Siyaset; toplumun ortak geleceğini şekilendirme, refah düzeyini artırma, ikbal ve istikbalini yükseltme sanatıdır. Siyasetçilerin görevi ise halka hizmet etmektir, yurttaşları dinlemek, onların sorunlarına çözüm bulmaktır. Kişisel çıkarlarını değil, toplumun ve kurumların menfaatlerini öncelemektir. Vatandaşın talebine öncelik vermesi, bir siyasetçinin en vasfı görevidir.
Ne üzücüdür ki, günümüzde siyasetin temel değerlerinden olması gereken dürüstlük, liyakat ve ahlak ne yazık ki ikinci plana itilmektedir. Saydığım değerler gün geçtikçe güneşin vurduğu kar gibi erimektedir.
Günümüzde siyasi ahlakın zayıfladığı, vicdanın rafa kaldırıldığı, at izinin it izine karıştığı, kimin elinin kimin cebinde olduğu beli olmadığı, rantın, rüşvettin, yolsuzluğun ve hırsızlığın olduğu bir yerde güven de zayıflar. 'Güvenin olmadığı yerde ise toplum ile siyaset arasındaki bağ kopmaya başlar.' Çünkü güven ruh gibidir, çıktığı bedene bir daha geri dönmez.
Günümüz siyaset mecrasında ne yazık ki 'Ahlakın' adı kalmış, içi boşaltılmış, yalan ve talan virüsü hızla yayılırken, 'siyasi ahlakın çörümüşlüğü' de kokmaya başladı.
Ahlak sahibi bir politikacı dürüst olur. Yolsuzluk, hırsızlık yapmaz, yetim hakkına el uzatmaz, gariban vatandaşın hakkını gasp etmez. "İlgileneceğim, hal edeceğim, yapacağım, takipçisi olacağız" gibi sözlerle, göstermelik notlarlar veya mesajlarla insanlara umut satmaz, kandırmaz. Bunları yapan siyasetçi en başta kendini kandırmış olur, farkında olmadan kendine olan saygısını kaybeder, halkın kendisine olan güvenini yitirir.
Siyasette ki en büyük sorunlardan biri de, ahlak ile çıkar arasındaki dengenin çıkar lehine bozulmasıdır.
Dün söylediğini bugün inkâr eden, dün eleştirdiğini bugün savunan, makam ve mevki uğruna dünyevi hesaplarını değiştiren bir anlayış, siyasetin itibarını zedelemektedir.
Siyasetçinin fikrinin değişmesi elbette mümkündür ve normaldir. Şartlar, konjektör değişebilir, yeni bilgiler ortaya çıkabilir, insan söyledikletini ve düşüncelerini yeniden muhasebe edebilir. Fakat burada belirleyici olan niyet ve samimiyettir. Genel olarak (istisna siyasetçiler hariç) siyasilerde samimiyet kalmadığı için güven de duyulmuyor.
Eğer ki bir konuda toplumun menfaati değil de koltuk, makam, güç ve kişisel hesap varsa bunun adı halka hizmet değil, kendine hizmettir. Bu siyasi fırsatçılıktır, rantçılıktır, ahlaksızlıktır "Siyasi Tüccarlıktır."
'Siyaset günü kurtarma işi değil, geleceği inşa etme sorumluluğudur.' Siyaset dinlemektir, istişare etmektir, farklı düşüncelere tahammül etmektir, sabırlı olmaktır, nezaket göstermektir.
Bugün halkın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri de siyasette yeniden güven duygusunun tesis edilmesidir. Bunun yolu ise beylik laflar veya nara atmak, nutuk çekmek değil, samimi eylem ve söylemlerdir.
Verilen sözün arkasında durmak, yanlış yapıldığında özür dilemesini bilmek, başarılı olanı görüşü ne olursa olsun takdir etmek, eleştiriye tahammül etmek, kamu makamlarını kişisel güç alanına dönüştürmemek, devletin imkânlarını şahsi veya siyasi çıkarların aracı hâline getirmemek
bunlar siyasi ahlakın gereklileridir.
'Siyasi Ahlakın Çürümesi' sadece politikacıları değil, bütün toplumu etkiler. Çünkü toplumda “Nasıl olsa herkes böyle yapıyor” algısı oluşur yanlış sıradanlaşır, normalleşmeye başlar ve yanlış doğru olarak kabul edilir. Bu da toplumun zehirlenmesi demektir.
Bir toplumun geleceği ahlakı ve kurumsal değerleriyle belirlenir.
Siyasetin yeniden itibar kazanması için önce siyasetçinin kendisine şu soruyu sorması gerekir.
“Ben bu makamdan ne kazanacağım?” değil, “Ben bu makamda millete ne kazandıracağım?”
Sorunun cevabı değiştiği gün, siyasetin dili de değişecektir.
Çünkü gerçek siyaset; kişisel hırsların, makam hesaplarının ve günübirlik çıkarların değil, ahlakın, liyakatin, adaletin ve ortak aklın üzerinde yükselmelidir.
Ahlakın olmadığı yerde siyaset, hizmet olmaktan çıkar, güç mücadelesine dönüşür ve kaybeden millet olur.