beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


AV. Mesut Değer

facebook-paylas
ŞEYH SAİD YASASI TARİHSEL BAĞLAM VE GÜNÜMÜZ TARTIŞMALARI-2
Tarih: 30-07-2026 00:01:00 Güncelleme: 30-07-2026 00:01:00


 

Kanunun birinci maddesi, içtimai nizamı, emniyeti, sükunu ve asayişi ihlal edecek veya irticaya sebebiyet verecek her türlü hareket ve neşriyatın hükümet tarafından yasaklanabileceğini hükme bağlamıştır.

İkinci maddede ise bu fiilleri işleyenlerin İstiklal Mahkemelerinde yargılanmasının önü açılmıştır. Böylece yürütme organı ile olağanüstü yargı mekanizması arasında doğrudan bir hukuki ilişki kurulmuştur.

Bu çerçevede 8 Mayıs 1928 tarih ve 1353 sayılı "Bazı Cürüm ve Cinayetlerin Cezalarının Teşkili Hakkında Kanun" kabul edilmiştir. Söz konusu kanun, devletin sosyal, siyasi, hukuki ve iktisadi temel düzenini din esaslarına dayandırmayı amaçlayan faaliyetleri suç olarak tanımlamış bu amaç doğrultusunda propaganda yapılmasını, dernek kurulmasını, yayın faaliyetinde bulunulmasını ve çeşitli sembollerin kullanılmasını ağır hapis ve para cezalarına bağlamıştır. Kamu görevlileri bakımından memuriyetten sürekli çıkarılma yaptırımı öngörülmüş, bu faaliyetlerde kullanılan matbaa ve yayın organlarının müsaderesi de hüküm altına alınmıştır. Böylece Cumhuriyet yönetimi, güvenlik politikalarını yalnızca silahlı isyanlarla mücadele kapsamında değil, laik hukuk düzeninin korunması perspektifinde de genişletmiştir.

Ancak Cumhuriyet'in Şeyh Said sonrasında izlediği hukuk politikası  sadece cezalandırıcı düzenlemelerden ibaret değildir. Ayaklanmanın bastırılması, yargılamaların tamamlanması ve olağanüstü güvenlik tedbirlerinin uygulanmasının ardından devlet, bölgenin yeniden normalleşmesini hedefleyen farklı hukuki mekanizmaları da devreye sokmuştur.

Bu noktada dikkat çeken en önemli düzenleme ise

9 Mayıs 1928 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 1239 sayılı "Şark Mıntıkasında Muayyen Vilayet ve Kazalarda Ceraim Takibatı ile Cezalarının Tecili Hakkında Kanun" olmuştur.

1239 sayılı Kanun, erken Cumhuriyet döneminde güvenlik politikalarının yalnızca bastırma ve cezalandırma üzerine kurulmadığını göstermesi bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Kanunun temel amacı, Şeyh Said Ayaklanması ve sonrasında meydana gelen eşkıyalık olayları nedeniyle haklarında soruşturma yürütülen veya mahkumiyet kararı bulunan bazı kişiler bakımından kovuşturmaların ve cezaların belirli şartlar altında ertelenmesini sağlamaktı. Düzenleme yalnızca Diyarbakır, Elazığ, Van, Bitlis, Hakkari, Mardin, Urfa, Siirt, Bayazıt ve Malatya vilayetleri ile Besni, Hınıs ve Kiğı kazalarını kapsayan sınırlı bir coğrafyada uygulanmış, dolayısıyla genel nitelikli bir af kanunu olmaktan ziyade bölgesel ve geçici bir hukuk düzenlemesi olarak tasarlanmıştır.

Kanunun en dikkat çekici özelliği, klasik anlamda bir af düzenlemesi olmamasıdır. Kanun, suçları veya mahkumiyetleri tamamen ortadan kaldırmamış bunlara ilişkin soruşturma ve cezaların tecil edilmesini, yani belirli şartlar altında ertelenmesini öngörmüştür. Buna göre kanundan yararlanan kişilerin belirlenen süre içerisinde yeniden suç işlememeleri şart koşulmuş aynı veya daha ağır nitelikte bir suç işlemeleri halinde ertelenen kovuşturma ve cezaların yeniden uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Buna karşılık öngörülen süre boyunca herhangi bir suç işlemeyen kişiler bakımından önceki fiiller hukuken sonuç doğurmamış sayılmıştır.

Birinci maddede ise dikkat çekici bir başka hüküm yer almaktadır. Kanun, Şeyh Said Ayaklanması'nın bastırılması amacıyla 23 Kasım 1927 tarihine kadar askeri birlikler ve devlet görevlileri tarafından gerçekleştirilen bütün fiil ve işlemlerin suç veya kabahat sayılamayacağını açıkça hüküm altına almıştır. Böylece devlet görevlilerinin Ayaklanmanın bastırılması sırasında gerçekleştirdikleri işlemler hukuki sorumluluk dışında bırakılmış bu yönüyle kanun, yalnızca bireylere yönelik ceza ertelemesi getiren bir düzenleme değil, aynı zamanda güvenlik güçlerinin yürüttüğü operasyonların hukuki sonuçlarını da düzenleyen kapsamlı bir geçiş dönemi kanunu niteliği kazanmıştır.

Bu yönüyle 1239 sayılı Kanun, günümüz hukuk literatüründe geçiş dönemi adaleti olarak adlandırılan uygulamalarla benzer özellikler taşımaktadır. Kanunun amacı, Ayaklanmanın lider kadrosunu yeniden yargılamak değil çatışma ortamından etkilenen yerel toplum ile devlet arasındaki ilişkileri yeniden tesis etmek, bölgede kamu düzenini kalıcı hale getirmek ve normalleşme sürecini hukuki güvence altına almaktı. Dolayısıyla Cumhuriyet yönetimi, 1925 yılında olağanüstü güvenlik tedbirleriyle başlayan süreci, 1928 yılına gelindiğinde belirli ölçüde toplumsal normalleşmeyi hedefleyen hukuki araçlarla tamamlamaya çalışmıştır.

Bu kronoloji birlikte değerlendirildiğinde, erken Cumhuriyet döneminde Şeyh Said Ayaklanması sonrasında uygulanan hukuk politikalarının dört temel aşamada şekillendiği görülmektedir.

İlk aşamada Takrir-i Sükûn Kanunu ile olağanüstü idari yetkiler tesis edilmiş, ikinci aşamada 644 sayılı Kanun ile isyana katılanların özel yargılama usulü belirlenmiş, üçüncü aşamada 1353 sayılı Kanun ile laik Cumhuriyet düzenini korumaya yönelik cezai hükümler güçlendirilmiş, son aşamada ise 1239 sayılı Kanun ile çatışma sonrasında normalleşmeyi ve devlet-toplum ilişkilerinin  yeniden inşasını hedefleyen özel bir geçiş dönemi hukuku oluşturulmuştur.

Söz konusu kanun ve maddeleri

Şark mıntakasmda muayyen vilâyet ve kazalarda ceraim takibatı ile cezalarının tecili hakkında kanun

(Resmî Gazete ile neşir ve ilânı: 14 mayıs 1928 - Sayı : 888) No.1239

BİRİNCİ MADDE — Şeyh Sait vakası ve müteakip şekavet (EŞKİYALIK – HAYDUTLUK)  hadiseleri dolayış ile bütün isyan mıntıkasında

idarei örfiyenin ilgası tarihi olan 23 teşrinisani (KASIM)1927’ye kadar askerî kuvvetler ve memurini' devlet taraflarından isyanın tenkili emrinde yapılmış olan bütün efal ve harekâ cürüm ve kabahat addolunmaz.(SAYILMAZ-ADDEDİLMEZ)

