Diyarbakır’da uzun zamandır beklenen bir değişimin ayak sesleri daha güçlü duyuluyor.
Yıllardır biriken sorunların, ertelenen yatırımların ve kaybedilen fırsatların yanında, yeni bir dönemin işaretleri ortaya çıkmaya başladı.
Buna ister “süreç” diyelim, ister ortak aklın yeniden filizlenmesi…
Adı ne olursa olsun, Diyarbakır artık bazı şeylerin değişebileceğini görmeye başladı.
Bunun en önemli göstergelerinden biri Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası seçimlerinde ortaya çıkan tablo.
Keşke iki aday olsaydı.
Güçlü bir rekabet yaşansaydı. Keşke farklı projeler, farklı fikirler ve farklı yönetim anlayışları kamuoyunun önünde tartışılsaydı.
Rekabet, doğru kullanıldığında kurumları güçlendirir.
Bu kez başka bir tablo var.
Farklı kesimleri, farklı renkleri ve farklı çevreleri aynı zeminde buluşturan bir ortak akıl ortaya çıkmış durumda.
Bu ortak irade gerçekten kentin bütün renklerini kucaklayabilirse, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası yalnızca bir meslek kuruluşu olmaktan çıkar; kentin ekonomik geleceğine yön veren önemli bir aktöre dönüşebilir.
Diyarbakır’ın artık kavga edecek değil, birlikte yol alacak zamana ihtiyacı var.
Bakanların Diyarbakır Mesajı
Son dönemde bakanların Diyarbakır’a yönelik ziyaretleri ve açıklanan yatırımlar dikkat çekici.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sayın Mehmet Fatih Kacır’ın Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde düzenlenen imza ve temel atma töreninde açıkladığı 20 proje, kent açısından önemli bir yatırım gündemi ortaya koydu.
Açıklanan 177 milyar liralık yatırım ve 141 bin istihdam hedefi, Diyarbakır’ın ekonomik potansiyelinin büyüklüğünü bir kez daha ortaya koyuyor.
Diyarbakır artık sadece açıklama duymak istemiyor.
Diyarbakır, temeli atılmış projeler görmek istiyor.
Ulaştırma Bakanı’ndan da aynı kararlılığı bekliyoruz.
Diyarbakır’ın ulaşım sorunlarını kökten değiştirecek hafif raylı sistem projesinde artık daha somut adımlar atılmalı, temel atma ve yapım süreci geciktirilmemelidir.
Sağlık yatırımlarında aynı beklenti var.
Şehir Hastanesi, bir an önce tam kapasiteyle hizmete geçmeli. Bununla yetinilmemeli; ikinci şehir hastanesinin yeri belirlenmeli, projesi hazırlanmalı ve yapım ihalesine çıkılmalıdır.
Diyarbakır’ın başka şehirlerin gerisinde kalmaya tahammülü yok.
Bu şehir yıllardır üretiyor, çalışıyor, bekliyor ve hak ettiği yatırımların peşinden koşuyor.
Sııra beklemekte değil, sonuç almaktadır.
GGC Ödül Töreni
Küçük görünmeyen güyük bir adım.
Geçtiğimiz hafta sonu Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin başarılı gazetecileri ödüllendirdiği tören, Diyarbakır açısından başka bir anlam taşıyordu.
Farklı kesimlerden insanın aynı salonda buluşması, gazetecilerin, siyasetin, iş dünyasının, sivil toplumun ve kentin farklı renklerinin bir araya gelmesi, bugüne kadar alışık olduğumuz tablonun dışında bir görüntüydü.
Bu küçümsenecek bir şey değil.
Diyarbakır’ın en büyük ihtiyacı yalnızca yatırım değildir.
Diyarbakır’ın en büyük ihtiyacı birbirini dinleyebilen, farklılıkları tehdit olarak görmeyen ve ortak meselelerde aynı masaya oturabilen bir toplumsal iklimdir.
Yaşanan sürecin en önemli meyvelerinden biri tam olarak budur.
İnsanın aynı salonda yan yana durabilmesi…
Farklı düşüncelerin aynı masada konuşabilmesi…
Diyarbakır’ın ortak geleceğinin, kişisel hesapların önüne geçebilmesi…
Şimdi sıra Diyarbakır basınında
Diyarbakır basınına büyük bir sorumluluk düşüyor.
Diyarbakır basınının artık kendi içinde de bir birlik zemini oluşturmasının zamanı geldi.
Basın sadece haber aktaran bir kurum değildir.
Basın, aynı zamanda kentin hafızasıdır.
Yanlışları görünür kılar, doğruları gündeme taşır, kamu adına soru sorar ve gerektiğinde güçlü kurumların karşısında güçlü bir ses olur.
Bu nedenle basının parçalı, dağınık ve birbirinden kopuk durması, Diyarbakır’ın lehine değildir.
Ortak meselelerde basının ortak tavır geliştirebilmesi kentin demokratik gücünü artırır.
Diyarbakır, demokrasi adına ağır bedeller ödemiş şehirdir.
Bu nedenle üniversitelerde, kamu kurumlarında, meslek kuruluşlarında veya herhangi bir kurumda basının görevini yapmasını zorlaştıran, basını dışarıda bırakan ya da basın özgürlüğünü daraltan uygulamalar karşısında sessiz kalmak doğru değildir.
Dicle Üniversitesi’nin basına yönelik hafta içinde attığı adım, bu açıdan kamuoyunda tartışılmayı hak ediyor.
İnsan ister istemez geçmişi hatırlıyor.
28 Şubat’ı…
Basının kapıların dışında bırakıldığı, gazeteciliğin baskı altında tutulduğu, farklı seslerin susturulmaya çalışıldığı günleri…
Bugün yeni bir süreçten, demokratikleşmeden, normalleşmeden ve ortak akıldan söz ederken Diyarbakır gibi demokrasi hafızası güçlü kentte 28 Şubat’ı hatırlatan uygulamaların ortaya çıkması kabul edilebilir değildir.
Diyarbakır bunu hak etmiyor.
Eski alışkanlıkları geride bırakma zamanı
Diyarbakır’ın önünde yeni bir fırsat var.
Ekonomi, yatırım, sanayi, sağlık, ulaşım, basın, üniversite ve sivil toplum…
Bütün bu alanlarda ortak akla ihtiyaç var.
Ortak akıl sadece güzel cümlelerden ibaret olamaz.
Ortak akıl; farklı düşünene tahammül etmektir.
Ortak akıl; eleştiriyi düşmanlık olarak görmemektir.
Ortak akıl; gazetecinin soru sormasından rahatsız olmamaktır.
Ortak akıl; yatırım sözünü temele, temeli üretime, üretimi istihdama dönüştürmektir.
Diyarbakır’ın geleceğini kişisel hesapların önüne koymaktır, olması beklenen.
Bugün Diyarbakır’da bazı kapılar yeniden aralanıyor.
Bakanlar geliyor.
Yatırım açıklanıyor.
İş dünyası ortak akıl arıyor.
Farklı kesimler aynı salonlarda buluşuyor.
Bunların her biri önemli.
Asıl mesele, bu görüntünün kalıcı bir kültüre dönüşmesidir.
Diyarbakır artık eski kavgalara, eski ayrışmalara ve eski reflekslere mahkûm olmamalı.
Bu şehir çok bekledi.
Şimdi konuşma değil, icraat zamanı.
Söz değil, temel atma zamanı.
Açıklama değil, hizmet zamanı.
Birbirimize rağmen değil, Diyarbakır için birlikte yürüme zamanı.