beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


Mehmet Zeki Özer

facebook-paylas
Adımız Müslüman, Hayatımız Nerede?
Tarih: 18-09-2026 00:04:00 Güncelleme: 18-09-2026 00:04:00


Yazıma başlamadan önce küçük bir not düşmek isterim: -Aslında bugün kaleme almak istediğim konu, Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kamuran Eronat’tı.

Bazı yazılar vardır; hemen yazılmaz, biraz bekletilir.

Şimdilik bu yazıyı askıya almayı tercih ettim.

Bazen susmak, söyleyecek sözü olmamak değil; söylenecek sözün zamanını beklemektir.

Adımız Müslüman; peki ya hayatımız?

İslam’ı dilimizden düşürmüyoruz ama hayatımızdan ne kadar geçiriyoruz?

Asıl sorulması gereken soru budur.

Müslüman olmak yalnızca bir kimlik meselesi değildir.

“Ben Müslümanım” demekle Müslümanlığın sorumluluğu yerine gelmez.

İslam, insanın sadece diline değil; ahlakına, vicdanına, ticaretine, ailesine, komşuluğuna, makamına, adalet anlayışına ve bütün hayatına dokunur.

Peki bizim hayatımızda İslam ne kadar var?

Şöyle bir dönüp kendimize bakalım.

İslam evimizin içine gerçekten girmiş olsaydı, bugün ailelerimizin hâli böyle olur muydu?

Çocuklarımızla ilişkimize bakalım. Eşimize karşı davranışımıza bakalım.

 Anne babamıza, kardeşimize, komşumuza, akrabamıza nasıl davrandığımıza bakalım.

Kur’an evlerimizde bulunuyor olabilir.

 Kur’an’ın ahlâkı evlerimizin içinde ne kadar yaşıyor?

Duvarlarımızda ayetler asılı olabilir.

Peki o ayetlerin mesajı davranışlarımıza ne kadar yansıyor?

İşte asıl mesele burada.

İslam’ı evin içine sokamadık ki sokağa çıkarabilelim.

İslam evden sokağa taşmış olsaydı; sokaklarımızın, çarşılarımızın, işyerlerimizin ve makam odalarımızın hâli de farklı olurdu.

Bugün insanların birbirine güvenmekte zorlandığı, kul hakkının kolayca çiğnendiği, çıkarın çoğu zaman hakkın önüne geçtiği bir toplum manzarasıyla karşı karşıyayız.

Herkes Müslüman olduğunu söylüyor.

Ama herkes Müslümanca yaşamıyor.

İşte insanın kendisiyle yüzleşmesi gereken yer tam da burasıdır.

Adımız Müslüman, yaptığımız bazı işler ise İslam’ın bize öğrettiği ahlakla bağdaşmıyor.

Dürüstlükten söz ediyoruz, fakat işimize geldiğinde gerçeği eğip büküyoruz.

Kul hakkından bahsediyoruz, fakat başkasının hakkını kendi menfaatimiz uğruna görmezden gelebiliyoruz.

Adaleti istiyoruz, fakat adalet bizim aleyhimize olduğunda susabiliyoruz.

İslam’ın haram kıldığı şeyleri hayatımızın içine alıyor, sonra da “Allah affeder” diyerek kendimizi rahatlatıyoruz.

Allah’ın rahmeti büyüktür.

 Allah’ın affına güvenmek, günahı alışkanlık hâline getirmenin gerekçesi değildir.

Tövbe, sadece “Allah’ım beni affet!..” demek değildir.

Tövbe, insanın yönünü değiştirmesidir.

Hatasını bilen insanın aynı hatada ısrar etmemesidir.

Bugün makam sahibi olanlara da, sıradan vatandaşa da aynı soru sorulmalı:

Bu makam bize Allah’ın karşısında hesap vermeyeceğimiz anlamına mı geliyor?

Makam geçicidir.

Koltuk geçicidir.

Para geçicidir.

Şöhret geçicidir.

Güç geçicidir.

Ama insanın yaptığı iyilik de kötülük de geride bir iz bırakır.

Hele ki insanların hakkına girmek, emanete ihanet etmek, adaletten uzaklaşmak söz konusuysa bunun hesabı sadece dünyada görülmez.

Bu yüzden artık birbirimizi suçlamadan önce kendimize bakalım.

Beyler, hanımlar…

Biraz kendimize gelelim.

Önce evimize bakalım.

Sonra işimize.

Sonra ticaretimize.

Sonra makamımıza.

Sonra sokağımıza.

Sonra topluma.

Toplum dediğimiz şey biziz.

Sokaktaki ahlaksızlıktan şikâyet ederken kendi ahlakımızı sorgulamıyorsak, makam sahiplerini eleştirirken kendi sorumluluğumuzu unutuyorsak, başkasının yanlışını görüp kendi yanlışımızı görmezden geliyorsak, sorun yalnızca başkalarında değildir.

Sorun biraz da bizdedir.

Bir süre önce Kamuran Eronat hakkında yazmayı düşündüğüm bir yazı vardı.

Bir süre beklettim.

Her sözün söyleneceği bir zaman, her meselenin ele alınacağı bir zemin vardır.

İnsan haklı olduğunu düşündüğü bir konuda bile bir adım geri çekilmeli, öfkesini değil hikmeti öne çıkarmalıdır.

Büyüklük, konuşmakta değil, susabilmektedir.

Susmak, yanlışları görmezden gelmek de değildir.

Hakkı söylemek gerekir.

Hakkı söylerken de İslam’ın bize öğrettiği edebi, adaleti ve merhameti kaybetmemek gerekir.

Bugün, hepimizin kendisine sorması gereken soru çok basit:

Ben gerçekten Müslümanlığı mı yaşıyorum, yoksa sadece Müslüman olduğumu mu söylüyorum?

Bu sorunun cevabını başkasında aramayalım.

Kendi evimizde arayalım.

Kendi soframızda.

Kendi işimizde.

Kendi makamımızda.

Kendi vicdanımızda.

Değişmesi gereken dünyaya bakarken, aynaya bakmayı unutursak, bütün eleştirilerimiz havada kalır.

Unutmayalım:

İslam sadece adımızda kalırsa kimliğimiz olur; hayatımıza girerse ahlakımız olur.

Asıl mesele tam olarak budur.



Bu yazı 1590 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI