beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan sefaköy escort beylikdüzü escort seks hikayesi beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort alanya escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan
Bugun...


Doç.DrAhmet ÖNEN

facebook-paylas
KÜRDNOO! KÜRDNO!
Tarih: 06-06-2026 00:01:00 Güncelleme: 06-06-2026 00:01:00


İnsanda kaderin sikkesi lisandır. İnsaniyetin sureti ise sahife-i lisanda nakş-ı beyan tersim ediyor. Lisan-ı maderzad ise tabii olduğundan, elfaz davet etmeksizin zihne geliyor. Alış-veriş yalnız mana ile kaldığından, zihin çatallaşmaz ve o lisana giren maarif 'nakşun ale’l-hacer' gibi baki kalır. 

Bediüzzaman Said Nursi

 

Bazı cümleler vardır ki, bir kitap boyunca anlatılan hakikatleri birkaç kelime içine sığdırır. Üstaz Bediüzzaman Said Nursî’nin:
“İnsanda kaderin sikkesi lisandır.”
ifadesi de bu neviden veciz sözlerdendir.
İlk bakışta kısa ve sade görünen bu cümle, insanın kimliğine, aidiyetine, hafızasına, ruh dünyasına ve hatta kaderle olan münasebetine dair derin manalar taşımaktadır. Üstazın kullandığı her kelime burada hususi bir ehemmiyet arz eder.
“Sikke”, mühür demektir. Eskiden bir hükümdarın bastırdığı paranın üzerindeki mühür, o paranın kime ait olduğunu gösterirdi. Mühür aynı zamanda aidiyetin ve mensubiyetin alametiydi. Bediüzzaman ise dili, insan üzerinde kaderin vurduğu bir mühür olarak tarif etmektedir.
Gerçekten de insan dünyaya gelirken hangi dili konuşacağını seçmez. Hiç kimse annesini, babasını, doğduğu memleketi, yetişeceği çevreyi ve kulağına ilk çalınacak dili tercih ederek dünyaya gelmez. Bunların tamamı insanın iradesi dışında, kaderin tayin ettiği bir daire içinde gerçekleşir.
İnsan bir dilin içine doğar.
İlk ninnisini o dilde işitir.
İlk sevgiyi o dilde hisseder.
İlk korkularını o dilde yaşar.
İlk duaları o dilde öğrenir.
Anne şefkati, baba nasihati, çocukluk hatıraları, sevinçler, acılar ve özlemler hep o dilin kelimeleriyle insanın ruhuna nakşolur.
Bu sebeple dil, yalnızca insanlar arasında haberleşmeyi sağlayan bir vasıta değildir.
Dil, Hafızadır.
Dil, Kültürdür.
Dil, Tarihtir.
Dil, Hissiyattır.
Dil, Bir milletin müşterek vicdanıdır.
Ve her şeyden önce dil, insan ruhunun evidir.
İnsan sonradan başka dilleri öğrenebilir, farklı kültürlerle tanışabilir. Ancak hiçbir dil, ana dilin insan ruhunda bıraktığı derin izi tamamen ikame edemez. Çünkü insanın kalbine ilk yerleşen sesler, aynı zamanda onun fıtratına da yerleşir. Ana dili, insanın yalnız konuştuğu değil; çoğu zaman düşündüğü, hissettiği ve hatırladığı dildir.
Üstaz Bediüzzaman’ın devamındaki şu ifadeler meseleyi daha da açıklamaktadır:
“İnsaniyetin sureti ise sahife-i lisanda nakş-ı beyan tersim ediyor.”
Yani insanın iç dünyası, dil sahifesinde görünür hâle gelir. İnsan kalbindeki hisleri, zihnindeki fikirleri ve ruhundaki incelikleri dil vasıtasıyla dışarıya aksettirir. Nasıl ki bir ressam fırçasıyla iç dünyasını tuvale yansıtırsa, insan da diliyle kendi manevî portresini çizer.
Bu hakikat fertler için geçerli olduğu gibi milletler için de geçerlidir. Bir milletin dili yalnız kelimelerden ibaret değildir. O dilin içinde asırların tecrübesi, sevinçleri, acıları, atasözleri, şiirleri, duaları ve müşterek hafızası saklıdır. Bu sebeple bir dilin zayıflaması veya ortadan kaldırılması sadece bazı kelimelerin kaybı anlamına gelmez; aynı zamanda bir milletin hafızasının ve ruh köklerinin de zarar görmesi demektir.
Bugün ana dili küçümsemek veya onu gereksiz görmek, çoğu zaman insan fıtratını ve dilin mahiyetini yeterince anlayamamaktan kaynaklanmaktadır. Çünkü insan kendi diliyle düşündüğünde daha tabiî, kendi diliyle öğrendiğinde daha derin, kendi diliyle hissettiğinde daha samimi olur.
Üstadın şu cümlesi de bunu ifade etmektedir:
“Alış-veriş yalnız mana ile kaldığından zihin çatallaşmaz.”
İnsan ilmi, fikri ve hakikati kendi dili üzerinden aldığında mana doğrudan zihne ulaşır. Zihin tercüme yükü altında yorulmaz. Kavramlar daha sağlam yerleşir. Bu sebeple öğrenilen bilgiler daha kalıcı olur.
Nitekim Üstaz devamında:
“O lisana giren maarif ‘nakşun ale’l-hacer’ gibi baki kalır.”
buyurur.
Yani ana dil vasıtasıyla elde edilen ilim ve marifet, taşa kazınmış yazı gibi hafızada yer eder. Çünkü dil ile mana arasında tabiî bir ülfet ve yakınlık vardır.
Bu hakikat eğitimden kültüre, sanattan edebiyata kadar hayatın her sahasında kendisini göstermektedir. İnsan kendi dilinde düşündüğünde üretir, kendi dilinde hissettiğinde derinleşir, kendi dilinde konuştuğunda şahsiyetini daha berrak ifade eder.
Bu nedenle bir milletin diline yapılan müdahale yalnızca kelimelere yapılan bir müdahale değildir. Aynı zamanda o milletin hafızasına, kültürüne, hissiyatına ve kaderî aidiyetine yönelik bir müdahaledir.
Çünkü dil, sadece konuşulan bir araç değildir; insanın kim olduğunun da bir parçasıdır.
Belki de bu yüzden Bediüzzaman, meseleyi uzun izahlara ihtiyaç bırakmadan şu veciz cümlede özetlemiştir:
“İnsanda kaderin sikkesi lisandır.”
Bu cümle bize şunu hatırlatmaktadır: İnsan dilini seçmez; fakat dili, insanın ruhunda silinmesi kolay olmayan izler bırakır. Kaderin insana vurduğu ilk mühürlerden biri lisandır. İnsan bazen vatanından uzak düşebilir, bazen farklı coğrafyalarda yaşayabilir, hatta başka diller öğrenebilir. Fakat çocukluğunun dili, annesinin sesi ve kalbinin ilk tercümanı olan ana dili (Zımanê Dayik), hayatı boyunca onunla beraber yaşamaya devam eder.
Çünkü lisan, yalnızca kelimelerin değil; hatıraların, hissiyatın, kimliğin ve kaderin de taşıyıcısıdır.
Çünkü dil, insanın sadece konuştuğu şey değildir. Dil, insanın kim olduğununda parçasıdır. Üstaz bundan dolayı "İnsanda kaderin  sikkesi lisandır." Diyor.

Doç.DrAhmet ÖNEN
Öğretim Üyesi



Bu yazı 2251 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARA
GAZETEMİZ

YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
YUKARI