beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


AV. Mesut Değer

facebook-paylas
MEKKE ANTLAŞMASI: TÜRKİYE KENDİ SAVAŞINI MI SEÇİYOR, BAŞKALARININ SAVAŞINA MI GİRİYOR? 1
Tarih: 17-08-2026 00:01:00 Güncelleme: 17-08-2026 00:01:00



Ortadoğu'nun güvenlik haritası yeniden çiziliyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın imzaladığı Mekke Ortak Savunma Antlaşması bir “savunma anlaşması” olarak sunuluyor. Fakat siyasetin görünen yüzü ile jeopolitiğin gerçek yüzü her zaman aynı değildir. Asıl soru şudur: Türkiye bu yeni güvenlik mimarisinin kurucusu mu olacak, yoksa başkalarının güvenliğinin garantörü mü?
Ortadoğu'da bir şey değişiyor.
Hem de yalnızca ittifakların, silahların veya devletlerin değiştiği bir dönüşüm değil bu.
Daha derinde, bölgenin güvenlik anlayışı değişiyor.
Uzun yıllar boyunca Ortadoğu'da güvenliğin nihai garantörü olarak Washington görüldü. Körfez monarşilerinin güvenliği büyük ölçüde ABD'nin askeri varlığına, Türkiye'nin güvenliği NATO üyeliğine, İsrail'in güvenliği ise ABD'nin koşulsuz stratejik desteğine bağlandı.
Fakat bugün bu düzenin eskisi kadar sorgulanamaz olmadığı görülüyor.
7 Ağustos 2026'da Mekke'de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma Antlaşması işte tam bu dönüşümün ortasında ortaya çıktı.
Anlaşmanın en dikkat çekici hükmü açık: Taraflardan birine yönelik silahlı saldırı, diğerlerine de yapılmış sayılıyor.
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da anlaşmanın kolektif savunma mantığının NATO'nun 5. maddesiyle teknik olarak benzer olduğunu, ancak saldırı halinde verilecek desteğin niteliğinin istişareyle belirleneceğini söyledi. Reuters'ın aktardığına göre anlaşma, NATO'nun yerine geçmiyor mevcut ittifakları tamamlayan bir yapı olarak tasarlanıyor.
İşte tam burada durmak gerekiyor.
Çünkü bu anlaşmayı yalnızca “üç ülke arasında askeri işbirliği” diye okumak büyük bir yanılgı olur.
Aynı şekilde “İslam NATO'su kuruldu” demek de fazla kolaycıdır.
Mekke Antlaşması, ikisinden daha karmaşık bir şeydir.
Bu anlaşma, Ortadoğu'da güvenliğin yeniden bölgeselleştiğinin işaretidir.
Ve Türkiye, bu yeni düzenin tam merkezindedir.
Hobbes'a göre insanın siyasal otoriteye ihtiyaç duymasının temelinde güvenlik vardır.
İnsanlar birbirlerinden korktukları için bir düzen kurarlar.
Devletin ortaya çıkışında yalnızca özgürlük veya refah arayışı değil, hayatta kalma ihtiyacı vardır.
“Beni kim koruyacak?” 
Suudi Arabistan'ın sorusu budur.
Türkiye'nin sorusu budur.
Pakistan'ın sorusu da budur.
İran'ın da...
İsrail'in de...
Çünkü bugün Ortadoğu'da devletlerin güvenlik algısı aynı anda birkaç farklı tehdit tarafından kuşatılmış durumda.
İran'ın füze ve vekil güç kapasitesi, İsrail'in askeri operasyonları, Gazze, Lübnan, Suriye, Yemen, Kızıldeniz, Hürmüz Boğazı, enerji hatları, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlıklar...
Bütün bunların üzerine ABD'nin bölgedeki güvenlik garantisinin geleceği konusunda oluşan belirsizlik ekleniyor.
Dolayısıyla Mekke Antlaşması'nı anlamanın ilk yolu, “Kim kime karşı?” sorusundan önce şu soruyu sormaktır:
“Bölge devletleri neden kendi güvenliklerini kendileri üretmek istiyor?”
Cevap basit:

