Toplumsal barışın, birlikte yaşama kültürünün ve insan onurunun her zamankinden daha fazla korunmaya ihtiyaç duyduğu bir dönemde, kamuoyuna yansıyan bazı ifadeler ve görüntüler haklı tartışmaları beraberinde getirmiştir.
İş dünyasının tanınmış isimlerinden Rahmi Koç tarafından anlatılan ve bir Kürt kadınını konu alan sözde “fıkra”, toplumun geniş bir kesimi tarafından incitici, ayrıştırıcı ve aşağılayıcı bulunmuştur. Bir etnik kimliğin ve bir kadının mizah malzemesi hâline getirilmesi, hangi gerekçeyle olursa olsun, toplumsal sorumluluk anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Bir toplumun gerçek büyüklüğü, farklılıklarına gösterdiği saygıyla ölçülür. Kürtlerin, Türklerin, Arapların, Lazların, Çerkeslerin ve bu ülkenin bütün renklerinin onuru eşittir. Hiçbir kimlik, alay konusu yapılacak veya aşağılanacak bir unsur değildir.
Daha da dikkat çekici olan ise, kamuoyuna yansıyan görüntülere göre, eski Başbakanlardan ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde Aksakallılar Heyeti üyesi olarak görev yaptığı bilinen Binali Yıldırım’ın da bu ifadeler sırasında gülerek tepki verdiğinin öne sürülmesidir. Elbette herkesin olaylara ilişkin açıklama yapma hakkı vardır. Ancak görüntülerin yarattığı algı, birçok vatandaş tarafından üzüntüyle karşılanmış ve kamu vicdanında soru işaretlerine neden olmuştur.
Kamu görevlerinde bulunmuş, milyonları temsil etmiş kişilerin; toplumun her kesimine karşı daha hassas, daha dikkatli ve daha kapsayıcı bir dil kullanmaları beklenir. Çünkü kamuoyunda oluşan algı bazen söylenen sözlerden daha büyük sonuçlar doğurabilir.
Eleştiri, demokrasinin temelidir. Ancak eleştirinin amacı düşmanlık üretmek değil, toplumsal sorumluluğu hatırlatmaktır. Bu nedenle mesele yalnızca bir fıkranın içeriği değildir. Mesele, farklı kimliklere bakış açısı ve toplumun bir bölümünün kendisini nasıl hissettiğidir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; öfke, küçümseme ve ayrımcı söylemler değil, eşit yurttaşlık bilincini güçlendiren bir dildir. Bu ülkenin hiçbir vatandaşı; kimliği, kökeni, dili veya kültürü nedeniyle aşağılanmayı hak etmez.
Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, kamuoyunda tartışma yaratan bu tür olaylar karşısında gerekli değerlendirmelerin yapılması, toplumun adalet duygusunun korunması açısından önem taşımaktadır. Çünkü adalet, bir ülkenin yalnızca mahkemelerinde değil; vicdanında, dilinde ve toplumsal ilişkilerinde de yaşamalıdır
Hamdullah IŞIK / [email protected]