İKİNCİ MADDE — Şeyh Sait vakası ve müteakip şekavet (EŞKİYALIK) hadiselerde doğrudan doğruya veya dolayısile methalclar (BİR İŞE KARIŞMIŞ BİR İŞTE PARMAĞI BULUNAN VEYA BİR OLAYDA ETKİSİ OLAN KİMSE) bulunanlar ile bu hadiselerin vukuundan itibaren

23 teşrinisani 1927 ye kadar geçen müddet zarfında Diyarbekir, Elâziz,

Van, Bitlis, Hakâri, Mardin, Urfa, Siirt, Bayazıt ve Malatya vilâyetleri ile Besni, Hınıs ve Kığı kazalarında efrat tarafından ika olunan cürüm ve kabahatlerle maznun (SANIK) veya mahkûm olanların haklarındaki takibatın icrası veya hükümlerin infazı tecil edilmiştir.

ÜÇÜNCÜ MADDE — Elyevm hali firarda bulunupta işbu kanunun neşri tarihinden itibaren üç ay zarfında dehalet etmiyen maznun ve mahkûmlar tecilden istifade edemezler.

DÖRDÜNCÜ MADDE — İkinci madde mucibince tecil edilenler işbu kanunun neşri tarihinden ve üçüncü madde mucibince tecil olunanlar dehaletleri tarihinden itibaren yaptıkları cürüm ve kabahatin veya hükmün tabi olduğu müruru zamanın müddetinin yarısı içinde ayni neviden veya daha ağır cezayi müstelzim bir cürüm ve kabahat işledikleri takdirde haklarında Türk ceza kanununun memnu fiillerle cezaların içtimai ve tekerrür hakkındaki ahkâmı tatbik olunur. Şu kadar ki evvelce idama mahkûm olan şahıs ağır cezayı müstelzim bir fiil işler ise hükmü idam yirmi sene ağır hapis olarak infaz olunur.

Yukarıki müddetler içinde diğer bir cürüm ve kabahat işlemiyenler evvelki cürüm ve kabahatleri işlememiş sayılır.

BEŞİNCİ MADDE — İşbu kanun neşri tarihinden meriyülicradır.

ALTINCI MADDE — İşbu kammun icrasına Adliye ve Dahiliye vekiller memurdur

9 mayıs 1928

Bugün "Terörsüz Türkiye" kapsamında kamuoyunda tartışılan hukuki düzenlemeler değerlendirilirken tarihsel referans olarak yalnızca Takrir-i Sükun Kanunu'nun hatırlatılması eksik bir yaklaşım olacaktır.  Çünkü erken Cumhuriyet deneyimi, aynı süreç içerisinde hem olağanüstü güvenlik tedbirlerini hem de belirli şartlara bağlı hukuki normalleşme mekanizmalarını beraberinde barındırmaktadır. Bu nedenle tarihsel karşılaştırmalar yapılırken yalnızca cezalandırıcı düzenlemeler değil, 1239 sayılı Kanun gibi toplumsal uyumu ve geçiş sürecini düzenleyen hukuki metinler de dikkate alınmalıdır.

Güvenlik Paradigmasından Demokratikleşme Arayışına: 1937 Sonrası Kürt Meselesinin Dönüşümü

Şeyh Said Ayaklanması'nın bastırılması ve 1925-1928 yılları arasında oluşturulan hukuki çerçevenin ardından Türkiye'nin Kürt meselesine yaklaşımı uzun yıllar güvenlik eksenli bir devlet politikası olarak şekillenmiştir. Özellikle 1930'lu yılların ikinci yarısından itibaren uygulamaya konulan idari ve hukuki düzenlemeler, yalnızca kamu düzeninin sağlanmasını değil, aynı zamanda ulus-devlet inşası sürecinin hızlandırılmasını hedeflemiştir. Bu çerçevede dil, eğitim, idari yapı, yerleşim politikaları ve kültürel alanlar devletin merkezileştirme politikalarının önemli araçları hâline gelmiştir.devamı yarın

 



Bu yazı 683 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI