beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


AV. Mesut Değer

facebook-paylas
SELAHATTİN DEMİRTAŞ MESELESİ:MAĞDURLARIN ADALETİ İLE HUKUK DEVLETİ BİRBİRİNİN DÜŞMANI DEĞİLDİR-3
Tarih: 22-08-2026 00:01:00 Güncelleme: 22-08-2026 00:01:00


 

Türkiye'nin en fazla ihtiyaç duyduğu zihinsel dönüşümlerden biri de burada.

6-8 Ekim'de yakınlarını kaybedenler adalet istemekte haklıdır. Şiddetin mağdurları adalet istemekte haklıdır. Devlete yönelik saldırıların hesabının sorulmasını isteyen vatandaş da haklıdır. Demirtaş'ın adil yargılanmasını ve AİHM kararlarının uygulanmasını isteyen vatandaş da haklıdır. Bunları birbirinin karşısına koymak zorunda değiliz.

Mağdurun adaleti ile sanığın adil yargılanması aynı hukuk düzeninin iki unsurudur. Gerçek hukuk devleti budur. Eğer suç işlendiyse

Cezalandırılmalıdır. Ama ceza her daim: maddi kanıta dayanmalı, gerekçeli olmalı, adil yargılama sonucunda verilmeli, bağımsız yargısal denetime açık olmalı ve Türkiye'nin taraf olduğu insan hakları hukukuyla uyumlu olmalıdır.

Türkiye bugün çok önemli bir eşikte

Eğer “Terörsüz Türkiye” gerçekten yeni bir dönem anlamına gelecekse, bu dönemin yalnızca güvenlik politikasıyla kurulması mümkün değildir.

Bir toplumun silahları bırakması önemlidir.

Ama daha sonra insanların birbirine güvenmesi gerekir

Ve her iki tarafın zihniyeti önemlidir. Siyaset yapabilmesi gerekir.

Kendini ifade edebilmesi gerekir. Hukuka güvenebilmesi gerekir.

Devletin kendisine adil davranacağına inanması gerekir.

İşte Demirtaş meselesi bu nedenle önemlidir. Çünkü bugün Demirtaş hakkında verilecek karar yalnızca Demirtaş'ın hayatını etkilemeyecek.

Türkiye'nin Avrupa insan hakları sistemiyle ilişkisini, yargının bağımsızlığına ilişkin algıyı, Kürt seçmenin devlete bakışını, muhalefetin hukuk devleti söylemini, iktidarın normalleşme iddiasını ve “Terörsüz Türkiye” sürecinin samimiyetine ilişkin toplumsal kanaati de etkileyecektir.

Ben Demirtaş'ın bütün siyasi düşüncelerini doğru bulmak zorunda değilim.

Onun geçmişte yaptığı bütün açıklamaları savunmak zorunda da değilim.

6-8 Ekim olaylarının ağır sonuçlarını görmezden gelmek zorunda hiç değilim. Fakat bütün bunlar bana şu hakkı vermez: Hukukun yerine siyasi kanaatimi koymak. Aynı şekilde Demirtaş'ın destekçisi olmak da mahkemenin verdiği her kararı otomatik olarak yok sayma hakkı vermez.

Türkiye'nin ihtiyacı olan şey tam da bu iki aşırılığın dışına çıkabilmektir.

Bir tarafta: “Demirtaş ne yaptıysa doğrudur.” diyecek bir anlayış. Diğer tarafta: “Demirtaş terörle ilişkilendirildi, dolayısıyla AİHM kararlarının hiçbir önemi yoktur.” diyecek bir anlayış. İkisi de hukuk devleti değildir.

Hukuk devleti üçüncü yolu bulur. Suç varsa cezalandırır. Hak ihlali varsa giderir. AİHM kararını uygular. Mağdurun hakkını korur.  Sanığın adil yargılanmasını sağlar. Ve bütün bunları siyasi iktidarın günlük ihtiyaçlarına göre değil, hukuk kurallarına göre yapar.

DEMİRTAŞ EVE NASIL DÖNECEK?

Bugün Türkiye'de tartışılan cümle: “Demirtaş eve dönecek mi?”

Fakat benim için daha önemli soru şu:

“Demirtaş eve nasıl dönecek?”

Çünkü aradaki fark, Türkiye'nin hukuk devleti olup olmadığını gösterir.

Bir siyasi liderin talimatıyla mı? Bir siyasi pazarlık sonucunda mı?

Bir siyasi lütuf olarak mı? Yoksa AİHM kararları, Anayasa, iç hukuk ve TBMM'nin çıkaracağı açık bir düzenleme çerçevesinde mi?

Türkiye için doğru olan sonuncusudur.

Çünkü bir siyasetçinin özgürlüğü bir siyasi iktidarın lütfu haline gelmemelidir.

Aynı şekilde bir siyasetçinin cezaevinde tutulması da bir siyasi iktidarın tercihine dönüşmemelidir. Hukuk varsa, hukuk konuşmalıdır. Türkiye bugün “Terörsüz Türkiye” hedefini konuşuyor. Silahların bırakılmasını konuşuyor. Yeni yasal düzenlemeleri konuşuyor. Toplumsal bütünleşmeyi konuşuyor. Kürt meselesinin yeni bir zeminde ele alınmasını konuşuyor.

O halde bütün bunların sonunda Türkiye'nin cevaplaması gereken soru artık daha büyüktür:

Silahlar sustuktan sonra hukuk nasıl konuşacak?

Çünkü silahların susması güvenlik meselesidir.

Ama kalıcı barış: hukuk + siyaset + toplumsal güven + demokratik temsil gerektirir. Bu nedenle Demirtaş meselesi, “Terörsüz Türkiye” sürecinin dışında tutulabilecek sıradan bir dosya değildir.

Demirtaş, Türkiye'nin Kürt siyasetinin son yirmi yılındaki en görünür siyasi aktörlerinden biridir.

Eğer yeni süreç gerçekten demokratik siyaseti güçlendirecekse, Demirtaş'ın hukuki durumu da bu yeni dönemin hukuk anlayışı içinde tartışılmak zorundadır.

 

                                      SON SÖZ

Türkiye'nin önünde aslında çok açık bir tercih bulunuyor. Ya Demirtaş meselesi üzerinden yeniden: “Bizim siyasetçimiz – sizin siyasetçiniz”

Tartışmasına gireceğiz. Ya da bunun üzerine çıkıp: “Herkes için aynı hukuk” diyeceğiz.

Ben ikinci yolu tercih ediyorum.

Fakat bütün bunlarla birlikte AİHM kararlarının uygulanmasını, adil yargılanmayı ve hukuk devletini de savunabiliriz.

Bunlar birbirinin alternatifi değildir. Tam tersine, demokratik devletin aynı anda yerine getirmesi gereken yükümlülüklerdir.

Demirtaş meslesi;

Türkiye, yeni bir siyasal döneme eski hukuk anlayışıyla mı girecek, yoksa geçmişin ağır siyasi dosyalarını hukuk devletinin evrensel ilkeleri içerisinde çözebilecek mi?

Bence “Terörsüz Türkiye’nin gerçek sınavı burada başlayacak.

Çünkü terörün sona ermesi yalnızca silahların susması değildir. Barış yalnızca çatışmanın bitmesi değildir. Demokratik normalleşme yalnızca siyasi liderlerin birbirine el uzatması değildir. Bütün bunların kalıcı olabilmesi için hukuka güvenmek gerekir. Ve hukuka güvenmenin ilk şartı da şudur: Hukuk, sevdiğimiz insan için de sevmediğimiz insan için de aynı hukuk olmalıdır.

Demirtaş meselesinin Türkiye açısından gerçek anlamı da tam burada yatıyor. Demirtaş'ın eve dönüp dönmemesi bir sonuçtur.

Türkiye'nin o sonuca hangi hukuk yoluyla ulaşacağı ise asıl meseledir.

Eğer bu süreç sonunda TBMM açık ve genel bir hukuk düzenlemesi yapar, yargı AİHM kararlarını ve iç hukuku birlikte değerlendirir ve ortaya kişiye özel değil, herkes için uygulanabilir bir hukuk standardı çıkarırsa, Türkiye yalnızca bir dosyayı çözmüş olmaz.

Kendi hukuk devleti iddiasını da güçlendirmiş olur. Ve belki de yıllardır beklediğimiz gerçek soru budur:

Türkiye, geçmişin güvenlik siyasetinden geleceğin hukuk siyasetine geçmeye hazır mı?

Demirtaş dosyası bunun cevabını verecek dosyalardan biridir.

NOT=

TBMM de bu konuda çıkmasını düşündüğüm kanun maddelerini de yazarak yazımı noktalamak istiyorum.

1. AHİM için,

"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından kesinleşmiş ihlal kararı bulunan ve siyasi saiklerle tutuklu/hükümlü bulunan kişiler hakkında derhal tahliye kararı verilir. Bu kişiler hakkında devam eden yargılamalar durur."

2. Propaganda için,

‘’ 31.12.2025 tarihine kadar terör örgütü propagandası yapmak, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet suçlarından hüküm giyenlerin cezaları 5 Yıl ERTELENİR’’

‘’Veya 1/2 oranında indirilir. Tutuklulukta geçen süre mahsup edilir."*

  3. Siyasi Suçlar için,

"Terörle mücadele kanunu kapsamı dışındaki siyasi düşünce açıklamaları nedeniyle verilen cürüm veya kabahatlerin cezalar infaz edilmez."

17 Temmuz 2026

Av Mesut değer



Bu yazı 915 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI