Her çağın insanı, yaşadığı dönemin en büyük icadını bir nimet olarak gördü. Ateş, tekerlek, matbaa, elektrik... Bugün ise hayatımızın merkezinde teknoloji var. Şüphesiz teknoloji insanlığın en büyük kazanımlarından biridir. Fakat her kazanım, doğru kullanılmadığında ağır bir bedel de beraberinde getirir.
Bugün elimizde tuttuğumuz telefonlar, dünyayı avuçlarımızın içine sığdırdı. Ama ne acıdır ki aynı telefonlar, yanı başımızdaki insanları bizden kilometrelerce uzaklaştırdı.
Eskiden insanlar birbirinin kapısını çalmadan gününü tamamlamazdı. Mahalle kültürü vardı. Akşam sofraları sohbetle kurulurdu. Çocuklar sokakta büyür, büyükler aynı masanın etrafında dertleşirdi. Şimdi ise aynı evde yaşayan insanlar bile birbirine mesaj atarak iletişim kuruyor.
Otobüste herkes aynı yöne bakıyor ama kimse birbirinin yüzüne bakmıyor. Kafede dört kişi aynı masada oturuyor, fakat herkes başka bir dünyanın içinde yaşıyor. Sessizlik artık huzurun değil, ekranların sesi oldu.
Sosyal medya bize binlerce "arkadaş" kazandırdı ama gerçek dostluklarımızı elimizden aldı. Bir fotoğrafımıza yüzlerce beğeni geliyor; buna rağmen derdimizi anlatacak bir omuz bulmakta zorlanıyoruz. Çünkü dijital kalabalıklar, gerçek yalnızlığımızı gizleyen en büyük perdedir.
Üstelik artık insanların kim olduğunu da bilmiyoruz. Bir ekranın arkasındaki kişinin yaşı, kimliği, karakteri hatta cinsiyeti bile farklı olabiliyor. Gerçek hayatın yerini, filtrelenmiş hayatlar aldı. İnsanlar mutlu görünmek için yaşıyor, mutlu olmak için değil.
Teknolojinin bir başka sessiz zararı ise aile hayatında görülüyor. Aynı sofrada oturan anne, baba ve çocukların her biri farklı bir ekrana bakıyor. Oysa aileyi aile yapan aynı çatı değil, aynı sohbetti. Birlikte geçirilen zaman değil, birbirine ayrılan zamandı.
Bazen düşünüyorum... Bir gün elektrikler uzun süre kesilse ne olurdu?
Belki çocuklar ilk kez anne ve babalarının anlattığı masalları dinlerdi. Belki yıllardır birbirine "Nasılsın?" demeye fırsat bulamayan eşler yeniden konuşmaya başlardı. Belki kardeşler aynı odada sessizce oturmak yerine kahkahalarla sohbet ederdi.
Çünkü insan, aslında konuşarak iyileşen bir varlıktır.
Ne yazık ki teknoloji bağımlılığı artık sadece bireysel bir sorun değil; toplumsal bir mesele hâline gelmiştir. Dikkat süreleri kısalıyor, çocuklar doğayı değil ekranı tanıyor, gençler kitaplardan uzaklaşıyor, büyükler ise yalnızlığını sosyal medya ile örtmeye çalışıyor.
Burada teknolojiyi suçlamak doğru olmaz. Suçlu olan telefonlar değil, onları kontrol edemeyen bizleriz. Teknoloji iyi bir hizmetkar olabilir; ama kötü bir efendiye dönüştüğünde insanı kendisine bağımlı hâle getirir.
Belki de çözüm sandığımız kadar zor değildir.
Her akşam yalnızca bir saat boyunca telefonlarımızı sessize alıp bir kenara bıraksak... Aynı sofraya oturup birbirimizi dinlesek... Çocuklarımızın gözlerinin içine baksak... Anne ve babamızın hatırını sorsak...
Belki o zaman fark edeceğiz ki hayat, ekranda kaydırdığımız görüntülerden değil; göz göze kurduğumuz cümlelerden ibarettir.
Çünkü teknoloji hayatı kolaylaştırabilir. Ama insanı insan yapan hiçbir değerin yerini asla tutamaz. Ve unutmayalım; geleceği değiştirecek olan şey, daha akıllı telefonlar değil, birbirini yeniden dinlemeyi öğrenen insanlardır.