Komisyon değerlendirmeleri, kamuoyuna yansıyan bilgiler ve geçmiş uygulamalar ışığında hukuki ve siyasal bir analiz
Türkiye Cumhuriyeti, yaklaşık kırk yıldır terörle mücadeleyi yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, aynı zamanda hukuki, siyasal ve toplumsal araçlarla da çözmeye çalışan bir devlettir. Bugün kamuoyunda "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırılan süreç de bu arayışın son halkasını oluşturmaktadır.
Ancak yazının en başında önemli bir tespitin altını çizmek gerekir.
Bugün itibarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulmuş resmi bir kanun teklifi bulunmamaktadır.
Dolayısıyla bu yazıda ele alacağım hususlar, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'un yaptığı açıklamalar, Adalet Bakanlığı'nın değerlendirmeleri, TBMM komisyon çalışmalarına ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgiler, siyasi kulislerde konuşulan taslaklar ve hukuk çevrelerinde yapılan değerlendirmelerden oluşmaktadır.
Başka bir ifadeyle bu yazı, mevcut olmayan bir kanun metnini yorumlama çabası değildir.
Tam tersine, ortaya çıkması muhtemel yasal düzenlemenin hangi esaslar üzerine kurulabileceğini, geçmiş uygulamalarla benzer ve farklı yönlerini, hukuki sonuçlarını ve siyasal etkilerini değerlendirmeyi amaçlayan bir analizdir.
Burada özellikle bir hususun altını çizmek isterim.
Bu değerlendirmeleri hazırlanan düzenlemeyi eleştirmek, işlevsiz hale getirmek ya da başarısız olacağını söylemek amacıyla kaleme almıyorum.
Tam tersine...
Eğer gerçekten hedef "Terörsüz Türkiye" ise, hazırlanacak kanunun geçmişte yapılan hataları tekrar etmemesi, güven veren bir hukuk zemini oluşturması ve kalıcı toplumsal barışı sağlayabilmesi için şimdiden bazı hususların tartışılmasının yararlı olacağı kanaatindeyim.
Çünkü mesele yalnızca yeni bir kanunun çıkarılması değildir.
Mesele; 86 milyon vatandaşımızın güvenliğini, ülkemizin birlik ve bütünlüğünü, 783 bin 562 kilometrekarelik vatan toprağının huzurunu kalıcı şekilde güvence altına alabilecek bir hukuk mekanizmasının kurulabilmesidir.
"Af" Kelimesi Neden Özellikle Kullanılmıyor?
Şimdiye kadar yapılan bütün açıklamalarda özellikle üzerinde durulan ortak ifade şudur:
"Bu bir af düzenlemesi değildir."
Bu vurgu tesadüf değildir.
Çünkü Anayasa'nın 87. maddesine göre genel ve özel af ilan etme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir ve bunun için üye tam sayısının beşte üç çoğunluğu gerekmektedir.
Siyasi aritmetik dikkate alındığında böylesine yüksek bir çoğunluğun sağlanmasının kolay olmadığı bilinmektedir.
Bu nedenle kamuoyuna yansıyan değerlendirmeler, hazırlanacak düzenlemenin "af" kavramı kullanılmadan farklı hukuki araçlar üzerinden inşa edilmesi yönündedir.
Nitekim TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'un açıklamalarında da düzenlemenin "müstakil ve geçici bir yasa" olacağı, belirli bir süre içerisinde başvuran kişilerin bireysel değerlendirmeye tabi tutulacağı ifade edilmektedir.
Burada dikkat çekici olan husus, "genel af" yerine "bireysel adalet" anlayışının öne çıkarılmasıdır.
Yani herkes için geçerli toplu bir af yerine, her başvurunun kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi hedeflenmektedir.
Bu nedenle hazırlanacak düzenlemenin:
gibi mevcut ceza hukuku kurumlarının birlikte kullanılacağı yeni bir hukuki model oluşturması beklenmektedir.
İşte tam da bu nedenle kamuoyunda sıkça kullanılan "af geliyor" söyleminin hukuki karşılığının bulunmadığını söylemek mümkündür.
Ancak burada başka bir tartışma başlamaktadır.
Çünkü hukukta önemli olan düzenlemenin adı değildir.
Önemli olan doğurduğu hukuki sonuçtur.
Bir kanun "af" adını taşımayabilir.
Fakat fiili olarak cezayı ortadan kaldırıyor veya önemli ölçüde hafifletiyorsa, kamuoyu bunu yine af olarak değerlendirebilir.
Dolayısıyla önümüzdeki süreçte tartışılacak konu büyük ihtimalle kanunun adı değil, uygulanma biçimi olacaktır.
Kanunun Muhtemel Amacı
Kamuoyuna yansıyan değerlendirmeler dikkate alındığında hazırlanacak düzenlemenin ilk maddesinde kanunun amacının açık biçimde tanımlanması beklenmektedir.
Bu amaç muhtemelen:
PKK/KCK silahlı terör örgütü mensuplarının silah bırakarak topluma yeniden kazandırılması, örgütün silahlı faaliyetlerinin tamamen sona erdirilmesi ve toplumsal entegrasyonun sağlanması şeklinde ifade edilecektir.
Bunun yanında düzenlemenin genel af niteliği taşımadığı, yalnızca bireysel değerlendirmeye dayalı özel bir hukuk mekanizması olduğu özellikle vurgulanabilir.
Aslında burada devletin vermek istediği mesaj açıktır.
"Herkes affediliyor." denilmeyecek.
"Silah bırakan, örgütsel faaliyetlerinden vazgeçen ve bireysel şartları taşıyan kişiler hukuki değerlendirmeye tabi tutulacaktır." denilecektir.
Bu yaklaşım, klasik af anlayışından farklı olarak bireysel sorumluluk ilkesini esas almaktadır.
Kanunun Kapsamı Nasıl Olabilir?
Komisyon çalışmasına ilişkin kamuoyuna yansıyan değerlendirmeler, düzenlemenin belirli bir tarihten sonra silah bırakan örgüt mensuplarını kapsayacağı yönündedir.
Bu kapsamda:
Türkiye içerisinde bulunan örgüt mensupları,
Irak'ta bulunanlar,
Suriye'de bulunanlar,
İran'da bulunan bazı örgüt mensupları
başvuru hakkına sahip olabilecektir.
Buna karşılık da bazı suçlar kapsam dışında bırakılma beklenmektedir.
Özellikle;
gibi fiiller bakımından genel ceza hükümlerinin uygulanmaya devam edeceği değerlendirilmektedir.
Ayrıca kamuoyunda yapılan açıklamalarda FETÖ ve DEAŞ gibi diğer terör örgütlerinin bu düzenlemenin kapsamı dışında tutulacağı yönünde değerlendirmeler de bulunmaktadır.devamı yarın