beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


Ramazan Kulu

facebook-paylas
Resmî Araç, Özel Hayat: Bu Vebalin Hesabını Kim Verecek?
Tarih: 12-08-2026 00:04:00 Güncelleme: 12-08-2026 00:04:00


 

Diyarbakır’da son zamanlarda nereye baksanız aynı manzarayla karşılaşmak mümkün: Kafelerin önünde, lokantaların önünde, kuaförlerin önünde, piknik alanlarında ve hatta ailece gidilen özel mekânlarda üzerinde “Resmî Hizmete Mahsustur” yazan kamu araçları…

İnsan ister istemez soruyor:

Bu araçlar gerçekten resmî hizmet için mi kullanılıyor, yoksa kamu imkânları bazı kişilerin özel hayatının konforuna mı tahsis ediliyor?

Mesele sadece bir aracın yanlış yere park edilmesi değildir. Mesele, milletin parasının, millet adına emaneten kullanılan kamu imkânlarının hangi amaçla kullanıldığıdır.

Çünkü o aracın deposuna konulan yakıtın parasında 86 milyon vatandaşın hakkı vardır.

O aracın bakımında, lastiğinde, sigortasında, vergisinde, şoförünün maaşında ve kilometrelerce yol alırken tükettiği yakıtta bu milletin alın teri vardır.

Kamu aracı, kamu görevlisinin özel otomobili değildir.

“Resmî Hizmete Mahsustur” yazısı da bir ayrıcalık belgesi değildir.

Tam tersine, o yazı bir sorumluluk ve emanet hatırlatmasıdır.

“Kimse Görmüyor” Diye Kamu Malı Özel Mala Dönüşmez

Bir kamu aracının bir lokantanın, kafenin veya piknik alanının önünde görülmesi elbette tek başına kesin bir usulsüzlük kanıtı değildir. Kamu görevlisinin görev gereği orada bulunması mümkündür.

Ancak aynı araçlar sürekli olarak özel mekânların önünde görülüyorsa, araçların görev dışında kullanıldığına dair ciddi şüpheler oluşuyorsa, burada yetkililerin yapması gereken şey “Bize ne?” demek değil, denetlemektir.

Çünkü kamu yönetiminin temel ilkelerinden biri şudur:

Kamu malı, kamu yararı dışında kullanılamaz.

Bir kamu aracını makam aracına çevirmek, aile gezisine tahsis etmek, özel işlerde kullanmak veya kamu göreviyle ilgisi olmayan kişisel ihtiyaçlarda kullanmak sıradan bir mesele değildir.

Bu, aynı zamanda bir emanet meselesidir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

“Allah size emanetleri ehline vermenizi emreder.”

Emanet yalnızca para değildir.

Makam da emanettir.

Yetki de emanettir.

Kamu bütçesi de emanettir.

Kamu aracı da emanettir.

Ve emanetin hesabı vardır.

Tüyü Bitmemiş Yetimin Hakkı Nerede?

Biz yıllardır “tüyü bitmemiş yetimin hakkı” diyerek kamu malının kutsallığını anlatıyoruz.

Peki gerçekten inanıyor muyuz buna?

Eğer inanıyorsak, neden kamu aracının özel işlerde kullanılmasına göz yumuluyor?

Neden bazı kamu araçları mesai saatleri dışında, hafta sonlarında veya tatil günlerinde özel mekânların önünde görülebiliyor?

Neden vatandaşın gözü önünde yapılan bu kullanımlar konusunda ciddi bir denetim mekanizması işletilmiyor?

Bir vatandaş kendi aracını işe gidip gelmek dışında özel işlerinde kullanabilir. Çünkü o araç kendi malıdır.

Ama kamu aracı başka.

Onun sahibi tek bir kişi değildir.

O aracın gerçek sahibi millettir.

Dolayısıyla kamu aracının yakıtından bir damla bile gereksiz yere tüketiliyorsa, bunun hesabı sorulmalıdır.

Çünkü mesele birkaç litre mazot değildir.

Mesele kamu ahlakıdır.

Vebal Sadece Kullananın Boynunda Değil

Burada önemli bir başka soru daha var:

Bu araçları özel işlerinde kullanan varsa, sadece kullanan mı sorumlu?

Hayır.

Bunu görüp denetlemeyenlerin de sorumluluğu vardır.

Bir kamu kurumunun yöneticisi, emrindeki araçların nerede, ne zaman ve hangi amaçla kullanıldığını takip etmek zorundadır.

Araçların görev emirleri vardır.

Güzergâhları vardır.

Kilometre kayıtları vardır.

Yakıt kayıtları vardır.

Şoförleri vardır.

Teknoloji çağındayız. Araç takip sistemleri var. GPS sistemleri var. Elektronik kayıtlar var.

Dolayısıyla “Bilmiyorduk” bahanesi artık çok kolay kabul edilebilecek bir mazeret değildir.

Bir kamu aracının nerede olduğunu tespit etmek bugün teknik olarak son derece kolaydır.

O halde mesele bilmek değil, denetlemek istemektir.

Valilik, Kaymakamlık ve Belediyeler Ne Yapıyor?

Burada sorumluluk makamlarına da açık bir çağrıda bulunmak gerekiyor.

Valilik…

Kaymakamlıklar…

Belediye başkanlıkları…

Kamu kurumlarının yöneticileri…

Lütfen bu konuyu ciddiye alın.

Diyarbakır halkı, kamu araçlarının hangi amaçlarla kullanıldığını bilmek istiyor.

Kimse kamu görevlilerinin görev yapmasına itiraz etmiyor.

Kimse kamu hizmetinin gerektirdiği araç kullanımını tartışmıyor.

Tartışılan şey çok açık:

Kamu hizmeti için tahsis edilmiş araçların özel hayatın konforuna dönüştürülüp dönüştürülmediği.

Eğer usulsüzlük yoksa, denetim yapılsın ve kamuoyunun şüphesi giderilsin.

Eğer usulsüz kullanım varsa, kim olursa olsun gereği yapılsın.

Çünkü kamu malı konusunda “O makam sahibi”, “Bu müdür”, “Şunun yakını”, “Bunun eşi” diye bir ayrıcalık olmamalıdır.

Kamu malının karşısında herkes eşit olmalıdır.

Milletin Gözü Önünde Yapılıyorsa Daha Büyük Sorundur

Beni asıl rahatsız eden ise başka bir şey.

Bazı insanlar kamu aracını özel işinde kullanırken bunu gizleme ihtiyacı bile hissetmiyor.

Adeta milletin gözüne soka soka…

Resmî araçla ailesini alıp pikniğe gidiyor.

Resmî araçla özel bir mekâna geliyor.

Resmî araçla kişisel işlerini görüyor.

Eğer gerçekten böyle kullanımlar varsa, burada yalnızca kamu malının amacı dışında kullanılması değil, devlet ciddiyetinin zedelenmesi de söz konusudur.

Vatandaş bunu görüyor.

Ve şu soruyu soruyor:

“Ben vergimi öderken kamu malını korumak zorundayım da, kamu görevlisi neden korumak zorunda değil?”

İşte devletin adalet duygusu tam burada sınanır.

Kamu Malı Babasının Malı Değildir

Kamu görevlisi, makamının kendisine sunduğu imkânları kişisel serveti gibi göremez.

Çünkü makam geçicidir.

Görev geçicidir.

Araç geçicidir.

Yetki geçicidir.

Ama yapılan işin hesabı kalıcıdır.

Bugün devletin aracının direksiyonunda oturan kişi, yarın o koltukta olmayabilir.

Fakat kamu malının nasıl kullanıldığına dair kayıtlar kalır.

Bu nedenle kamu görevlilerine hatırlatmak gerekir:

Kamu aracı sizin özel aracınız değildir.

Kamu yakıtı sizin özel yakıtınız değildir.

Kamu bütçesi sizin şahsi bütçeniz değildir.

Ve kamu makamı, kişisel imkânları artırmanın bir aracı hiç değildir.

Denetim Yoksa Usulsüzlük Cesaret Bulur

Her kurumda birkaç kişinin yaptığı yanlış üzerinden bütün kamu çalışanlarını suçlamak doğru değildir.

Diyarbakır’da gece gündüz görev yapan, kamu hizmetini hakkıyla yerine getiren binlerce memurumuz, işçimiz ve kamu görevlisi vardır.

Onların hakkını da korumak gerekir.

Çünkü kamu malına sahip çıkan dürüst çalışanların emeğini gölgeleyen şey, denetimsizliktir.

Bu nedenle çözüm çok basit:

Kamu araçlarının kullanım kayıtları düzenli olarak denetlenmeli.

Mesai dışı kullanımlar gerekçeleriyle incelenmeli.

Yakıt tüketimleri kontrol edilmeli.

Araç takip sistemleri etkin biçimde kullanılmalı.

Görev dışı kullanım tespit edildiğinde, makamına ve kimliğine bakılmaksızın gerekli idari işlem yapılmalı.

Ve en önemlisi, kamu yöneticileri bu konuda “görmedim, bilmiyorum” kolaycılığına kaçmamalıdır.

Çünkü denetim yapılmazsa yanlış yapan cesaret bulur.

Son Söz

Diyarbakır sokaklarında “Resmî Hizmete Mahsustur” yazılı bir araç gördüğümüzde aslında sadece bir otomobil görmüyoruz.

Devletin vatandaşına ait bir emanetini görüyoruz.

O aracın içinde milletin vergisi var.

Milletin alın teri var.

İşçinin, memurun, esnafın, çiftçinin, emeklinin ödediği vergiler var.

Ve belki de o araçta hiç tanımadığımız bir çocuğun geleceğine ayrılması gereken bir kamu kaynağı var.

Bu nedenle mesele küçümsenmemeli.

Kamu malı konusunda bir kuruşun bile hesabı sorulmalıdır.

Çünkü kamu malını korumak yalnızca hukukî bir yükümlülük değil, aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.

Ve unutulmamalıdır:

Kul hakkı, makam kapısında bırakılan bir mesele değildir.

O halde soralım:

Resmî hizmete mahsus araçlar gerçekten sadece resmî hizmette mi kullanılıyor?

Eğer öyleyse mesele yok.

Ama değilse…

Bu vebal kimin boynunda?

Kullananın mı?

İzin verenin mi?

Denetlemeyenin mi?

Yoksa görüp susanın mı?

Bu sorunun cevabını sadece vatandaş değil, devletin ilgili kurumları da vermelidir.



Bu yazı 2144 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI