Bugünlerde hastaneye gitmeden önce ilk uğradığımız yer doktorun muayenehanesi değil, akıllı telefonumuzun arama çubuğu.
Başımız mı ağrıyor? Hemen yazıyoruz: "Baş ağrısı neden olur?" Mideniz mi bulanıyor? Bir tıkla onlarca teşhis ekranımızda beliriveriyor. İnternet bize sınırsız bir bilgi okyanusu sunuyor sunmasına da, o okyanusta pusulasız kalmak bazen şifa ararken dert sahibi olmamıza yetiyor.
Sağlık okuryazarlığı artık sadece broşürleri anlamak ya da reçetedeki saatleri tutturmaktan ibaret değil. Dijital çağda bu kavram, bilgi kirliliği okyanusunda boğulmama sanatına dönüştü. Ve maalesef istatistikler, Türkiye’de nüfusun yaklaşık üçte ikisinin sağlık okuryazarlığı sınavından zayıf not aldığını söylüyor. Bu durum, bizi ekranlardan yayılan modern bir manipülasyon dalgasına karşı savunmasız bırakıyor.
Ekranlarda ya da sosyal medya akışlarında gezinirken karşımıza çıkan "mucize" kürleri, üç günde yirmi kilo verdiren çayları, laboratuvar testlerini hiçe sayan "uzman" kisvesi altında gezen içerik üreticilerini hatırlayın. Yetersiz sağlık okuryazarlığına sahip bir birey için bu iddialar cazip birer kurtuluş reçetesi gibi görünür. Oysa o ışıltılı videoların arkasında, kronik hastalıkları tetikleyen, böbrekleri yoran ya da asıl tedaviyi geciktiren tehlikeli bir cehalet piyasası yatıyor.
Yanlış bilgi, en az hastalık kadar bulaşıcı ve yıkıcıdır. İnternetten okuduğu yanlış bir teşhisle evham krizine giren insanları ya da sosyal medyada gördüğü bir "şifalı bitki" yüzünden karaciğerini iflas ettiren hastaları dinlediğinizde, meselenin ne kadar hayati olduğunu anlıyorsunuz. Sağlık sistemimiz zaten yoğun bir yük altında ezilirken, bir de dijital medyadan beslenen bu tür evham ve yanlış tedavi dalgalarıyla boğuşmak zorunda kalıyor.
Peki ne yapacağız? İnterneti yasaklayamayacağımıza, teknolojinin çarklarını geri çeviremeyeceğimize göre mesele çok açık: Toplumsal bağışıklığımızı, yani sağlık okuryazarlığımızı dijital dünyada da güçlendirmek zorundayız.
Okullardan başlayarak dijital sağduyu ve bilgiye eleştirel yaklaşma becerisini müfredatın merkezine koymalıyız. Medyada sağlık maskesi takarak ticaret yapan, bilim dışı yöntemleri pazarlayan sahte otoritelere karşı çok daha sert ve caydırıcı mekanizmalar işletmeliyiz. Hekimlerimizin ise sadece reçete yazan değil, aynı zamanda dijital dünyanın kirliliğine karşı hastasına rehberlik eden birer iletişimci rolünü desteklemeliyiz.
Parmaklarımızın ucundaki dünya, hayat kurtarabileceği gibi hayat karartma potansiyeline de sahip. Sağlığı dijital bir magazin malzemesi olmaktan çıkarıp bilimin süzgecine emanet etmediğimiz sürece, ekranların arkasındaki "sağlık avcılarının" hedefi olmaktan kurtulamayacağız.
Sağlıklı günler dilerim...