Çünkü artık dışarıdan gelen güvenlik garantilerinin sonsuza kadar devam edeceğine eskisi kadar inanmıyorlar.
MEKKE ANTLAŞMASI BİR GÜVENLİK ARAYIŞIDIR
2025 yılında Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan Stratejik Karşılıklı Savunma Anlaşması aslında bugünkü üçlü yapının önemli bir öncülüdür.
17 Eylül 2025'te Riyad'da imzalanan anlaşmada iki ülke, birine yönelik saldırının diğerine yapılmış sayılacağını ilan etmişti. Anlaşma, yıllardır devam eden Suudi-Pakistan savunma ilişkilerini daha bağlayıcı bir güvenlik çerçevesine taşımıştı.
2026'da Türkiye'nin bu yapıya katılması ise oyunun ölçeğini değiştirdi.
Çünkü artık denklemde NATO'nun en güçlü ordularından birine sahip Türkiye var.
Savunma sanayii var.
Pakistan'ın nükleer kapasitesi var.
Suudi Arabistan'ın enerji ve finans gücü var.
Coğrafya var.
Körfez var.
Anadolu var.
Güney Asya var.
Ve hepsinden önemlisi, bu üç ülkeyi birbirine bağlayan geniş bir İslam dünyası jeopolitiği var.
Bu nedenle Mekke Antlaşması'nın önemi sadece askeri değildir.
Ekonomiktir.
Teknolojiktir.
Enerjiktir.
Diplomatiktir.
Ve kaçınılmaz biçimde siyasidir.
“SÜNNİ NATO” DEMEK NEDEN YANLIŞ AMA TAMAMEN DE HAKSIZ DEĞİL?
Şimdi gelelim en çok konuşulan kavrama:
“Sünni NATO.”
Ben bu ifadeyi hukuken doğru bulmuyorum.
Çünkü NATO'nun arkasında yaklaşık sekiz on yıllık bir kurumsallaşma, ortak komuta yapıları, askeri planlama mekanizmaları, standartları, bütçeleri ve çok geniş bir savunma altyapısı var.
Mekke Antlaşması henüz böyle bir yapı değil.
Dahası, anlaşma açıkça belirli bir ülkeye karşı kurulmadığını vurguluyor. Hakan Fidan da İran'ın hedef olmadığını özellikle açıkladı.
Associated Press'in aktardığına göre Ankara, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını ve saldırı halinde verilecek desteğin istihbarattan askeri desteğe kadar farklı biçimler alabileceğini belirtiyor.
Fakat siyasette bazen niyet ile sonuç aynı şey değildir.
Bir anlaşma “kimseye karşı değiliz” diyebilir.
Fakat başka devletler onu yine de kendilerine yönelik bir güç dengesi hamlesi olarak okuyabilir.
İran'ın bunu nasıl okuyacağı bu nedenle son derece önemlidir.
İsrail'in nasıl okuyacağı da.
ABD'nin nasıl okuyacağı da.
Hindistan'ın Pakistan nedeniyle nasıl okuyacağı da.
İşte uluslararası siyasetin acımasız tarafı burada başlıyor.
Devletler sadece sizin ne söylediğinize bakmaz.
Ne yaptığınıza bakar.
DÜŞMAN KİM?
“dost-düşman” ayrımı bugün halen tartışmalıdır. 
Schmitt'e göre siyasal olanın temelinde bir topluluğun kendisini başka bir topluluk karşısında tanımlayabilmesi vardır.
Mekke Antlaşması'nın geleceğini de bu soru belirleyecek:
Bu üç ülke kendisini kimin karşısında tanımlayacak?
Eğer cevap:
“Hiç kimsenin karşısında değiliz, kendi güvenliğimizi güçlendiriyoruz” ise...
Bu anlaşma bölgesel güvenlik mimarisine dönüşebilir.
Ama cevap zamanla:
“İran'a karşıyız” veya “İsrail'e karşıyız” veya “Batı'nın bölgedeki hegemonyasına karşıyız” noktasına gelirse...
O zaman başka bir şey ortaya çıkar:
Jeopolitik blok.
Aradaki fark çok büyüktür.
Savunma ittifakı güvenlik üretmeye çalışır.
Bloklaşma ise karşı blok üretir.
Karşı blok da karşı hamleyi doğurur.
Ve sonunda güvenlik için atılan adım, güvenliksizliğin nedeni haline gelebilir
İRAN'IN ÖNÜNDEKİ “GÜVENLİK İKİLEMİ”
Uluslararası ilişkiler literatürünün en önemli kavramlarından biri “güvenlik ikilemi”dir.
Bir devlet kendi güvenliğini artırmak için askeri kapasitesini güçlendirir.
Fakat komşusu bunu savunma olarak değil, tehdit olarak görür.
O da silahlanır.
İlk devlet, karşı tarafın silahlanmasını kendi tezinin doğrulanması olarak kabul eder.
Ve döngü büyür.
Mekke Antlaşması'nın en büyük tehlikesi budur.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan:
“Biz savunma yapıyoruz” diyebilir.
İran:
“Beni kuşatıyorlar” diyebilir.
Türkiye:
“Hayır, seni hedef almıyoruz” diyebilir.
İran:
“Peki neden Pakistan'ın nükleer kapasitesi, Türkiye'nin savunma sanayii ve Suudi Arabistan'ın ekonomik gücü aynı güvenlik mimarisinde birleşiyor?” diye sorabilir.
İşte siyaset burada başlar.
Bu yüzden Ankara'nın İran politikasında son derece dikkatli olması gerekiyor.
Türkiye'nin İran'la rekabeti olabilir.
İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlamak Türkiye'nin çıkarlarına uygun görülebilir.
Fakat Türkiye'nin İran'ı varoluşsal düşman haline getirmesi Türkiye'nin çıkarına değildir.
Çünkü Türkiye'nin jeopolitiği buna izin vermez.
Türkiye İran'la komşudur.
Tarih boyunca rekabet etmiş ama aynı zamanda diplomatik ilişki kurmayı başarmış iki büyük devlettir.
Türkiye'nin çıkarı İran'la savaşmak değil, İran'ın Türkiye'ye karşı savaşmasını imkansızlaştıracak bir denge kurmaktır.
Aradaki fark çok önemlidir.

 



Bu yazı 680 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI