiyor?

Donald Trump'ın Ankara'daki açıklamalarında Suriye'nin yeniden uluslararası sisteme kazandırılmasına yönelik olumlu mesajlar vermesi dikkat çekmiştir. Bunun yanında Washington yönetiminin yaptırımların kaldırılması yönünde attığı adımlar, ekonomik normalleşmenin de gündeme geldiğini göstermektedir.

Uluslararası ilişkilerde ekonomik araçlar çoğu zaman jeopolitik hedeflerin uzantısıdır.

Ekonomik ilişkiler, devletlerin güvenlik politikalarının ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu çerçevede değerlendirildiğinde Suriye'nin yeniden inşası yalnızca şehirlerin ayağa kaldırılması anlamına gelmemektedir.

Asıl mesele:

Suriye ekonomisinin hangi ülkeler tarafından yeniden şekillendirileceğidir.

Çünkü yeniden inşa sürecini finanse eden aktörler, uzun vadede siyasi nüfuz da kazanacaktır.

Washington'un yaptırımları gevşetme yönündeki yaklaşımı, Amerika’nın  yeniden inşa sürecinde etkin rol almasına zemin hazırlayabilecek stratejik bir tercih olarak da değerlendirilebilir.

Ekonomi ile güvenlik arasındaki bu ilişki, günümüz uluslararası siyasetinin en belirleyici unsurlarından biridir.

Ankara'daki En Kritik Dosya: Kürt Meselesi

Ankara Zirvesi'nin en önemli başlıklarından biri ise kamuoyunda sınırlı biçimde tartışılan ancak bölgesel güvenlik açısından son derece kritik olan Kürt dosyasıdır.

Türkiye uzun yıllardır Suriye Demokratik Güçleri (SDG/SDF) ile YPG arasında organik bağ bulunduğunu ve YPG'nin PKK'nın Suriye yapılanması olduğunu savunmaktadır.

Bu yaklaşım Ankara'nın güvenlik stratejisinin temelini oluşturmaktadır.

ABD ise uzun süre DEAŞ'la mücadele kapsamında Suriye Demokratik Güçleri ile taktik iş birliği yürüttü.

Ancak son dönemde Washington'dan gelen açıklamalar, bu ilişkinin yeni bir çerçeveye taşınabileceğine ilişkin işaretler vermektedir.

Özellikle SDG unsurlarının merkezi Suriye ordusuna entegre edilmesi yönündeki değerlendirmeler, yeni dönemin en dikkat çekici diplomatik başlıklarından biri haline gelmiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:

Bu süreç Türkiye’nin hemen hemen tüm taleplerinin karşılandığı anlamına gelmemektedir.

Ancak ABD'nin söyleminde yaşanan değişim bile tek başına önemli bir stratejik dönüşüm olarak okunabilir.

Bir konu güvenlik meselesi olarak tanımlandığında devletler o konuda olağan siyaset araçlarının ötesinde hareket etmeye başlarlar.

Türkiye açısından Suriye'nin kuzeyi tam da böyle bir güvenlik alanıdır.

Dolayısıyla Ankara'nın sınır güvenliği konusundaki hassasiyetinin NATO gündeminde daha görünür hale gelmesi, Türkiye açısından diplomatik kazanım olarak değerlendirilebilir.

Türkiye ile ABD Arasında Yeni Bir Sayfa mı Açılıyor?

Son yıllarda Türkiye-ABD ilişkileri;

* S-400,

* CAATSA yaptırımları,

* F-35 programı,

* YPG,

* Doğu Akdeniz,

* İsveç'in NATO üyeliği

gibi birçok kriz nedeniyle tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşamıştı.

Ancak uluslararası sistemde güç dengeleri değiştikçe devletlerin öncelikleri de değişmektedir.

Devletler kalıcı dostluklar değil, kalıcı çıkarlar doğrultusunda hareket ederler.

Bugün Washington açısından Çin'in yükselişi, Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu'daki yeni güç dengesi Türkiye'nin stratejik önemini yeniden artırmaktadır.

Ankara açısından ise NATO üyeliği, savunma sanayi iş birlikleri ve bölgesel krizlerin yönetimindeki rolü Türkiye'yi vazgeçilmez aktörlerden biri haline getirmektedir.

Bu nedenle Ankara Zirvesi, geçmiş krizleri tamamen ortadan kaldırmasa bile ilişkilerin daha pragmatik bir zemine taşınabileceğinin sinyallerini vermektedir.

İsrail Denklemin Neresinde?

Suriye dosyası yalnızca Türkiye ile ABD arasında değerlendirilemez.

Bu denklemin üçüncü önemli aktörü İsrail'dir.

İsrail açısından Suriye'de temel öncelik;

* İran destekli silahlı yapıların sınır hattından uzaklaştırılması,

* Golan Tepeleri çevresinde güvenliğin sağlanması,

* Lübnan'a uzanan lojistik koridorların sınırlandırılması,

* Suriye'nin yeniden İran'ın stratejik nüfuz alanına dönüşmemesidir.

Bu nedenle Ankara Zirvesi sonrasında oluşan diplomatik tablo, İsrail'in güvenlik beklentileriyle de yakından ilişkilidir.

Burada dikkat çekici olan nokta, Türkiye ile İsrail'in birçok konuda farklı görüşlere sahip olmasına rağmen, Suriye'nin parçalanmaması ve bölgesel istikrarsızlığın derinleşmemesi konusunda belirli ortak çıkar alanlarının bulunabilmesidir.

Devletler her konuda aynı düşünmek zorunda değildir.

Ancak belirli krizlerde ortak tehdit algısı geçici iş birliği zeminleri oluşturabilir.

Ankara'da Oluşan Yeni Diplomatik Üçgen

Bütün bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Ankara'da oluşan tabloyu yalnızca ikili görüşmeler üzerinden okumak yetersiz kalacaktır.

Asıl dikkat çekici olan, Türkiye, ABD ve Suriye arasında yeni bir diplomatik temas kanalının görünür hale gelmesidir.

Bu kanalın geleceği henüz belirsiz olsa da, liderlerin açıklamaları, yaptırımlara ilişkin adımlar ve güvenlik konularındaki yeni söylemler birlikte değerlendirildiğinde, Suriye'nin geleceğinin artık çatışmalar üzerinden değil, müzakere ve yeniden inşa ekseninde şekillenmeye başladığı söylenebilir.

Bu durum Türkiye açısından da önemli fırsatlar ve aynı zamanda dikkatle yönetilmesi gereken riskler barındırmaktadır.

Çünkü Ankara, bir yandan sınır güvenliğini garanti altına almaya çalışırken diğer yandan Suriye'nin toprak bütünlüğünü koruyan, terör tehdidini azaltan ve bölgesel istikrarı destekleyen bir çözümün oluşmasını hedeflemektedir.

Önümüzdeki dönemde bu hedeflerin ne ölçüde gerçekleşeceğini ise sadece diplomatik açıklamalar değil, sahadaki uygulamalar belirleyecektir.

ANKARA'DA KURULAN YENİ JEOPOLİTİK DÜZEN

BÖLÜM III

Savunma Sanayi, İran ve NATO'nun Yeni Güvenlik Paradigması: Türkiye Stratejik Bir Merkez Ülkeye mi Dönüşüyor?

Uluslararası sistemde büyük güçlerin yükselişi yalnızca ekonomik büyüklükleriyle ölçülmez. Bir devletin küresel siyasetteki ağırlığını belirleyen en önemli unsurlardan biri, kriz dönemlerinde vazgeçilmez olup olmadığıdır. Bugün NATO'nun karşı karşıya olduğu güvenlik ortamı incelendiğinde, Türkiye'nin giderek "vazgeçilmez müttefik" konumuna yaklaştığı görülmektedir. Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi de bu dönüşümün sembolik olduğu kadar stratejik bir göstergesi olmuştur.

Soğuk Savaş boyunca NATO'nun güney kanadı, daha çok Sovyetler Birliği'ni çevreleme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyordu. Bugün ise aynı coğrafya Rusya-Ukrayna Savaşı, Doğu Akdeniz enerji rekabeti, Suriye'nin geleceği, düzensiz göç, terörizm, İran-İsrail gerilimi ve deniz ticaret yollarının güvenliği nedeniyle çok daha karmaşık bir güvenlik alanına dönüşmüş durumdadır. NATO açısından Türkiye artık yalnızca bir sınır ülkesi değil Karadeniz, Kafkasya, Balkanlar, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'i aynı anda etkileyebilen jeostratejik bir merkezdir.

Bu dönüşümü anlamak için dünya siyasetini belirleyen asıl alan, kıta içleri değil Avrasya'nın çevresindeki kuşaktır. Türkiye tam da bu kuşağın merkezinde yer almakta enerji koridorları, deniz yolları ve güvenlik hatlarının kesişim noktasında bulunmaktadır. Dolayısıyla Ankara'nın stratejik değeri yalnızca coğrafyasından değil, bu coğrafyayı etkin bir dış politika ve savunma kapasitesiyle desteklemesinden kaynaklanmaktadır.

Savunma Sanayi: Yeni Diplomatik Gücün Temeli

Son yıllarda Türkiye'nin dış politikasında dikkat çeken gelişmelerden biri, savunma sanayiinin yalnızca askeri bir kapasite değil, aynı zamanda diplomatik bir enstrüman haline gelmesidir. İnsansız hava araçlarından deniz platformlarına, elektronik harp sistemlerinden mühimmat üretimine kadar uzanan geniş bir yelpazede elde edilen kabiliyetler, Türkiye'nin uluslararası pazarlık gücünü de artırmıştır.

Ankara Zirvesi sonrasında ABD ile savunma alanında yeni iş birliği ihtimallerinin konuşulması bu açıdan önemlidir. Özellikle Türk gemi inşa sanayiinin ulaştığı kapasite, son yıllarda uluslararası çevrelerde daha fazla dikkat çekmekte. ABD Donanması'nın tersane kapasitesinin yoğunlaştığı bir dönemde, Türk tersanelerinin belirli destek ve bakım faaliyetlerinde rol üstlenebileceğine yönelik değerlendirmeler yapılmaktadır.

Elbette bunun kısa vadede büyük savaş gemilerinin Türkiye'de inşa edilmesi anlamına geldiğini söylemek gerçekçi değildir. Böyle bir sürecin önünde teknoloji transferi, ihracat kontrol rejimleri, güvenlik protokolleri ve siyasi karar mekanizmaları gibi ciddi engeller bulunmaktadır. Ancak deniz platformlarının bakım, modernizasyon, lojistik destek ve yardımcı gemi üretimi gibi alanlarda iş birliği ihtimali, Türkiye'nin savunma sanayiindeki kurumsal kapasitesinin uluslararası ölçekte daha fazla kabul gördüğünün bir göstergesi olarak okunabilir.devam edecek

 



Bu yazı 705 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI